Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nâziât Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nâziât Sûresi, 9. Ayet

    اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌۢ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ebsâruhâ ḣâşi’a(tun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(İnsanların) gözlerine korku çöker."

      "Hâşia" kelimesi zelil, hor ve hakir bir halde demektir. Özellikle kalplerin ve gözlerin belirtilmesi -en doğrusunu Allah bilir ya- o dehşet anında kişinin kalbini ve gözünü kullanamaz halde olmasındandır. Aksine o hengâmede kalplere birtakım düşünceler ve doğuşlar arız olur ki onları kalplerden uzaklaştırmak mümkün olmaz. Aynı şey göz için de söz konusudur. Allah Teâlâ, onları saran korku ve dehşet halinin onların kalplerini ve gözlerini normal işlevlerini yerine getirmekten alıkoyacağını, ancak bu korkunun saikine odaklanacağını, başka bir iş göremez hale geleceğini, kalplerin başka bir şey düşünemeyeceğini bildiriyor. Dahası kalpler kendisini bürüyen korkunun şiddetinden karar kılamaz bir halde düşünemeyen ve ne yapacağını bilemeyen hale gelir. İkincisi kişi, başına bir iş gelip de kendisini zor durumda hissettiği zaman her türlü çareye başvurur, gözünü her bir şeyin üzerine diker ve onların devreye sokularak kurtulacağı bir çıkış yolu bulmayı arar. Ancak o günde umutlar tükenir ve kişi tedbiri elden bırakır, kalpler bomboş kalır ve bir yerde karar kılamaz olur. Başına gelen musibetin şiddetinden dolayı herhangi bir tedbire başvurma yoluna giremez. Gözler çağırıcının çağırdığına dair korku ve zillet içinde çakılı kalır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ebsâruhâ (أَبْصَارُهَا)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan b-s-r harflerinin temel semantik anlamının bir şeyi tanımak, bilmek ve görmekle ilgili olduğunu belirtir. Gözün görme yetisine "basar", kalbin bir şeyi derinlemesine kavrayışına ise "basiret" denildiğini ifade ederek, kökün hem fiziksel hem de zihinsel bir algıyı kapsadığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "basar" kelimesinin sadece görme organı olan gözü değil, aynı zamanda ruhun eşyayı idrak etme gücünü temsil ettiğini vurgular. Buradaki çoğul kullanımın, o büyük dehşet anında her bir ferdin bakışındaki donup kalma, hayret ve idrak yitimini simgelediğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, ayetteki zamirin bir önceki ayette geçen "kalplere" (kulub) ait olduğunu, dolayısıyla o korkuyla sarsılan kalplerin sahiplerinin gözlerini nitelediğini aktarır. Bu bakışların, gördükleri hakikat karşısında dehşete düşmüş bir bilinci temsil ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "basar"ın dış dünyadan gelen veriyi iç dünyaya taşıyan bir köprü vazifesi gördüğünü, bu ayette ise bu köprünün gördüğü azap ve gerçeklik karşısında felç olmasını analiz eder. Angelika Neuwirth, Mekki surelerdeki bu tür görsel tasvirlerin, antik Arap şiirindeki yenilgiye uğramış ve utançtan bakışlarını kaçıran mağlup savaşçı imgesiyle estetik bir bağ kurduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "bilgi ve görme" ilişkisinin, dünyada hakikate gözlerini kapatanların o gün her şeyi tüm çıplaklığıyla gördükleri andaki çaresiz ve donuk bakışlarını nitelediğini belirtir.

        Hâşiatun (خَاشِعَةٌ)

        İbn Fâris, h-ş-ayn kökünün temel anlamının boyun eğmek, alçalmak, sükunete ermek ve aşağıya bakmak olduğunu belirtir. Özellikle bir sesin kısılması veya bakışların yere dikilmesi durumunda bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "huşû" kavramının kalpteki derin korkunun ve ezikliğin dış organlara, özellikle de gözlere yansıması olduğunu vurgular. Bu kelimenin, insanın üzerindeki o ağır zillet duygusunu ve ilahi heybet karşısında iradesizce yere eğilmesini temsil ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, klasik tefsir birikimine uygun olarak gözlerin horluk ve sefalet içinde yere dikilmesini, azabın şiddetinden dolayı başlarını kaldıramayacak kadar aşağılanmış bir ruh halini betimlediğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın edebi örgüsü içinde mutlak bir teslimiyeti ve psikolojik bir yıkımı tasvir ettiğini; suçluluk duygusunun bakışlardaki en somut yansıması olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nitelemenin ontolojik bir küçülme anlamı taşıdığını, insanın dünyevi kibrinin yerini mahşerdeki o kaçınılmaz ezilmeye ve pısmaya bırakışını simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "sessizlik ve boyun eğme" vurgusunun, o günkü atmosferde kimsenin itiraz etmeye dermanının kalmadığını ve her şeyin bu mutlak boyun eğmişlik içinde sindiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, hâşia nitelemesinin etimolojik olarak "sönme ve etkisizleşme" imgesini barındırdığını, bunun da inkarcıların o günkü mutlak acziyetlerini gözleri üzerinden somutlaştıran edebi bir tasvir olduğunu söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X