وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 30. Ayet
Daralt
X
-
"Bundan sonra da yeryüzünü döşeyip yaydı."
"Dehâhâ" onu serdi demektir. Kimi müfessirler bunu şöyle yorumlamışlardır: Allah, onları önce toplu olarak yarattı, sonra gökleri yarattıktan sonra da onları yaydı. Dikkat edersen "Halakaha" değil de "dehaha" buyurdu, yani serdi. Kimileri de şöyle açıklamışlardır: Allah önce dünya semasını yarattı, sonra ardından yerleri yarattı, ardından da geri kalan altı göğü yarattı. Kimine göre ise bu şöyle oldu: Yeryüzü serilmeden önce top halinde Beytülmakdis'in altındaydı, ondan sonra onu serdi. Ebû Bekir el-Esam dedi ki: Böyle bir yorum imkânsızdır, çünkü yeryüzünün bütünüyle ve olanca genişliği ile Beytülmakdis altında olması mümkün değildir. En doğrusunu Allah bilir. Ancak bize göre bunun mânası şudur: Eğer bu beyanın yorumu onların dedikleri gibi ise o takdirde maksat yaratıldıkları cevhere yöneliktir. Yani Allah'ın yeryüzünü yaratmış olduğu cevher/öz Beytülmakdis'in altında idi demektir. Yoksa mevcut haliyle yeryüzünün Beytülmakdis'in altında olması kastedilmiş değildir. Bu aynen insanın nutfeden (erlik suyu/atmık) yaratılmış olmasını ifade etmek gibidir. İnsanın bütün varlığı ile nutfe içinde olması mümkün değildir. Keza topraktan yaratıldığını söylemek, onun mevcut haliyle toprakta bulunduğunu söylemek değildir. Bunun mânası insanın o cevherden yaratılmış olduğunu ifade etmektir. Bahsedilen konuda da yorum aynı olmalıdır.
Kimileri de şöyle yanlış bir kanaate kapılmışlardır. Onlara göre yerlerin ve göklerin yaratılışı güya aynı anda imiş. Hasan-1 Basrî'den nakledildiğine göre ise yerler gökten önce yaratılmıştır. Buna şu ilâhî beyan delildir: "Yeryüzünde ne varsa tamamını sizin için yaratan, sonra göğe yönelerek onları, yedi gök olarak tamamlayıp düzene koyan..." Bir başka yerde de şöyle buyurulmuştur: "Sonra O, duman halinde olan semaya yöneldi".
Dedi ki: "Semâ" ismi bir şeyin üstüdür. Nitekim evin tavanına da insanın tepesinde olduğu için "semâ" denilir.
Yorumu Yorumla
-
Arz (الْأَرْضَ)
İbn Fâris, e-r-d harflerinden oluşan bu kökün temel anlamının aşağıda olan, semaya zıtlık teşkil eden ve üzerinde yaşanılan her türlü yerleşim alanı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "arz" kelimesinin mutlak anlamda her türlü alçaklık ve zemin anlamına geldiğini, Kur'an'da ise genellikle semanın karşılığı olarak yeryüzünü ve üzerinde canlıların barındığı küreyi ifade ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Akkadca "erşetu", İbranice "eres" ve Süryanice "ar'â" gibi diğer Sami dilleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu, Kur'an'ın bu terimi tüm antik Yakın Doğu kozmolojisiyle uyumlu bir şekilde "evrenin zemini" anlamında kullandığını analiz eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin erken dönem Mekke vahiylerinde genellikle "sema" ile eşleşerek evrensel bütünlüğü temsil eden kozmolojik bir çift oluşturduğunu, arzın burada üzerinde "ibretler" sergilenen pasif ama mukaddes bir mekan olarak kurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada gökyüzü inşasından sonra canlıların yaşamasına uygun bir platform haline getirilen fiziksel mekanı nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, arz kelimesinin etimolojik olarak bir "sergi" ve "mekan" vurgusu taşıdığını, ilahi sanatın üzerinde icra edildiği temel sahne olduğunu belirtir.
Dehâhâ (دَحَاهَا)
İbn Fâris, d-h-y/d-h-v kök harflerinden oluşan bu fiilin temel semantik anlamının bir şeyi yaymak, sermek, genişletmek ve düzlemek olduğunu belirtir. Özellikle devekuşunun yumurtasını koyacağı yeri ayağıyla düzleyip hazırlaması (udhiyy) durumları için bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "dehv" kavramının bir şeyi merkezinden dışarıya doğru iterek yaymak ve genişletmek anlamına geldiğini, ayetteki kullanımın yeryüzünün sular ve dağlarla yaşamaya elverişli hale getirilip bir döşek gibi serilmesini temsil ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, klasik tefsir geleneğine dayanarak bu fiilin yeryüzünden suyun çıkarılması, bitkilerin bitirilmesi ve yerin sükunete kavuşturulması gibi süreçleri kapsayan bir "düzenleme" olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, "dehâ" fiilinin Kur'an'ın yaratılış semantiğinde yerin kaotik halden nizamlı ve yerleşik bir forma geçişini simgeleyen teknik bir terim olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamda arzın "hayat bulma" sürecindeki en kritik aşamayı, yani suyun ve bitkinin ortaya çıkması için toprağın serilip hazırlanmasını (istid'âd) ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "yayma ve düzleme" imgesinin, yeryüzünün insan hayatı için bir beşik (mehd) gibi hazırlanmasını, suların ve gıdaların oraya yerleştirilmesini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, dehâhâ kelimesinin etimolojik olarak eylemdeki kuşatıcılığı ve hazırlığı barındırdığını, bunun da yeryüzünün her yönden yaşama uygun bir "sergi" haline getirilmesini simgelediğini söyler.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla