Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 16. Ayet

    وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُوراً وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ce’ale-lkamera fîhinne nûran ve ce’ale-şşemse sirâcâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Aralarında aya aydınlık, güneşe de ışık kaynağı yapmıştır."

      Aralarında aya aydınlık, güneşe de ışık kaynağı yapmıştır. Ayın ışığını bir lütuf, güneşin aydınlığını da bir nimet olarak belirtmiştir. Çünkü insanlar, ayın ışığından yararlandıkları gibi güneşin aydınlığından da yararlanırlar. Güneşi ışık kaynağı, ayı ise aydınlık yapmıştır, çünkü güneşin ışığı ayın ışığından daha parlaktır. Güneş, ışık saçan bir kandil gibi olduğu için “ışık kaynağı” diye anılmış, ay ise ışık saçmadığı için ona “aydınlık” denilmiştir. Cenâb-ı Hak, daha önce güneşle ilgili olarak “Güneşi aydınlatıcı, ayı ise aydınlık yapan” buyurmuştu. Güneşin ışığı daha kuvvetli, ayın ışığı ise daha zayıf olduğu için güneşe “ışık kaynağı” denilmiştir. Güneşi özellikle gündüzün, ayı da gecenin ışık kaynağı yapmıştır ki onun ışığı gecenin ışığını süratle alıp kapsın ve ona baskın gelsin diye. Ama gündüzün aydınlığı güneşin ışığını kapıp alamaz. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ceale (جَعَلَ)

        İbn Fâris, c-a-l kökünün bir şeyi oluşturmak, bir hâlden başka bir hâle dönüştürmek, bir nesneyi belirli bir yere yerleştirmek veya bir şeyi bir nitelikle vasıflandırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" eyleminin yaratmaktan (halk) daha özel bir anlam taşıdığını, bir şeyi belirli bir fonksiyon icra etmesi için bir konuma getirmek olduğunu ifade eder; bu ayet bağlamında ay ve güneşin gökyüzündeki kozmik düzen içerisinde kendilerine has işlevlerini yerine getirecek şekilde konumlandırılmalarını temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran'ın ontolojik inşasında "düzenleme" eylemi olarak görür; Tanrı'nın nesneleri sadece var etmediğini, aynı zamanda onları kozmik hiyerarşi içinde birer "ayet" (işaret) olarak belirli makamlara atadığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin evrendeki mekanik ve estetik nizamın ilahi bir irade tarafından kurulduğunu, ay ve güneşin tesadüfi değil, bilinçli bir yerleştirme (ce'l) sonucu insanlığın hizmetine sunulduğunu belirtir.

        el-Kamer (الْقَمَرَ)

        İbn Fâris, k-m-r kökünün asıl anlamının beyazlık ve aşırı parlaklık olduğunu belirtir; ayın, özellikle dolunay evresinde geceyi aydınlatan beyaz ve parlak renginden dolayı bu isimle anıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kamer kelimesinin gökyüzündeki bildiğimiz uyduyu nitelediğini, onun ışığının güneşten farklı olarak daha yumuşak ve serin bir beyazlığa (kumre) sahip olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin genel Sami dillerinde yaygın bir köke sahip olduğunu, Aramice ve Süryanicede de benzer formlarda yer aldığını ve Arapçanın bu kökü kadim Sami mirasından devraldığını öne sürer. Toshihiko Izutsu, kamer kavramını Kuran'ın zaman yönetimi ve kozmik takvim sistemi içerisinde inceler; onun sadece bir ışık kaynağı değil, aynı zamanda insanların vakitlerini hesaplamaları için tayin edilmiş düzenli bir gösterge olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada gökyüzünün yedi katlı yapısı içinde bir nûr kaynağı olarak sunulduğunu, karanlığı dağıtan ama yakmayan doğasına dikkat çekildiğini belirtir.

        Nûrâ (نُورًا)

        İbn Fâris, n-v-r kökünün karanlığın zıttı olan aydınlık, parlaklık ve ışık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nûr kavramının eşyayı görmeye yardımcı olan dağılmış ışık olduğunu ifade eder; ay için nûr kelimesinin seçilmesinin, onun ışığının bizzat kendisinden değil, bir yansıma sonucu oluşan, gözü yormayan ve karanlığı nezaketle örten bir nitelik taşımasından kaynaklandığını açıklar. Toshihiko Izutsu, nûr kelimesini Kuran'ın semantik dünyasında "hidayet" ve "açıklık" sembolü olarak ele alır; fiziksel düzlemde ayın nûr olması, insanın yolunu bulmasını sağlayan bir rehberlik işlevini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ay için kullanılmasının tesadüf olmadığını, "sirâc" (lamba) olan güneşten farklı olarak ayın ışığının edilgen, sakin ve kuşatıcı bir aydınlık türü olduğunu analiz eder.

        eş-Şems (الشَّمْسَ)

        İbn Fâris, ş-m-s kökünün gökyüzündeki bildiğimiz güneş anlamına geldiğini, bu kelimenin kökeninde aşırı sıcaklık ve parlaklık kavramlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, güneşin gündüzün varlık sebebi olduğunu, onun ışığının eşyayı en net haliyle ortaya çıkaran temel enerji kaynağı olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerindeki "Şamaş" (güneş tanrısı/varlığı) figürüyle dilsel bir akrabalığı olduğunu, ancak Kuran'ın bu terimi mitolojik unsurlardan arındırarak ilahi kudretin emrindeki fiziksel bir cisim olarak sunduğunu öne sürer. Theodor Nöldeke, güneş kelimesinin Arap şiiri ve dilinde merkezi bir yere sahip olduğunu, Kuran'ın bu kelimeyi evrensel bir kanıt olarak kullandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, şems kavramının burada "sirâc" nitelemesiyle birlikte ele alınarak, evrenin ana ısı ve ışık santrali olma özelliğine vurgu yapıldığını kaydeder.

        Sirâcâ (سِرَاجًا)

        İbn Fâris, s-r-c kökünün temel anlamının ışık veren nesne, lamba ve kandil olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sirâc kelimesinin içinde yağ bulunan ve yanarak çevresini aydınlatan lamba anlamına geldiğini; güneşin sirâc olarak tanımlanmasının, onun ışığının bizzat kendi bünyesindeki bir yanma/enerji süreciyle (ısı ve ışık kaynağı olarak) üretildiğine işaret ettiğini açıklar. El-Cevâlîkî, bu kelimeyi Farsça kökenli (çerâğ) olup Arapçaya geçmiş ve Arapçalaşmış (muarreb) kelimeler arasında zikreder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "şrâğâ" veya doğrudan Farsça "çerâğ" kelimesinden Arapçaya girmiş bir ödünçleme olduğunu, Kuran'da ise parlak ve yakıcı ışık kaynağını ifade etmek için teknik bir terim olarak kullanıldığını öne sürer. Toshihiko Izutsu, sirâc nitelemesini güneşin aktif ve baskın karakteriyle ilişkilendirir; ayın "nûr" (yansıyan ışık) olmasına karşılık güneşin "sirâc" (kaynak ışık) olmasının, Kuran'ın kozmolojik tasvirindeki hassas ayrımı yansıttığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin güneşin sadece aydınlatma değil, aynı zamanda ısıtma ve hayatı besleme fonksiyonunu, yanan bir meşale metaforu üzerinden harika bir şekilde özetlediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X