Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nâziât Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nâziât Sûresi, 10. Ayet

    يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yekûlûne e-innâ lemerdûdûne fî-lhâfira(ti)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(İnkârcılar), 'Biz ilk halimize mi döndürüleceğiz?' diyorlar."

      Onlar derler ki: Yani şimdi biz yeni bir yaratılışla dünyadaki ilk halimize mi döndürüleceğiz. "Etâ fulânun fulânen fe-racea 'alâ hâfiratihi" yani "falan, filancaya geldi ve geldiği izi takip ederek geldiği yere döndü," denilir. Bir Arap atasözünde de şöyle denir: "en-Nakdü inde'l-hâfira" yani "peşin ödeme, pazarlığın bitiminin hemen ardından yapılır". Onlar bu sözlerini âhiret hayatını inkâr ederek ve alaya alarak söylemişlerdir. Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: Bu ifade hayvanın iz çukuru demek olan "hâfiru'd-dâbbe"den alınmıştır süvari, bindiği hayvanın izi sıra gerisin geri giderek ilk başladığı yere varır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yekulune (يَقُولُونَ)

        İbn Fâris, k-v-l harflerinden oluşan bu kökün temel anlamının bir sesin veya sözün ağızdan çıkması, telaffuz edilmesi ve bir düşüncenin ses aracılığıyla yerinden oynaması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin harflerin belli bir tertiple ağızdan dökülmesi olduğunu, Kur'an'da genellikle bir inancı, reddedişi veya iddiayı dile getirmek için kullanıldığını ifade eder; ayetteki "yekulûne" fiilinin ise inkarcıların öldükten sonra dirilmeyi imkansız görerek kendi aralarında alaycı bir üslupla sürdürdükleri o süregelen konuşma ve iddia durumunu nitelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "kavl" eyleminin sadece basit bir söz söyleme eylemi değil, kişinin dünyevi ve uhrevi duruşunu, inanç dünyasını dışa vurduğu temel bir ifade biçimi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin geniş zaman kipiyle gelmesinin, inkarcı muhatapların ahiret gerçeğine karşı sergiledikleri o müstehzi ve dirençli tutumun sürekliliğini, bu tür söylemlerin onların zihniyet dünyasında yerleşik bir karakter haline geldiğini simgelediğini belirtir.

        Merdudune (مَرْدُودُونَ)

        İbn Fâris, r-d-d kökünün asıl anlamının bir şeyi geldiği yöne geri döndürmek, çevirmek veya eski haline rücu ettirmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "red" kavramının bir şeyi zorla veya bir gereklilik üzerine geri çevirmek anlamına geldiğini, buradaki "merdudune" ism-i mefulünün ise toprağa karışıp yok olduktan sonra tekrar eski canlılık ve varlık formuna döndürülme eylemini temsil ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, klasik tefsir geleneğine uygun olarak, bu kelimenin inkarcıların "Biz gerçekten eski halimize mi döndürüleceğiz?" şeklindeki hayret dolu sorusunun merkezinde yer aldığını, yani yeniden diriltilme (ba's) gerçeğini nitelediğini aktarır. Angelika Neuwirth, bu kelimenin kullanımını Mekke dönemi ahiret tasavvuruna karşı gösterilen şiddetli direncin bir yansıması olarak analiz eder; geri dönüşün (r-d-d) imkansızlığına dair ön kabulün bu kelime üzerinden edebi bir retorikle dile getirildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin semantik derinliğinde bir "dönüşüm" ve "asla rücu" vurgusu olduğunu, insanın toprak olduktan sonra tekrar yaratılışın o ilk biyolojik ve ruhsal başlangıç noktasına iade edilişini simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "merdud" nitelemesinin buradaki bağlamda, inkarcıların "bir kere ölüp gittikten sonra tekrar eski diriliğimize kavuşmamız mümkün mü?" şeklindeki reddiyelerini pekiştiren bir ifade olduğunu belirtir.

        Hafire (الْحَافِرَةِ)

        İbn Fâris, h-f-r harflerinden oluşan bu kökün temel anlamının toprağı eşelemek, kazmak ve çukur açmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hafire" kelimesinin başlangıçta kazılan bir çukur veya ayakların yeri eşelediği ilk nokta anlamına geldiğini, ancak dilde "bir şeyin eski hali" veya "başlangıç noktası" anlamında deyimleştiğini ifade eder; bu ayetteki kullanımın "biz ilk halimize, hayatta olduğumuz o eski durumumuza mı döndürüleceğiz?" sorusundaki o "eski canlılık" durumuna işaret ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin arkaik Arap dilinde bir yolun sonundan başına dönmeyi ifade eden "rece'a alâ hafiretihi" (izini takip ederek geri döndü) deyimiyle doğrudan ilişkili olduğunu, bunun da "eski duruma dönmek" anlamını semantik olarak pekiştirdiğini analiz eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryani-Arami kökenli "hfıre" (kazılmış yer, mezar) kelimesiyle fonetik ve semantik bağı olabileceğini, bu bağlamda "biz çürüyüp mezarda toprak olduktan sonra mı dirileceğiz?" şeklinde bir anlam katmanına da kapı araladığını ileri sürer. Angelika Neuwirth, kelimenin semantik yapısının hem "ilk durum" hem de "mezar" çağrışımları yaparak, inkarcıların zihnindeki "hayat-ölüm-yeniden hayat" döngüsündeki imkansızlık algısını yansıtan bir retorik araç olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik Arap lügatinde "hafire"nin "bir işin başı ve ilk hali" demek olduğunu, ayetteki muhatapların bu kelimeyle "biz bir kez öldükten sonra nasıl olup da o en baştaki hayatiyetimize geri döneriz?" diyerek ahireti imkansız gördüklerini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, hafire kelimesinin etimolojik olarak toprağın derinlikleriyle ve köklerle olan bağına dikkat çekerek, bunun hem biyolojik bir başlangıca hem de insanın toprakla olan nihai ilişkisine işaret eden zengin bir semantik katman sunduğunu söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X