Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nâziât Sûresi, 32. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nâziât Sûresi, 32. Ayet

    وَالْجِبَالَ اَرْسٰيهَاۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velcibâle ersâhâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi."

      Yani üstündekilerle birlikte sağa sola yalpalamasın diye yeryüzünü dağlarla sabitledi.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-Cibâle (الْجِبَالَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan c-b-l harflerinin temel semantik anlamının bir şeyin katılığı, büyüklüğü ve sağlamlığı olduğunu belirtir. Vücudun ve yeryüzünün en dayanıklı kısımlarına bu kökten isim verildiğini, dağların da heybeti ve sertliği sebebiyle "cebel" olarak anıldığını ifade eder. Ayrıca bu kökün insanın doğuştan gelen karakteri (cibillet) ile bağını, değişmezlik ve köklü olma vasfı üzerinden kurar. Râgıb el-İsfahânî, "cebel" kelimesinin yeryüzündeki azametli, büyük ve yerinden oynatılamayan kütleleri temsil ettiğini, mecazi olarak da toplumun dayanağı olan büyük şahsiyetler için kullanıldığını ancak buradaki bağlamın yeryüzünün fiziksel dengesini sağlayan unsurlar olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kozmolojik sisteminde dağların rastgele yükseltiler değil, arzın sükunete kavuşturulması için yerleştirilmiş "istikrar unsurları" olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, Mekki surelerdeki tabiat tasvirlerinde dağların genellikle yerin bir nevi "çivisi" veya "kazığı" (evtâd) olarak sunulduğunu, burada ise "el-cibâle" nitelemesinin arzın yayılmasından sonraki tamamlayıcı unsur olarak kurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "katılık" ve "devasalık" vurgusunun, yeryüzünün jeolojik dengesini sağlayan o muazzam kütleleri nitelediğini ve bu yapının ilahi mimarinin sarsılmazlığını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, c-b-l kökünün etimolojik olarak "yoğrulmak" ve "şekil verilmek" anlamıyla olan ilgisine dikkat çekerek, dağların yeryüzünün şekillenme sürecindeki en baskın karakter olduğunu söyler.

        Ersâhâ (أَرْسَاهَا)

        İbn Fâris, r-s-v kök harflerinden oluşan bu fiilin temel semantik anlamının bir şeyin sabitlenmesi, yerleşmesi ve sarsılmaz bir hale gelmesi olduğunu belirtir. Gemilerin limanda durmasını sağlayan demire "mirsâh" denmesinin de bu kökle ilgili olduğunu, dağların da yeryüzüne bu şekilde "çakıldığını" ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ersâ" fiilinin bir nesneyi bulunduğu noktaya iyice oturtmak ve onu dış etkilerle yerinden oynamayacak hale getirmek anlamına geldiğini vurgular; bu ayette dağların yeryüzüne bir "demir" gibi atılarak yerin sarsılmasının engellenmesini temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, fiilin "if'âl" kalıbında gelmesinin ilahi bir "sabitleme" eylemini nitelediğini, bu eylemin kaotik ve hareketli bir kütle olan arzı yaşanabilir ve istikrarlı bir zemine dönüştürme süreci olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin kullanımını gemi ve deniz imgesiyle olan semantik bağı üzerinden değerlendirir; yeryüzünün adeta bir suyun üzerindeki gemi gibi tasarlandığını, dağların ise bu gemiyi sabitleyen ağırlıklar (revâsî) olarak kurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "sabitleme" vurgusunun, yeryüzünün sükuneti için dağların birer ağırlık merkezi olarak stratejik bir şekilde yerleştirilmesini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ersâhâ kelimesinin etimolojik olarak eylemdeki mutlaklığı ve kalıcılığı barındırdığını, bunun da yeryüzü nizamının bozulamazlığını simgelediğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ersâ" fiilinin ontolojik bir "karar kılma" eylemi olduğunu, varlığın hareket halinden istikrarlı bir sükunete geçişini bu kelime üzerinden analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X