فَاِذَا جَٓاءَتِ الطَّٓامَّةُ الْكُبْرٰىۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
"O büyük felâket (kıyâmet) geldiğinde;"
"Tâmme" sayha, yani çığlık demektir. Kıyâmetin "Tâmme" diye isimlendirilmesi bütün yaratıkları kapsaması ve onları sarmasından ötürüdür. "Kübrâ", yani büyük diye isimlendirilmesi ise kıyamet eğer azapla sarmalarsa bunun hiç kesilmeden devamlı olacağı, yok sevapla sarmalarsa o takdirde de sevabın ve verilen değerin devamlı olacağı ve hiç kesintiye uğramayacağı içindir. İşte bu devamlığı sebebiyle "kübrâ", yani büyük diye isimlendirilmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Câet (جَاءَتِ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan c-y-e harflerinin temel semantik anlamının bir şeyin bir yere ulaşması, varması ve ortaya çıkması olduğunu belirtir. Bu kökün, sadece fiziksel bir gelişi değil, aynı zamanda bir hükmün veya bir vaktin gerçekleşmesini de ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "meci" (gelmek) kavramının "ityân" kavramına göre daha ağır ve daha sarsıcı durumlar için kullanıldığını, buradaki "câet" fiilinin ise kıyametin o kaçınılmaz ve engel olunamaz gelişini, yani bir vaadin fiiliyata dökülmesini temsil ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, fiilin müennes (dişil) formda gelmesinin faili olan "et-tâmme" kelimesiyle uyumlu olduğunu ve bu gelişin ani, sarsıcı ve her şeyi hazırlıksız yakalayan niteliğine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Kur'an'ın kıyamet sahnelerinde bir "vuku bulma" (gerçekleşme) anını nitelediğini, "geldi" ifadesinin aslında o sahnelerin kesinliğini ve muhatabın zihninde çoktan olmuşçasına (mazi kipiyle) canlandırıldığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, câet kelimesinin etimolojik olarak eylemdeki kararlılığı ve varış noktasındaki mutlak otoriteyi barındırdığını, bunun da ilahi takdirin zamanı geldiğinde hiçbir engel tanımadan tecelli edeceğini simgelediğini söyler.
Et-Tâmmetü (الطَّامَّةُ)
İbn Fâris, t-m-m harflerinden oluşan bu kökün temel semantik anlamının bir şeyi tamamen doldurmak, üzerini örtmek ve kuşatmak olduğunu belirtir. Bir çukurun toprakla tamamen doldurulup düzlenmesi veya suyun her yeri kaplaması durumları için bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "et-tâmme" kelimesinin "her şeyi örten, kendisinden daha büyüğü olmayan musibet" anlamına geldiğini vurgular. Özellikle denizin veya büyük bir felaketin her şeyi altına alıp yok etmesi imgesinden hareketle, kıyametin diğer tüm felaketleri unutturan ve hepsinin üstüne çıkan o mutlak kuşatıcılığını temsil ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, klasik lügatlerde bu kelimenin "galip gelen ve üstün gelen" anlamlarına dayandığını, kıyamete bu ismin verilmesinin sebebinin ise onun dehşetinin tüm dertleri ve tasaları bastıracak kadar baskın olmasından kaynaklandığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik terminolojisinde bu kavramın, mevcut varlık düzenini tamamen silip süpüren ve yerini mutlak bir hesaplaşma atmosferine bırakan "nihai kuşatma" olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik yapısındaki "t" ve şeddeli "m" harflerinin yarattığı ses etkisinin, olayın sarsıcılığını ve her şeyi bastıran gürültüsünü edebi bir dille karşıladığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin seçilişindeki inceliğin, felaketin "doldurma ve örtme" vasfında saklı olduğunu; o an gelince beşeriyetin tüm yapay meşguliyetlerinin bu büyük olay tarafından yutulacağını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "üstünü örtme" vurgusunun, o günün dehşetinin insanların hayalindeki tüm korkuları geride bırakacağını ve evrensel çapta bir kapanış/açılış anını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "et-tâmme" ifadesinin ontolojik bir "tamamlanış" ve "kuşatılış" olduğunu, insanın artık kaçacak hiçbir boşluk bulamayacağı o mutlak gerçeklik zeminini simgelediğini analiz eder.
El-Kubrâ (الْكُبْرَىٰ)
İbn Fâris, k-b-r kök harflerinin temel semantik anlamının büyüklük, yücelik ve üstünlük olduğunu belirtir. Bir şeyin hacimce, rütbece veya önem bakımından akranlarından ayrışmasını ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kubrâ" kelimesinin "ekber" isminin müennes formu olduğunu ve "en büyük, en azametli" anlamına geldiğini ifade eder. Buradaki kullanımın "et-tâmme" nitelemesini pekiştirdiğini, yani bu felaketin sadece büyük değil, benzeri ve daha büyüğü tasavvur edilemeyen "mutlak büyük" olduğunu vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu sıfatın kıyametin dehşetini derecelendirdiğini; dünyadaki tüm sarsıntıların ve ölümlerin bu "en büyük" hadisenin yanında küçük ve ehemmiyetsiz kalacağını aktarır. Angelika Neuwirth, bu kelimenin Mekke dönemi hitabetinde kozmik azameti vurgulayan bir mühür işlevi gördüğünü, insan zihnindeki büyüklük algısını sarsarak onu ilahi gücün sınırsızlığıyla yüzleştirdiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "el-kubrâ" nitelemesinin semantik yapısında bir "zirve" anlamı barındırdığını, bunun da tarih boyunca yaşanmış tüm trajedilerin ve değişimlerin fevkinde, kainatın gördüğü ve göreceği en devasa hadiseyi nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kubrâ kelimesinin etimolojik olarak bir "nihai büyüklük" temsili olduğunu, kıyametin bu sıfatla anılmasının onun tartışılamaz ve karşı konulamaz otoritesini simgelediğini söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla