Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 15. Ayet

    اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem terav keyfe ḣaleka(A)llâhu seb’a semâvâtin tibâkâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Görmüyor musunuz Allah yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yaratmıştır"

      Görmüyor musunuz Allah yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yaratmıştır?Elem terav” (أَلَمْ تَرَوْا) kalıbındaki cümlelerin, bildikleri ve gafil oldukları bir meseleyi hatırlatmayı gerektirdiğini daha önce söylemiştik. Bu terkip, bazan yaratıkların daha önce bilgi sahibi olmadığı hayret verici bir durumu hatırlatma anlamına da gelebilir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: Onlar şunu görmüşlerdir ki Allah Teâlâ, üstten birbirine bağlı olmayan, alttan da üzerine dayanacak direkleri bulunmayan yedi gök yaratmıştır. Bunu yaratmaya gücü yeten varlık murat ettiği her şeyi yaratabilir. Bu delilde, ölümden sonra dirilmeyi gerektiren unsurlar vardır. Çünkü sizin aklınıza göre ölenleri yeniden diriltmek gökleri yaratmaktan daha zor değildir. Şu halde gökleri yaratmaya kadir olan varlığın kudreti ölümlerinden sonra insanları diriltmeye de yeterlidir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Terev (تَرَوْا)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün hem gözle görme hem de kalp ile idrak etme (basiret) anlamlarına geldiğini, her iki durumda da bir şeyin hakikatine muttali olma fonksiyonu taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin burada sadece fiziksel bir görmeyi değil, dış dünyadaki ayetler üzerinde düşünerek (tefekkür) zihinsel bir kesinliğe ulaşmayı ifade ettiğini; yani "görmediniz mi?" hitabının "anlamadınız mı, idrak etmediniz mi?" manasında kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, görme fiilini Kuran'ın bilgi kuramı içerisinde inceler; ona göre bu eylem, insanın dış dünyadaki ilahi işaretleri (ayet) birer kanıt olarak okuması ve bu gözlemden hareketle yaratıcının varlığına dair epistemolojik bir sonuca varması sürecidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu hitabı insanın gözlem yeteneğine yapılan bir çağrı olarak değerlendirir; insanın kozmolojik verileri çıplak gözle veya akıl gözüyle değerlendirerek ontolojik bir farkındalık geliştirmesi gerektiğini vurgular.

        Halaka (خَلَقَ)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün bir şeyi pürüzsüzce takdir etmek, ölçüp biçmek ve bir plana göre var etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, halk eyleminin buradaki anlamının, hammaddesi olan bir şeyi bir halden başka bir hale, hikmetli bir düzen ve denge (nizam) içerisinde sokmak olduğunu; göklerin bu şekilde yaratılmasının tesadüfe yer bırakmayan mutlak bir tasarıma işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Allah’ın "Hâlık" sıfatının evrensel tezahürü olarak görür; yaratmanın sadece var etmek değil, her varlığa evren içindeki yerini ve sınırlarını (ölçü) belirlemek olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada kozmik mimariyle bağlantılı kullanıldığını, yedi kat göğün belirli bir düzen ve yapısal bütünlük içerisinde inşa edilme sürecini ifade ettiğini belirtir.

        Allah (اللَّهُ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünden türeyen ve ibadete layık olan mutlak varlığı niteleyen bu ismin, tüm varlığın yöneldiği ve sığındığı yegane merci olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin her türlü noksanlıktan münezzeh, yaratma ve yönetme gücünü kendisinde toplayan Yüce Zat’ın özel ismi olduğunu; göklerin yaratıcısı olarak zikredilmesinin O’nun rububiyet ve uluhiyetinin kozmik delili olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin dilsel kökeninin kadim Sami dillerindeki ilah kavramıyla ilişkili olduğunu, ancak Kuran’ın bu ismi bütünüyle monoteist bir bağlama yerleştirerek evrenin tek mimarı ve yöneticisi anlamında kullandığını öne sürer. Toshihiko Izutsu, Allah ismini Kuranik sistemin odak noktası olarak tanımlar; burada gökleri yaratan güç olarak anılmasının, O’nun insan hayatına ve fiziksel dünyaya doğrudan müdahale eden aktif otoritesini pekiştirdiğini vurgular.

        Seb'a (سَبْعَ)

        İbn Fâris, s-b-a kökünün hem yedi sayısını hem de güç ve kuvveti temsil eden yırtıcı hayvan (seb'u) anlamını barındırdığını; sayı olarak yedi rakamının Arap dilinde tamlığı ve bütünlüğü temsil etmek için de kullanılabileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seb'a" kelimesinin burada belirli bir sayıya işaret edebileceği gibi, çokluktan kinaye olarak evrendeki katmanların bolluğuna ve mükemmelliğine de delalet edebileceğini ifade eder. Angelika Neuwirth, yedi kat gök kavramını antik Mezopotamya ve Yakın Doğu kozmolojik tasavvurları bağlamında ele alır; Kuran'ın bu terimi kullanarak muhataplarının bildiği evren modelini ilahi bir kudretin eseri olarak yeniden inşa ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin o dönemin astronomi anlayışındaki gezegen katmanlarını veya evrenin dikey hiyerarşisini ifade eden teknik bir terim olduğunu, Tanrı'nın yaratışındaki kompleks yapıyı vurguladığını belirtir.

        Semâvât (سَمَاوَاتٍ)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve yukarıda bulunma anlamına geldiğini; yeryüzünün üstünde yükselen her tabakanın bu isimle anıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, semavat kelimesinin çoğul formda kullanılmasının, gökyüzünün tek bir boşluktan ibaret olmadığını, aksine kendi içinde farklı niteliklere ve düzenlere sahip katmanlı bir yapı arz ettiğini gösterdiğini açıklar. Theodor Nöldeke, kelimenin diğer Sami dillerindeki (İbranice ve Aramice) benzer formlarla ilişkisine dikkat çekerek, bu terimin Kuran’da kozmik düzenin en üst perdesini ve ilahi hükümranlığın merkezini temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, göklerin çoğul olarak zikredilmesini, varlığın sadece bizim gördüğümüz kısımdan ibaret olmadığına, keşfedilmeyi bekleyen boyutların ve ilahi sanatın derinliğine bir işaret olarak yorumlar.

        Tibâkan (طِبَاقًا)

        İbn Fâris, t-b-k kökünün bir şeyin diğeriyle tam olarak örtüşmesi, üzerine gelmesi ve uyum sağlaması anlamına geldiğini belirtir; birbirine uygun olan her şeye "tabak" denmesinin sebebinin bu eşleşme olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tibâk" kelimesinin göklerin birbiri üzerinde, aralarında hiçbir düzensizlik ve boşluk kalmayacak şekilde tabaka tabaka, uyumlu ve birbirini tamamlar tarzda yaratılmasını ifade ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, bu kelimeyi Kuran'ın kozmik estetiği ve düzeni (nizam) bağlamında ele alır; göklerin "tibâkan" yaratılmasının, evrende bir kaosun değil, kusursuz bir simetri ve mühendisliğin hakim olduğu mesajını verdiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin katmanlı evren modelini tasvir ettiğini; bu yapının parçalarının birbiriyle tam bir uyum içinde (mutabık) ve sistemli bir mimariyle yerleştirildiğini, yaratışta herhangi bir çatlak veya uyumsuzluk olmadığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X