وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتاًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nuh Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yeryüzünde bitirme, toprağa döndürme, kabirden çıkarma, nuh 17, nuh suresi 17. ayet, nuh suresi, allah, arz
-
"Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir"
İnsanların Bitkinin Bitirilmesi Gibi Yerden Bitirilmesi
Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir. Allah Teâlâ’nın bitirmek anlamındaki “inbât” kökünü yeryüzüne nispet etmesi ve bunu insanlığın aslı olup topraktan yaratılan Âdem aleyhisselâma dayandırmış olması mümkündür. Böylece fer‘ insanların tümü topraktan yaratılmış oldukları için değil, ondan yaratılmış bulunan Hz. Âdem’den meydana geldikleri için yaratıldıkları asıl maddeye nispet edilmiş olurlar. Bu husus “Rızkınız ve size vâdedilenler göktedir” meâlindeki İlâhî beyana benzer. Belirtmek gerekir ki bizim için gökyüzünde bulunan rızıklandığımız yiyecekler değil, yağmurdur. Fakat rızıklandığımız yiyeceklerin oluşmasını sağlayan unsur yağmurdur. Dolayısıyla rızık yağmura nispet edilmiştir, çünkü o, rızıklara ulaştıran asıl kaynaktır, insanlar da böyledir. Onlar, Âdem aleyhisselâm neslinden oldukları ve Hz. Âdem onların aslı olduğu için nesil o aslın meydana geldiği kaynağa nispet edilmiştir. “Bitirme” kökünün bütün canlılara yönelik olması da mümkündür. Çünkü bedenlerin hayatını ve varlığını sürdürmesi yerden çıkan ve biten çeşitli besinlere dayalıdır. Bedenlerin dirliği yerden biten bitkilere dayalı olunca, Cenâb-ı Hak bedenlerin sanki yerden bitmiş olduğunu söylemiştir. Bu durumda “bitirme” fiilinin yeryüzüne nispet edilmesi isabetli olur, tıpkı meyvelerin -her ne kadar ağaçlardan meydana gelse de- topraktan çıkmış olması gibi. Zira ağaçların dirliği ve hayatını sürdürmesi toprak sayesindedir. Netice olarak belirttiğimiz bakış açısı doğrultusunda ağaçlardan çıkan meyveler toprağa nispet edilmiştir.
Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir meâlindeki İlâhî beyan, birinci tevile göre Cenâb-ı Hakk’ın ölümden sonra diriltmeye kadir olduğunu ispat etmekte ve O’nun bu kudretini inkâr edene karşı bağlayıcı bir delil olmaktadır. Çünkü O, insanlara hiçbir şey değillerken kendilerini topraktan yarattığını bildirerek kudretini hatırlatmaktadır. Onları, toprakken yine ondan yaratmaya kadir olan varlık, düzgün bir beşer oldukları eski hallerine iade etmeye, ufalanmış kemik yığını haline gelmiş bile olsalar bunu yapmaya kadirdir; zira insanlar, toprak olduktan sonra yeni bir yaratmayla iade edilmeyeceklerini iddia ediyorlardı. Allah Teâlâ da onlara sözünü ettiğimiz açıdan ilk yaratılmalarını delil olarak getirmiştir. Söz konusu âyet ikinci tevile göre şu anlama gelir: Bu İlâhî beyanda Cenâb-ı Hakk’ın nimetleri hatırlatılmaktadır. Şöyle ki; Yeryüzünden, hayatlarını sürdürmelerine medar olacak ve işlerini düzeltecek imkânlar çıkarmıştır, tâ ki O’na şükretsinler. Ayrıca bu beyanda Allah’ın kudretini ve hükümranlığını hatırlatmaktadır. Böylece O’nun gazabından sakınıp rızasını talep etmelerini hedeflemektedir.
Yorumu Yorumla
-
Allah (اللَّهُ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün bir şeye yönelmek, kulluk etmek ve hayret içinde ona sığınmak anlamlarına geldiğini; "ilah" kelimesinin bu kökten türeyerek kendisine ibadet edilen yüce varlığı ifade ettiğini, "Allah" isminin ise bu uluhiyetin en üstün ve özel adı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her türlü kemal sıfatını kendisinde barındıran, ibadete layık tek mutlak varlığın özel ismi (alem) olduğunu ve etimolojik olarak "el-ilah" yapısından evrilerek sadece O'na has kılındığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki "Alaha" formlarıyla olan tarihsel ve dilsel bağına dikkat çekerek, Kuran'ın bu terimi mutlak bir tevhidi temsil edecek şekilde merkezileştirdiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Allah ismini Kuranik sistemin en üst kavramı olarak tanımlar; bu ayette insanın yaratıcısı ve onu topraktan var eden kudret olarak konumlandırıldığını analiz eder.
Enbeteküm (أَنبَتَكُم)
İbn Fâris, n-b-t kökünün temel anlamının bir şeyin gizli olduğu yerden, toprağın altından veya kuyudan çıkarak ortaya çıkması, büyümesi ve görünür hale gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inbât" eyleminin aslen bitkilerin topraktan yeşermesi için kullanıldığını, ancak burada insan için kullanılmasının mecazi bir anlatım olduğunu ifade eder; bu durumun insanın biyolojik olarak yeryüzünün bir cüzü olduğunu ve ilahi kudretle tıpkı bir bitki gibi topraktan neşet ettiğini vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin insanın yaratılışındaki organik ve biyolojik sürece işaret ettiğini; insanın topraktaki elementlerden ve gıdalardan süzülerek var edilme aşamalarını bitki metaforu üzerinden tasvir ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiili Tanrı ile insan arasındaki ontolojik bağın bir büyütme ve var etme ilişkisi olduğunu, insanın yeryüzündeki varlığının ilahi bir ekim ve yeşertme eylemi olarak sunulduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin insanın varoluşsal köklerinin yeryüzüne bağlılığını ifade ettiğini, insanın tabiatın bir parçası olarak ilahi iradeyle boy verip hayat sahnesine çıktığını vurgular.
El-Ard (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, üzerinde durulan, yayılmış ve düzleşmiş her türlü zemin anlamına geldiğini; gökyüzünün tam zıttı olan alt alemi temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ard" kelimesinin insanın bedeninin ham maddesinin kaynağı olduğunu, insanın fiziksel varlığının bu zeminden süzüldüğünü ve bu ayette arzın bir ana rahmi gibi insanın yeşertildiği bereketli bir yatak olarak nitelendirildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "eres" ve Aramice "ara" kelimeleriyle köken birliği taşıdığını, kadim Mezopotamya ve Sami kültürlerinde hayatın ve bereketin merkezi olarak görüldüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, arz kavramını Kuran'ın dikey kozmolojisinde insanın varoluş alanı olarak inceler ve bu ayette arzın sadece bir mekan değil, insanın ontolojik kaynağı olarak öne çıkarıldığını analiz eder.
Nebâten (نَبَاتًا)
İbn Fâris, n-b-t kökünden gelen bu masdarın, topraktan çıkan her türlü bitkiyi ve büyüme eyleminin kendisini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada "inbât" fiilinin anlamını pekiştiren bir mutlak meful olarak kullanıldığını; insanın yaratılışının bir bitkinin topraktan çıkışındaki gibi doğal ve bütünüyle ilahi bir süreç olduğunu vurgulamak için bu formun seçildiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "nebâten" vurgusunun insanın biyolojik kökenine yapılan en güçlü vurgulardan biri olduğunu, insanın yeryüzünden bir bitişle varlık kazandığını ve bu büyüme sürecinin bütünüyle ilahi kontrol altında gerçekleştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi insanın fizyolojik gelişiminin bir özeti olarak görür; bitki metaforunun insanın zayıflığını, toprağa bağımlılığını ve ilahi rahmetle nasıl serpilip geliştiğini sembolize ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kullanımındaki edebi inceliğe dikkat çekerek, insanın yaratılışının "halk" (yaratma) yerine "nebât" (bitme/yeşerme) ile ifade edilmesinin, insanın yeryüzüyle olan sarsılmaz organik bağını ve hayatın sürekliliğini betimlediğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla