Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 24. Ayet

    وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يراًۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kad edallû keśîrâ(n)(s) velâ tezidi-zzâlimîne illâ dalâlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gerçekten de birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de artık bu zâlimlerin şaşkınlıklarını arttır!"

      Gerçekten de birçoklarını saptırdılar. Bu cümle ile bir çoklarını saptıran üst grupların kastedilmiş olması mümkündür. Yani onlar sapkınlığa davet ettiler, sapkınlığı gönüllerinde süslediler ve böylece aralarındaki ahmakları saptırdılar. Bu cümle ile putların kastedilmiş olması da mümkündür. Fakat bununla kastedilen put olsaydı fiili, “edallü” (أَضَلُّوا) şeklinde değil dc Hz. İbrahim’in, “Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu” derken kullandığı gibi “adlelne” (أَضْلَلْنَ) şeklinde olması daha uygundu. Şu da var ki “idlâl” (إِضْلال), yani saptırma sorumluluk taşıyanlara nispet edilen fiillerdendir. Oysa putların fiilleri yoktur. Ne var ki putlara, sorumluluğu olanın fiili nispet edilince, yapılan hitapta da, bu fiili yapabilecek kişiye yönelik bir hitap kullanılmıştır. Bu Cenâb-ı Hakk’ın şu beyanına benzer: “Rabb’inin ve elçilerinin emrine karşı direnen nice memleket halkını şiddetli biçimde hesaba çekip bilinmedik görülmedik azaba çarptırmışızdır”. Yüce Allah burada memleket halkının fiilini memlekete izafe etmiştir. Bir fiil halka izafe edildiği takdirde müzekker lafızla izafe edilir. Cenâb-ı Hakk’ın bu âyette fiili müennes yapması, halka ait fiilin “karye’ye izafe edilmesindendir. Şayet fiil ortaya koyabilecek bir kavram olsaydı onunla ilgili hitap müzekker değil müennes lafızla olurdu. Bu arada karye halkına ait fiil karyeye izafe edilince müennes olarak kullanılmış; nitekim fiil karye tarafından gelseydi ona nispet edilecekti. Öte yandan putlardan saptırma fiili gerçekleşmez. Fakat burada putlara fiil nispet etmenin mânası şudur: Putlar öyle bir biçimde yapılmıştır ki bu şekil saptıranlardan birine ait olsaydı saptırırlardı. Bu, “Dünya hayatının aldattığı kimseler” meâlindeki İlâhî beyanda yaptığımız açıklamaya benzemektedir.

      (Rabbim!) sen de artık bu zâlimlerin şaşkınlıklarını arttır! Bu İlâhî beyan, “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık inanmayacak” meâlindeki beyandan sonra söylenmişe benzemektedir. Hz. Nuh onların iman etmeyeceklerini öğrenince kendileri için hidâyet duasında bulunmamıştır. Fakat yüce Allah’a şaşkınlıklarını arttırması için dua etmiştir. Buradaki idlâl, ihlâk, yani helâk etme anlamına gelir; zaten dalâl helâkten ibarettir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Toprakta kaybolup gittiğimizde (yeniden mi yaratılacakmışız)”. (Âyette geçen “dalelnâ” (ضَلَلْنَا) fiili “heleknâ” (هَلَكْنَا), yani helâk olduk anlammadır).​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Adallû (أَضَلُّوا)

        İbn Fâris, d-l-l kökünün bir şeyin kaybolması, yolun yitirilmesi veya bir şeyin gizli kalıp yok olması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "idlal" eyleminin bir kimseyi bilerek veya hataen doğru yoldan (sırat-ı müstakim) uzaklaştırmak olduğunu; bu ayette putların ve zalim liderlerin halkı hakikatten koparan saptırıcı etkisini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran'ın temel inanç sisteminde "hidayet"in zıttı olarak konumlandırır ve bu sapmanın rastlantısal değil, bir inanç sisteminin çöküşü (kufr) sonucu oluşan aktif bir yönsüzlük hali olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin toplumsal bir afet boyutuna işaret ettiğini, azınlık bir grubun kitlelerin zihnini bulandırarak onları ortak bir sapkınlığa sürüklemesini temsil ettiğini belirtir.

        Kesîrâ (كَثِيراً)

        İbn Fâris, k-s-r kökünün bir şeyin bolluğu, çokluğu ve azlığın (kıllet) zıttı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, niceliksel olarak sayılamayacak kadar çokluğu ifade eden bu kelimenin, burada putlar veya saptırıcı liderler eliyle doğru yoldan çıkarılan insan yığınlarının devasa boyutuna işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "kesîr" vurgusunun toplumdaki bozulmanın ne kadar derin ve yaygın olduğunu gösterdiğini, sapmanın marjinal bir durumdan çıkıp genel bir kural haline geldiğini vurgular.

        Tezid (تَزِدِ)

        İbn Fâris, z-y-d kökünün bir şeyin aslı üzerine ekleme yapılması ve artırılması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, artışın (ziyade) hem maddi hem de manevi yönden gerçekleşebileceğini; bu ayette peygamberin bedduasıyla, zalimlerin inatları sebebiyle sapıklıklarının daha da katmerleşmesi ve cezalarının artması talebi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin "istidrâc" (adım adım helake sürüklenme) ile bağlantılı olduğunu; Allah'ın zalimlere verdikleri imkanların aslında onların sapkınlığını ve dolayısıyla nihai hüsranlarını artıran bir unsura dönüştüğünü analiz eder.

        ez-Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)

        İbn Fâris, z-l-m kökünün bir şeyi ona ait olmayan bir yere koymak ve karanlık (zulmet) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zulmü adaletin zıttı olarak tanımlar ve hakkın sınırını aşan, başkasının hukukuna tecavüz eden ve en önemlisi Allah'ın koyduğu ontolojik sınırlara (hududullah) başkaldıran kişileri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, zalimlik kavramını Kuran'ın ahlaki lügatinde Tanrı'nın otoritesini tanımayan ve evrendeki dengeyi bozan kişi olarak inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın kendi fıtratına ihanet ederek kendine ve yaratıcısına yabancılaşmasını temsil eden varoluşsal bir karanlık hali olduğunu vurgular.

        Dalâlâ (ضَلَالًا)

        İbn Fâris, d-l-l kökünden gelen bu masdarın, hedefe ulaştırmayan yolun takip edilmesi ve zayi olma hali olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "dalal" kelimesinin burada saptırma eyleminin nihai ve acı sonucu olan tam bir şaşkınlık ve yıkım durumunu temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece zihinsel bir sapma değil, aynı zamanda mülkün ve geleceğin yok olması (helak) anlamını barındırdığını; zalimlerin artan sapıklıklarının onları kaçınılmaz bir yok oluşa (dalal) götürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin tebliğin son aşamasında bir peygamberin muhatapları hakkındaki ümitsizliğini ve onların kendi elleriyle hazırladıkları sonun kesinliğini dilsel olarak mühürlediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X