Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nâziât Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nâziât Sûresi, 11. Ayet

    ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً نَخِرَةًۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    E-iżâ kunnâ ‘izâmen naḣira(ten)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Çürümüş kemikler olmuş iken mi?"

      "Nahira" çürümüş, artık un ufak olmuş nesne demektir. "Nehira" ise çürümüş ve rüzgâr tarafından savrulup yok olmuş anlamındadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İzam (عِظَامًا)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan ayn-z-m harflerinin temel semantik anlamının bir şeyin sertleşmesi, kuvvetlenmesi ve büyümesi olduğunu belirtir. Vücudun en sert ve en dayanıklı kısmına bu kökten hareketle isim verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kemiğin bedenin temel direği ve en katı cüzü olduğunu, mecazi olarak da "büyük işler" (azîm) için bu kökün kullanıldığını ancak buradaki bağlamın doğrudan fiziksel kalıntıya işaret ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, ayetteki kullanımın insanın ölümden sonraki en son ve en dirençli halini temsil ettiğini, buna rağmen bu sert yapının bile dağılacağına olan vurguya dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada çoğul formda gelmesinin, insan bedeninin tamamen ayrışıp sadece iskelet parçalarına indirgenmiş o çıplak ve çaresiz halini tasvir ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, etimolojik olarak "azamet" ile aynı kökten gelen bu kelimenin, bir zamanlar güçlü ve azametli olan insanın en basit ve cansız formuna dönüşündeki ironiyi yansıttığını analiz eder.

        Nahira (نَّخِرَةً)

        İbn Fâris, n-h-r kökünün temel anlamının bir şeyin eskimesi, çürümesi ve içinin boşalması olduğunu belirtir. Özellikle rüzgar estiğinde deliklerinden ses çıkaran nesneler için bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "nehr" kavramının kemiğin içindeki iliğin tamamen yok olup yerini boşluğun alması, kemiğin gözenekli bir yapıya bürünerek ufalanmaya hazır hale gelmesi olduğunu vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "nâhire" ve "nahire" şeklindeki farklı kıraatlerine değinerek; "nahire"nin "çürümekte olan", "nâhire"nin ise "tamamen çürümüş ve dağılmış" anlamına geldiğini, ancak her iki durumda da kemiğin artık formunu koruyamayacak kadar bozulduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Arapçadaki "burun" (enfer) ve "nefes/ses" (nahir) kavramlarıyla olan bağını, delikli kemiklerin içinden geçen havanın çıkardığı sese (hırıltı) dayandırır. Christoph Luxenberg, kelimenin Aramice/Süryanice "n-h-r" (aşınmak, delinmek) köküyle olan yakınlığına işaret ederek, zamanın ve toprak altı şartlarının madde üzerindeki yıkıcı etkisini semantik olarak temsil ettiğini ileri sürer. Angelika Neuwirth, bu nitelemenin inkarcıların zihnindeki "imkansızlık" algısını pekiştiren bir görsellik sunduğunu; "çürümüş ve delik deşik olmuş kemik nasıl canlanabilir?" sorusunun altındaki o radikal maddeci bakışı bu kelimenin karşıladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "ses çıkarma" ve "boşluk" vurgusunun, hayatın o en hayati akışının (nefesin) artık yerini cansız bir kemik içindeki rüzgar uğultusuna bırakışını simgeleyen edebi bir dehşet imgesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "nahira" ifadesinin ontolojik bir yok oluşun eşiğini temsil ettiğini, maddenin artık toprakla birleşip kimliğini tamamen yitirme noktasındaki halini en veciz şekilde ifade ettiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X