وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّاراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nuh Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yeryüzünde bırakmama, saptırma, kafirleri bırakmama, kafir nesil, hz nuh duası, nuh suresi 26. ayet, nuh 26, nuh suresi, rab, arz, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Nuh "Rabbim!' dedi, 'Yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi sağ bırakma!'"
Nuh “Rabbim!” dedi, “Yeryüzünde inkarcılardan hiç kimseyi sağ bırakma!” Bu âyetin tevilinin şöyle olduğu söylenmiştir: Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiçbir ev sakini bırakma! Onlardan evde sakin olan kimse kalmayınca tamamı ölmüş ve helâk olmuş olur. Hz. Nuh âdeta şöyle demiş olmaktadır: Onlardan hiçbir kimseyi sağ bırakma!
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün temel anlamının sesin dille telaffuz edilmesi, bir düşüncenin dışa vurulması ve ifade edilmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının sadece ses çıkarmaktan ibaret olmadığını, bir görüşü, inancı veya ideolojik bir tutumu savunmak anlamına geldiğini; burada Nuh'un artık tebliğ sürecinin bittiğine dair nihai kanaatini ve kesinleşmiş hükmünü ilahi makama arz ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran'ın iletişim modelleri içerisinde değerlendirir; peygamberin insanlarla olan tebliğ mücadelesinin tıkandığı ve beşeri imkanların tükendiği noktada, bu durumu Tanrı'ya bildirdiği dikey bir iletişim formu olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada peygamberin tebliğ sürecindeki başarısızlığını değil, aksine sorumluluğunu yerine getirdiğine dair ilahi huzurdaki kesin beyanını ve artık adaletin tecelli etmesi yönündeki talebini temsil ettiğini belirtir.
Nûh (نُوحٌ)
Arthur Jeffery, bu ismin İbranice "Noah" kelimesiyle akraba olduğunu ve Sami dilleri geleneğinde "dinlenme", "huzur" veya "rahatlık" gibi anlamlar taşıdığını, Arapçaya bu kökten geçtiğini savunur. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu ismi Arapça dışı kökenli (muarreb) ve Kuran'da yer alan yabancı özel isimler kategorisinde değerlendirirler. İbn Fâris, bazı dilcilerin kelimeyi Arapça n-v-h (feryat etmek, yüksek sesle ağlamak) köküyle ilişkilendirmeye çalışarak Nuh'un kavmi için sürekli yas tutmasına atıf yaptıklarını belirtmekle birlikte, etimolojik olarak bunun sonradan üretilmiş bir yorum olduğunu ve kelimenin aslen özel bir isim (alem) olduğunu ifade eder.
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün sahiplik, bir şeyi ıslah etmek, koruyup gözetmek ve onu kemale erdirene kadar kademe kademe yetiştirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin evrendeki her varlığı var eden ve yöneten mutlak kudreti ifade ettiğini; Nuh'un "Rabbim" (Rabbi) diyerek yaptığı bu nidanın, içinde bulunduğu büyük yalnızlık ve çaresizlik karşısında yegane koruyucusuna ve efendisine duyduğu derin aidiyeti yansıttığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu hitabı kul ile Tanrı arasındaki ontolojik ve hukuki bağı pekiştiren, peygamberin tüm dünyevi destekleri yitirdiğinde başvurduğu sarsılmaz otorite makamına yapılan varoluşsal bir sığınma olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nidanın bir peygamberin tebliğ yorgunluğunu ve toplumsal dışlanmışlığını ilahi merhamete emanet etme eylemi olduğunu vurgular.
Tezer (تَذَرْ)
İbn Fâris, v-z-r kökünün bir şeyi bırakmak, terk etmek ve peşini bırakmak anlamına geldiğini belirtir; Arapçada bu fiilin geçmiş zaman formunun (veze-ra) pek kullanılmadığını, ancak geniş zaman formunun "terk etmek" anlamında çok güçlü bir vurgu taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ve-zer" kavramının bir şeyi önemsemeyerek veya kasten elden çıkarmak olduğunu; ayetteki "bırakma" (lâ tezer) şeklindeki talebin, zalimlerden hiçbir iz, hiçbir varlık nişanesi kalmayacak şekilde mutlak bir temizlik ve tasfiye isteğini yansıttığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Nuh'un bedduasında bir dönüm noktası olduğunu, artık ıslahı mümkün olmayan bir toplumsal yapının bütünüyle terk edilmesi ve tarihten silinmesi yönündeki ilahi iradenin tetiklenmesini ifade ettiğini belirtir.
el-Ard (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, üzerinde durulan, yayılmış ve düzleşmiş her türlü zemin anlamına geldiğini; gökyüzünün tam zıttı olan alt alemi temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ard" kelimesinin insanın yaşam alanı olduğunu, ancak bu ayette yeryüzünün artık bir hayat alanı değil, inkarcıların pisliğinden temizlenmesi gereken kozmik bir sahne olarak nitelendirildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "eres" ve Aramice "ara" kelimeleriyle köken birliği taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, arz kavramını Kuran'ın dikey kozmolojisinde insanın imtihan alanı olarak inceler ve bu ayette arzın, ilahi adaletin tecelli edeceği fiziksel zemin olarak konumlandırıldığını analiz eder.
el-Kâfirîn (الْكَافِرِينَ)
İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve karanlığa gömmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin dini terminolojide Allah'ın nimetlerini veya varlığını bilinçli bir şekilde örtmek, hakikati gizlemek ve nankörlük etmek anlamına geldiğini ifade eder; buradaki çoğul kullanımın (kâfirîn) organize bir inkar sistemine dahil olanları kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kâfir kavramını Kuran'ın en merkezi etik-dini terimi olarak tanımlar; bunun basit bir inançsızlık değil, Tanrı'nın ayetlerine ve nimetlerine karşı geliştirilen aktif, kibirli ve nankörce bir direnç hali (ingratitude) olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin insanın kendi fıtratının üzerine örttüğü karanlığı temsil ettiğini ve bu "örtme" eyleminin insanı ontolojik bir körlüğe sürüklediğini vurgular.
Deyyârâ (دَيَّارًا)
İbn Fâris, d-v-r kökünün dönmek, bir yerde ikamet etmek ve devretmek anlamına geldiğini; bir evde veya mahallede yaşayan kişiye "deyyâr" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "dâr" (ev/yurt) kökünden türetilmiş mübalağalı bir isim olduğunu ve genellikle olumsuz cümlelerde "tek bir kişi bile kalmasın" anlamında bir genelleme (istiğrak) bildirdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninde Sami dillerindeki "dayyara" (ikamet eden, manastır sakini) formlarıyla ilişkili olabileceğini, ancak Arapçada mutlak bir yokluğu ifade eden bir deyim halini aldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada toplumsal yapının atomize edilmesini, yani inkarcı neslin kökünün tamamen kurutulmasını ve o coğrafyada onlardan tek bir nefes dahi kalmamasını ifade eden en güçlü dilsel vurgu olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin seçilmesinin, cezanın kuşatıcılığını ve hiçbir istisnanın kalmayacağını bildiren mutlak bir kararlılığı temsil ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla