فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 41. Ayet
Daralt
X
-
40-41. "Rabb'inin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsine kötü arzuları yasaklayana gelince, onun barınağı da cennetin ta kendisidir."
Rabb'inin huzurunda (hesap vermekten) korkan. Makamdan maksadın Rabb'inin hesaba çekmesi ya da Rabb'i katındaki mevkii olması mümkündür. Makam Allah'a izafe edilmiştir; çünkü ölümden sonra diriltme ve âhiret hayatı ona izafet edildiği için âhiretle ilgili olan her hal O'na izafe edilmiş olmaktadır. Korkunun, kişinin içinde bulunduğu halden olması da mümkündür. O, bulunduğu makamın Allah Teâlâ'nın bulunmayı yasaklamış olduğu bir makam olmasından korkar. Nefsine kötü arzuları yasaklayan. Buradaki yasaklama (nehiy) sözlü bir yasaklama değildir. Aksine yasaklamadan maksat nefsinin şehvet arzularından ve lezzetlerinden el çekmesini istemesidir. Onlardan el çektirmesi, ona âhiret azabını hissettirmesi ve onun kendisine vereceği acı ve ıstırabı hatırlatması ve sakındırmasıyla olur. Kişi bunu yaptığı takdirde nefsin peşin şehvet arzularını terk etmesi ve âhiret için çalışması kolay olur.
İnsanlar nefislerini peşin zevklerin ardına düşmekten alıkoymada iki kısma ayrılır: Kimi vardır ki nefsi üzerinde egemenlik kurar ve ona arzu ettiği şeyleri vermez; bu gibiler devamlı olarak bir çaba ve yorgunluk içinde olur. Kimileri de vardır ki nefsine yaptıklarının sonucunu hatırlatır, ona itaat edenler için hazırlanmış olan sevapları gösterir, zalimlerin başlarına gelecek azapları bildirir. Bunun sonucunda nefis onları sanki baş gözüyle görmüş gibi olur, bunun tabii sonucu olarak da âhiret lezzetlerini dünya lezzetlerine tercih eder. Zira âhiret lezzetleri hem daha devamlı hem de daha haz vericidir. Böyle olunca da âhiret hayatı için çalışıp çabalaması onun için kolay hal alır. "Hevâ" nefsin şehvet arzularını ve lezzetlerini tatmine meyletmesidir. Ayette, nefislerin şehvetlere karşı tutkulu olduğunu, onlara meyyal bulunduğunu ve onlardan ancak sözünü ettiğimiz şekilde uzak durabileceğine dair bildirim de vardır.
Yorum
-
Cennet (جَنَّة)
İbn Fâris, c-n-n harflerinden oluşan bu kökün temel semantik anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak olduğunu belirtir. Cenine, kalbe (cenan) ve deliliğe (cinnet) de aklın veya cismin örtülmesi hasebiyle bu kökten isim verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "cennet" kelimesinin dildeki karşılığının, yerdeki toprağı gölgeleyecek kadar sık ve bol ağaçlı bahçe olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımın, müttakiler için hazırlanan ve dünyevi idrakin ötesinde saklı tutulan o muazzam ödül mekanını temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini tartışırken, İbranice "gan" ve Süryanice "ginta" ile olan semantik paralelliklere dikkat çeker; ancak Kur'an'ın bu terimi Arapçadaki c-n-n köküyle harmanlayarak "korunaklı ve gölgeli vaha" imgesi üzerinden teolojik bir zirveye taşıdığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik sisteminde "cennet"in sadece bir mekan değil, insanın Allah'a en yakın olduğu ve mutlak huzura erdiği "ebedi selâmet yurdu" olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, cennet tasvirlerinin Mekke dönemi hitabetinde, dünya hayatının sıkıntılarına karşı bir teselli ve vaat olarak kurgulandığını; kelimenin "örtme" vasfının burada huzurun kuşatıcılığını simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "gizleme" vurgusunun, cennetin mahiyetinin beşer için bir "gayb" oluşuna, ancak vaat edilen o eşsiz nimetlerin gerçeğine işaret ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, cennet kelimesinin etimolojik olarak bir "muhafaza" anlamı taşıdığını, oraya girenlerin her türlü kederden korunmuş olacağını söyler.
Me’vâ (الْمَأْوَىٰ)
İbn Fâris, e-v-y kök harflerinin temel semantik anlamının bir yere sığınmak, bir şeyi kendine çekmek ve bir mekanda karar kılmak olduğunu belirtir. Bir canlının gün sonunda güvenle döndüğü yuvasına bu kökten isim verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "me'vâ" kelimesinin bir sığınak ve barınak ismi olduğunu, ancak bu ayetteki kullanımın azgınlar için belirlenen akıbetle tam bir zıtlık oluşturduğunu vurgular. Rabbinden korkanlar için cennetin gerçek ve huzur dolu bir "yuva" haline geldiğini temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "me'vâ" kavramının insanın varoluşsal gurbetinin sona erdiği "asli vatanı" simgelediğini, ruhun aradığı o nihai sükunetin bu kelimeyle mühürlendiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin Mekke dönemi surelerinin kapanış sahnelerinde, insanın dünyadaki ahlaki yürüyüşünün varış noktasını niteleyen bir "liman" işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "sığınma" vurgusunun, burada cennetin müminleri kucaklayan, onları ebediyen koruyan ve bağrına basan bir mekan oluşunu nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "me'vâ" nitelemesinin ontolojik bir "ait olma" halini temsil ettiğini, insanın yaratılış gayesine uygun olarak nihayet kendine en layık olan yere, yani ilahi rahmetin merkezine yerleşmesini simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, me'vâ kelimesinin etimolojik olarak bir "emniyet" ve "birleşme" anlamı barındırdığını, cennetin bu vasfıyla mümin için en yüksek huzur durağı olduğunu söyler.
Yorum
Yorum