قَالُوا تِلْكَ اِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
"Ve ekliyorlar: 'O zaman bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur!'"
Hasan-ı Basrî ve Ebû Bekir (el-Esam) dediler ki: Bu söz onların âhiret hayatını inkâr etmeleri demektir. Yani bu asla olmayacak demiş olmaktadırlar. Diğerleri ise şöyle mâna verdiler: (Onlara göre) eğer müslümanların sandığı gibi yeni bir dönüş olsaydı o takdirde o kendileri için çok ziyanda bir dönüş olurdu. Çünkü kâfirler şöyle düşünüyorlardı: Kendileri dünyada iken daha müreffeh ve varlıklı bir yaşam sürmekteydiler. Buna mukabil müslümanlar ise darlık ve şiddetli geçim sıkıntısı içindeydiler. Dolayısıyla tekrar dönecek olurlarsa gene aynısı olacaktı. Allahın şu yüce beyanına bakmaz mısın?! "Rabb'imin huzuruna götürülürsem bile, hiç şüphem yok ki, orada bunun yerine daha iyisini bulurum". Onlar Allahın dünyada iken kendilerine daha çok nimet vermesini, kendilerinin O'na müminlerden daha yakın durmalarına ve mertebece onlardan daha üstün olmalarına bağlıyorlardı. Çünkü Allahın, dostlarına sıkıntı vermesi, düşmanlarına ise genişlik vermesi düşünülemezdi. Kendilerine genişlik verildiğine göre zannediyorlardı ki kendileri dünyada ve âhirette daha üstündüler, kendilerine muhalefet edenler ise kaybedenlerdi. Kimileri de bu kelâmı, kâfirlerin sözlerinden ayrı görmüşler ve bunun onlara yönelik bir özellik olduğunu zannetmişlerdir. Şöyle de denilmiştir: Kendilerini, mallarını ve ailelerini kaybetmiş olmaları sebebiyle onlar için "hâsira", yani ziyandadırlar, denilmiştir. "Hâsira" "muhsira" (zarar eden, ziyanda olan) anlamındadır.
Yorumu Yorumla
-
Kalu (قَالُوا)
İbn Fâris, k-v-l harflerinden oluşan bu kökün temel anlamının sesin belli bir düzen içerisinde ağızdan çıkması ve bir manayı taşıması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının hem zihindeki mananın hem de dildeki lafzın adı olduğunu, buradaki kullanımın ise inkarcıların iç dünyalarındaki alaycı kanaatlerini sözsel bir dışavurumla ilan etmelerini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında bu fiilin sadece basit bir konuşma değil, bir varoluşsal tercihin ve inatçı bir reddedişin sözsel belgesi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, muhatapların bu müstehzi tavrının artık zihinlerinde sabitlenmiş bir karakter haline geldiğini ve ahiret gerçeğini bir alay konusu yaptıklarını simgelediğini belirtir.
Kerretün (كَرَّةٌ)
İbn Fâris, k-r-r kökünün bir şeyin kendi üzerine dönmesi, tekrarlanması ve başlangıç noktasına rücu etmesi anlamına geldiğini belirtir. Bir saldırıdan sonra geri dönüp tekrar hamle yapan süvariye "kerrâr" denmesi gibi, eylemdeki güç ve kararlılığı ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kerre" kelimesinin bir şeyin bir kereden sonra ikinci bir defa daha gerçekleşmesi olduğunu, buradaki bağlamın ise öldükten sonra tekrar hayata döndürülme (ba's) hadisesine işaret ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, klasik tefsir birikimine dayanarak, inkarcıların bu kelimeyi "eğer dirileceksek, bu bizim için bir geri dönüştür" diyerek alaycı bir retorikle kullandıklarını aktarır. Angelika Neuwirth, kelimenin arkaik Arap dilindeki "yeniden saldırı" ve "dönüş" imgesinin, kıyamet sahnelerindeki o kaçınılmaz döngüselliği edebi bir üslupla karşıladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "tekrar" vurgusunun, dünyadaki yaşamın ardından gelecek olan o ikinci varoluş aşamasını nitelediğini ve inkarcıların bu ihtimali aşağılayıcı bir dille andıklarını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kerre kelimesinin etimolojik olarak bir rücu halini temsil ettiğini ve klasik yorumlarda bunun genellikle yeniden dirilişin gerçekleşme biçimiyle ilişkilendirildiğini ifade eder.
Hâsiratun (خَاسِرَةٌ)
İbn Fâris, h-s-r kökünün temel semantik anlamının eksilmek, kaybetmek ve bir şeyin bitip tükenmesi olduğunu belirtir. Yolculukta gücü tükenip yolda kalan binek için de bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "husrân" kavramının insanın hem malını hem de bizzat kendi nefis ve iradesini yitirmesi, yani ana sermayeden zarar etmesi anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki "hâsiratun" nitelemesinin, bu geri dönüşün (kerre) kendileri için mutlak bir iflas, pişmanlık ve yıkımla sonuçlanacağı gerçeğini yansıttığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin o günün dehşeti karşısında inkarcıların içine düşeceği büyük hayal kırıklığını ve manevi çöküşü nitelediğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamda bir "boşa gitme" duygusunu pekiştirdiğini, inkara dayalı tüm hayat yatırımının o gün koca bir hüsrana dönüşeceğini simgelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik dünyasında "hasar"ın sadece maddi bir kayıp değil, ontolojik bir iflas ve varlığın anlamını tamamen yitirmesi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin bir "akıbet" vurgusu taşıdığını, insanın dünyada kurduğu o sahte emniyet düzeninin yerini mahşerde mutlak bir zarara bırakışını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "gücün tükenmesi" anlamının, o gün inkarcıların tüm savunma mekanizmalarının çökeceğini ve bu dönüşün onlar için "zararına bir ticaret" olacağını nitelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla