يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ مَا سَعٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 35. Ayet
Daralt
X
-
"O gün insan yapıp ettiklerini iyice hatırlayacak;"
"Sea" yani işlediklerini. İnsanın o günde yapıp ettiklerini hatırlaması iki şekilde olacaktır: Birincisi: Kitabını, yani amel defterini okuması yoluyla. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!" İkinci hatırlama karşılık görme (ceza) sebebiyledir. Birinci şekildeki hatırlama Allah'ın bir lütfunun sonucu olur, yoksa bir insanın bu şekilde yapıp ettiklerini hatırlaması mümkün değildir. Zira insan birtakım bilgileri yazar da sonra aradan zaman geçince onları unutur, okumak suretiyle onları bir türlü hatırlayamaz. Bizzat kendisinin yazmadığı bilgileri hatırlamaması ise daha da öncelikli bir durum olur. Ne var ki Allah Teâlâ lütuf ve ihsanının bir sonucu olarak okuması yoluyla onları kendisine hatırlatır, böylece meleklerin yazmış oldukları bilgilerin doğruluğunu görür, eğer cezalandırılmışsa cezasının bizzat elleriyle işledikleri yüzünden olduğunu anlar. Gördüğü ceza hatırlatma konusunda daha etkindir. Dolayısıyla o günde dünyada iken bütün yapıp ettiklerini hatırlar.
Yorumu Yorumla
-
Yevme (يَوْمَ)
İbn Fâris, y-v-m harflerinden oluşan bu kökün temel semantik anlamının, güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi olduğunu belirtir. Zamanın bir parçasına veya herhangi bir müddete de bu kökten hareketle isim verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının örfte gün ışığının olduğu vakit anlamına geldiğini, ancak dini terminolojide belli bir olayın gerçekleştiği "zaman dilimi" veya "merhale" olarak kullanıldığını vurgular. Ayetteki kullanımın, mutlak bir hesaplaşma vaktini ve o andaki dehşeti nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman algısında "yevm" kelimesinin sadece kronolojik bir günü değil, kozmik bir kırılma anını ve ilahi adaletin tecelli ettiği o "nihai anı" temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "et-tâmmetü'l-kubrâ" (en büyük felaket) ile irtibatlı olarak, insanın tüm sahte meşguliyetlerinden sıyrılıp hakikatle yüzleşeceği o "farkındalık zamanını" nitelediğini belirtir.
Yetezekkeru (يَتَذَكَّرُ)
İbn Fâris, z-k-r kök harflerinin temel semantik anlamının bir şeyi korumak, zihne getirmek ve unutulmuş olanı tekrar canlandırmak olduğunu belirtir. Ayrıca bu kökün "güç ve metanet" anlamı taşıdığını, bir şeyi anmanın zihni kuvvetlendirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tezekkür" eyleminin zihinde kaybolmaya yüz tutmuş veya unutulmuş bilgileri tekrar hazır hale getirmek olduğunu vurgular. "Tefe'ul" kalıbında gelmesinin, bu hatırlamanın bir anda değil, tüm geçmişin sarsıcı bir şekilde film şeridi gibi göz önünden geçmesi şeklindeki yoğun bir süreci temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "tezekkür"ün insanın kendi özündeki ve geçmişindeki hakikatlerle yüzleşmesi olduğunu, mahşer meydanında bu hatırlamanın kaçınılmaz bir "ontolojik yüzleşme" haline geleceğini analiz eder. Angelika Neuwirth, bu fiilin Mekke dönemi surelerinde insanın sorumluluk bilincini tetikleyen bir anahtar kavram olduğunu, o gün her bireyin dünyada ektiğini biçeceği gerçeğini en derin ayrıntısına kadar hatırlayacağını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "hatırlama" vurgusunun, o gün insanın inkar ettiği veya önemsemediği her bir amelinin bütün çıplaklığıyla bilincine geri dönmesini ve bu durumun yarattığı büyük pişmanlığı simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "yetezekkeru" fiilinin burada bir "hafıza devrimi" olduğunu, insanın dünyadaki nisyan (unutkanlık) perdesinin o gün yırtılacağını ve her şeyin ayan beyan ortaya çıkacağını analiz eder.
El-İnsânu (الْإِنسَانُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni hakkında iki görüşe yer verir: İlki "üns" (alışmak, cana yakın olmak), ikincisi ise "nisyân" (unutmak) köküdür. İnsanın hem sosyal bir varlık olmasına hem de yaratıcısına verdiği sözü unutma meyli taşımasına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "insan" isminin bu varlığa verilmesinin sebebinin, onun başkalarıyla kurduğu ünsiyet ve sosyal doku olduğunu belirtir. Ancak ayetteki bağlamın, o gün her insanın kendi bireysel sorumluluğuyla baş başa kalacağını ve o sosyal bağların kopacağını vurguladığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde İbranice "enosh" ve Süryanice "nâşâ" kelimeleriyle olan semantik paralelliklere değinerek, Kur'an'ın bu terimi beşeriyetin genelini ve onun zayıf fıtratını nitelemek üzere kullandığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "el-insân" kelimesindeki belirlilik takısının (lam-ı tarif), burada tüm insanlık nevinin tek tek kendi amelleriyle yüzleşeceği o evrensel durumu nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "unutma" (nisyan) imasına dikkat çekerek, dünyada unutan insanın ahirette her şeyi hatırlar (yetezekkeru) hale gelmesindeki o ibret verici zıtlığı ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, insan kelimesinin etimolojik olarak hem kırılganlığı hem de sorumluluğu barındırdığını, o gün bu sorumluluğun neticelerinin ortaya çıkacağını söyler.
Se'â (سَعَىٰ)
İbn Fâris, s-ayn-y kök harflerinin temel semantik anlamının hızlı yürümek, bir iş için koşturmak, gayret etmek ve bir amaca yönelik çaba sarf etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sa'y" kavramının sadece fiziksel bir yürüyüş değil, insanın iradesiyle gerçekleştirdiği her türlü bilinçli eylem ve çalışma anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki "mâ se'â" (çabaladığı şeyler) ifadesinin, insanın dünya hayatı boyunca peşinden koştuğu, emek verdiği ve kazandığı tüm amelleri temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde "sa'y" kelimesinin insanın varoluşsal çabasını nitelediğini, o gün bu çabaların niteliğinin (hayır veya şer) her yönüyle görüleceğini analiz eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin kullanımının insanın dünyadaki dinamizmine işaret ettiğini ve "sa'y" eyleminin sonuçlarının mahşerde insanın "ayrılmaz bir parçası" olarak karşısına çıkacağını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "koşturma" vurgusunun, dünya hayatının aslında bir "koşturmacadan" ibaret olduğunu ve o gün bu koşunun varış noktasındaki o büyük hesaplaşmayı nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "sa'y" fiilinin insanın kendi geleceğini inşa etme süreci olduğunu, o gün hatırlanacak olanın sadece bir bilgi değil, bizzat o çabaların yarattığı sonuçlar olduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla