Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nâziât Sûresi, 42. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nâziât Sûresi, 42. Ayet

    يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yes-elûneke ‘ani-ssâ’ati eyyâne mursâhâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      42. "Ne zaman gelip çatacak?' diye sana kıyameti sorarlar."

      Âyetteki "sâat" kıyamet anlamındadır. Ona sâat denilmesi onu tedbir edene umurunun hafif gelmesi sebebiyledir. Ya da vakti geldiğinde olup bitmesinin çok hızlı olmasındandır. Ya da onun vukuunun şu anda içinde bulundukları zamana çok yakın olmasındandır. Şu âyette olduğu gibi: "Etâ emrullâh", yani "Allah'ın emri, yani kıyamet geldi!"

      Eğer burada soruyu yönelten müminler ise, soru doğruyu elde etme, bilgilenme amaçlı olur. Sanki şöyle olur: Onlara "İze's-semâu'nfetarat" ve "İze's-semâu'nşakkat" denilince onlar merakla "Kıyâmet ne zaman kopacak?" diye sordular. Bunun üzerine de bu âyet indi. Soruyu kâfirlerin sorması da mümkündür. Daha önce de belirttiğimiz gibi kıyametin kopuş anının bilinmesinde fazla bir yarar yoktur ki onu müslümanlar merak edip de sorsunlar. O yüzden sorunun kâfirlerin Hz. Peygamber (a.s.) ile kafa bulma ve onu hafife alma amaçlı olması ve alaycı bir şekilde onun bir an evvel gelişini istemiş olmaları da mümkündür. Bu haliyle onlar aslında bildikleri bir şeyi muannit bir tavırla soruyorlardı ve maksatları işi sulandırmak ve zayıfların ve tâbilerin aklını karıştırmaktı. Çünkü onlar biliyorlardı ki (içinde bulundukları) vakit kıyâmetin kopuş saati değildir. Onlar acele gelmesini isteyince biliyorlardı ki Hz. Peygamber (a.s.) onu istedikleri vakitte gösteremeyecektir. Zira bu vâdin hilafına bir durum arzedecektir. Sonuçta bunu da zayıflara karşı bir kanıt olarak kullanacaklar ve eğer onun "Kıyamet kopuyor" demesi gerçek olsaydı o takdirde gelmesini istedikleri vakitte onu kendilerine getirecekti. (Ama vaziyet öyle değildi. Akıllarınca durumu istismar ediyorlardı).​​

      Yorumu Yorumla

      • Mehmet Âkif Ersoy
        • 2020
        • 51

        #4
        42-46: "Senden kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. Bunu düşünmekten sana ne? Onu bilmek ancak Tanrı'nındır. Sen, yalnız, ondan korkana tehlikeleri anlatmakla me'mursun. Onlar kıyameti gördükleri zaman, dünyada bir sabah, yahud bir akşam kalmışlar, sanacaklar."

        KIYAMET'İ BIRAK, BUGÜNE BAK

        En-Nâziât Sûre-i celîlesinin sonundaki şu âyetler kendilerinden evvel gelen âyetler gibi Mekkidir. Sebeb-i nüzülü de şudur:

        Kureyş inatçıları ikide birde "Haşir ne zaman vukûa gelecek? Kıyamet ne vakit kopacak?" diye aleyhissalâtu vesselâm Efendimizi sıkıyorlardı. Bu sual Cenab-ı Peygamber için bir ukde-i hâtır oluyordu; halletmek arzusu bir türlü içinden çıkmıyordu.

        Karşısındakini doğru yola sevk etmek, hakikatı kabule ikna eylemek iştiyakında olanlar için pek tabiî olan şu arzu Nebiyy-i Muhterem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize göre de öyle idi.

        "Faydasız bilginin peşine düşme.."

        İşte Cenab- Hak, Resûlünü böyle tahakkuku mümkün olmayacak temennilerden nehy ediyor. Evet, bu nehiy (فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَيهَا) Ayet-i Celilesinde görüldüğü vechile istifham-ı inkârî suretinde îrad buyurulmuştur.

        فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرِيهَا إِلَى رَبِّكَ مُنْتَهَيهَا. إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَيهَا

        Yani: "Sana hiç taalluku bulunmayan, anlaşılmasına sence bir ihtiyaç olmayan bu meseleyi neden kendine ukde edip duruyorsun? Bu ebedi bir sırdır ki halli ilm-i ilâhîye dayanır. Senin vazifen kıyameti düşünüp korkanları o müdhiş günün şedâidinden haberdar ederek uyandırmak; yaşadıkları müddetçe salah içinde, mekârim-i ahlâk içinde yaşatmak suretiyle o yevm-i hesaba hazırlamaktır.

        "İkide birde bu suali soran erbâb- inada gelince, onları kendi haline bırak. Zira onlar bu fani cihanın arkasından ikinci bir cihan-ı bâkî geleceğini, ölümle dinen velvele-i hayatın yeniden uyanacağını, bir türlü kafalarına sığdıramıyorlar. Onun için, sen de sırf seni sıkmak maksadıyla ileri sürdükleri bu suali kendine derd etme, bununla uğraşma."

        Kıyamet'in dehşetine hazır olsunlar!

        (كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَئُوا) “Kıyamet gününü gördükleri vakit zihinlerindeki suver-i zamaniye büsbütün silinecek de yaratıldıkları demden bas olundukları zamana kadar geçen müddeti tam bir gün kadar bile tasavvur edemeyecekler. Bu zan ise ya evvelce onların böyle bir âtîye hazırlanmış olmamalarından, yahud gözleri önündeki dehşetin karşısında medhûş kalmalarından ileri gelecek."

        Birinci âyetteki (såat) insanların yeniden dirildikleri, zamandır ki o da yevm-i kıyamettir. Zaten (إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ) gibi diğer birçok âyetler de hep aynı manaya gelmiştir.

        (أَيَّانَ مُرْسَهَا) Saatin yani kıyametin irsâsı ne zamandır demek oluyor. İrsâ: İkāmet, istikrár, husûl, vuků manalarınadır. (ضُحيهَا) daki zamirin (عَشِيَّةٌ) e rücûu şu iki kesr-i zamânînin yani sabah ile akşamın aynı güne aid olduğunu göstermek içindir. Demek ki zanlarına göre bir günü bile tamamıyla geçirmemişler de, o günün ancak sabahı yahud akşamı kadar bulunmuşlar.

        Yorumu Yorumla

        • Etimolog
          • 2025
          • 6236

          #5
          Yes’elûneke (يَسْـَٔلُونَكَ)

          İbn Fâris, s-e-l kök harflerinden oluşan bu kelimenin temel semantik anlamının bir şeyi talep etmek, bilgi istemek ve bir durumun açıklığa kavuşturulması için başvuruda bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sual" kavramının, bir gerçeğe ulaşmak veya bir şeyi elde etmek amacıyla yöneltilen hitap olduğunu, ancak buradaki bağlamın müşriklerin bilgi alma amacından ziyade, imkansız gördükleri bir olayı alaya alma ve zorlama isteği taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diyalojik yapısında "yes'elûneke" (sana soruyorlar) kalıbının, peygamber ile muhalifleri arasındaki epistemolojik çatışmayı temsil ettiğini, muhatapların peygamberi köşeye sıkıştırmak için metafizik soruları birer araç olarak kullandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının müşriklerin inkar psikolojisini yansıttığını, onların bu soruyla kıyametin gerçekliğini değil, onun zamanının belirsizliğini kullanarak peygamberin otoritesini sarsmayı hedeflediklerini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "talep" vurgusunun, burada samimi bir öğrenme isteğini değil, bir inatlaşmayı ve tebliğ edilen gerçeği itibarsızlaştırma çabasını nitelediğini ifade eder.

          Es-Sâate (ٱلسَّاعَةِ)

          İbn Fâris, s-v-ayn kök harflerinden oluşan bu kelimenin temel semantik anlamının zamanın bir parçası, bir an ve sınırlı bir müddet olduğunu belirtir. Zamanın bölünmüş her bir cüzüne bu isim verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sâat" kavramının Kur'an'da genellikle dünyevi zamanın sonunu ve kıyametin koptuğu o dehşetli "an"ı temsil ettiğini vurgular. Bu ismin verilmesinin sebebinin, o olayın bir anda (ansızın) gerçekleşecek olması veya insanların o andaki hesabı çok hızlı hissedecek olmaları olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Süryanice "şâ'â" ve Aramice "şâ'etâ" kelimeleriyle olan derin bağına dikkat çekerek, bu terimin erken dönem Hristiyan ve Musevi eskatolojisinde "vakit/an" anlamında teknik bir terim olarak kullanıldığını, Kur'an'ın da bu anlam yükünü muhafaza ederek kıyametin "vakti" olarak yerleştirdiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, "es-sâat" kavramının Kur'an'ın semantik dünyasında tarihsel zamanın bittiği ve ebedi zamanın başladığı o "mutlak kırılma noktasını" simgelediğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik yapısının ve belirlilik takısıyla (el) gelişinin, onu sıradan bir zaman diliminden ayırıp kozmik bir olaya, yani beklenen o büyük "son"a dönüştürdüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "anlık" vurgusunun, kıyametin gelişindeki ani ve sarsıcı niteliği nitelediğini, müşriklerin ise bu "an"ı somut bir tarihsel veri olarak talep ettiklerini belirtir.

          Ayyâne (أَيَّانَ)

          Râgıb el-İsfahânî, "ayyâne" kelimesinin "ne zaman" (metâ) anlamına gelen bir soru edatı olduğunu ancak özellikle gelecekte gerçekleşecek, gerçekleşmesi büyük ve sarsıcı olan hadiseler için kullanıldığını belirtir. Bu edatın, sorulan şeyin azametini ve vuku bulmasındaki kesinliği hissettiren bir vurgu taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki soru vurgusunun, müşriklerin kıyametin kopacağı vaktin belirsizliğini bir alay konusu haline getirdiklerini nitelediğini, "ne zamanmış o vakit?" şeklindeki meydan okuyucu tavrı temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ayyâne" edatının etimolojik olarak zamanın uzaklığını veya o büyük hadisenin ağırlığını barındırdığını, bu sorunun aslında bir "ispat" talebi değil, bir "geçiştirme" refleksi olduğunu ifade eder.

          Mursâhâ (مُرْسَىٰهَا)

          İbn Fâris, r-s-v kök harflerinden oluşan bu kelimenin temel semantik anlamının bir şeyin sabitlenmesi, yerleşmesi, hareket halindeyken bir noktada durması ve sarsılmaz bir hal alması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mursâ" kelimesinin bir geminin demir atmak (liman ve demirleme) ve durduğu yer veya zaman anlamına geldiğini, buradaki kullanımın ise kıyametin adeta bir gemi gibi engin zaman denizinde süzülüp geleceği ve sonunda "demir atacağı" (gerçekleşeceği) anı temsil ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, bu kelimenin kullanımını denizcilik metaforları üzerinden analiz eder; kıyametin kopuşunu bir varış, bir "demirleme" olarak betimleyen bu ifadenin, o vaktin ilahi takdirle belirlenmiş bir limana sahip olduğunu edebi bir dille yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "sabitlenme" vurgusunun, kıyametin sadece bir ihtimal değil, takvimlenmiş ve gerçekleşmesi kaçınılmaz olan, sarsılmaz bir gerçeklik (vuku) olduğunu nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mursâ" kavramının ontolojik bir "karar kılma" eylemi olduğunu, varlığın dünya sürgününden sonra ulaşacağı o nihai limanı ve hesabın sarsılmaz kesinliğini bu kelime üzerinden analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin etimolojik olarak eylemdeki kararlılığı ve bitişi barındırdığını, kıyametin "demir atmasının" artık her şeyin son bulup mutlak adaletin başlayacağı noktayı simgelediğini söyler.

          Yorumu Yorumla

          İşleniyor...
          X