فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Zecre (زَجْرَةٌ)
İbn Fâris, z-c-r kök harflerinden oluşan bu kelimenin temel anlamının bir şeyi itmek, engellemek ve yüksek sesle haykırarak bir varlığı harekete geçirmek veya vazgeçirmek olduğunu belirtir. Özellikle develeri bağırarak sürmek veya bir şeyi azarlayarak men etmek durumları için bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "zecr" kavramının bir itişle beraber gelen şiddetli bir ses olduğunu vurgular. Ayetteki "zecretun" ifadesinin ise, sadece bir seslenişten ibaret olmadığını, varlığın tüm zerrelerini harekete geçiren, onları uykusundan uyandıran ve karşı konulamaz bir otorite taşıyan "tek bir haykırış" anlamına geldiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, klasik tefsir geleneğine uygun olarak, bunun ölülerin diriltilmesi için İsrafil tarafından Sur'a üflenen ikinci nefha (nefha-i sâniye) olduğunu belirtir; bu sesin öyle bir azamet taşıdığını ki, tüm yaratılanların o tek sesle derhal huzura çıkacağını aktarır. Angelika Neuwirth, kelimenin arkaik Arap şiirindeki "meydan okuyan ve korku salan haykırış" imgesiyle olan bağına dikkat çeker; bu sesin kozmik bir komut olduğunu ve düzeni anında değiştiren ontolojik bir gücü temsil ettiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında bu kelimenin "ilahi iradenin sese bürünmüş hali" olduğunu, hiçbir tereddüt veya gecikme payı bırakmayan mutlak bir müdahale biçimi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "itme ve azarlama" vurgusunun, o günkü uyanışın bir isteğe bağlı değil, zorunlu ve karşı konulamaz bir sevk eylemi olduğunu nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, zecre kelimesinin etimolojik olarak eylemdeki kararlılığı ve sonucu anında belirleme gücünü barındırdığını, bunun da yaratılışın "ol" (kün) emrindeki o hızlı işleyişle paralel bir yapıda olduğunu söyler.
Vahide (وَاحِدَةٌ)
İbn Fâris, v-h-d kökünün temel semantik anlamının teklik, biriciklik ve bölünemezlik olduğunu belirtir. Bir şeyin eşi ve benzeri olmaması, kendi başına yeterli olması durumunu ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "vâhid" kelimesinin burada haykırışın (zecre) niteliğini belirlediğini, yani bu eylemin tekrara ihtiyaç duymayan, bir defada olup biten ve etkisini anında gösteren bir "tekil güç" olduğunu vurgular. Celaleddin el-Suyuti, bu nitelemenin ilahi kudretin sonsuzluğunu ve işlerin zorluğunun Allah için bir anlam ifade etmediğini gösterdiğini; milyonlarca insanın diriltilmesi için tek bir sesin fazlasıyla yettiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, vahide kelimesinin ontolojik olarak "mutlak yeterlilik" anlamına geldiğini, yaratılıştaki o ilk ve son vuruşun ikincisine gerek kalmadan tüm neticeyi hasıl ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "tek" vurgusunun kıyamet hadisesinin ne denli hızlı ve basit bir "emirden" ibaret olduğunu muhatabın zihnine kazımak için kullanıldığını, hiçbir karmaşık sürece gerek duyulmadan her şeyin bir anda gerçekleşeceğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bir tekit işlevi gördüğünü, zecre eylemindeki o sarsıcı gücün "biriciklik" vasfıyla zirveye ulaştığını ve ilahi otoritenin rakipsizliğini simgelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla