وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَاراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nuh Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: nuh 14, allah'ın büyüklüğü, nuh suresi, nuh suresi 14. ayet, evre evre yaratılış, ümit etmeme
-
13-14. "Ne oluyor size de Allah'ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz? Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır."
Ne oluyor size de Allah’ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz? Ebû Bekir el-Esamm’a göre âyetin yorumu şöyledir: Nasıl olur da Allah’tan sevap beklemezsiniz; şöyle ki: O’na kulluk edesiniz, karşılığında size sevap versin? Oysa hayrın tümünün O’nun elinde olduğunu biliyorsunuz. Allah’ı bırakıp da kulluk ettikleriniz size fayda veremedikleri gibi size gelebilecek herhangi bir zararı da savuşturamaz. Ebû Bekir el-Esam “vekâran” (وَقَارًا) kelimesini “ibadet yeri” olarak anlamıştır. En doğrusunu Allah bilir. Bir başkası ise şöyle demiştir: “Mâ leküm lâ tercûne lillâhi vekâran” (مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا), yani neden kendiniz için Allah katında bir mertebe, şeref ve değer ümit etmiyorsunuz? Bazıları ise şöyle yorumlamıştır: Allah’ın azametinden ve üzerinize olan kudretinden korkup da neden size yasakladıklarından vazgeçmiyor ve emrettiklerini yapmıyorsunuz? “Umut” kavramının “korkma” diye yorumlanması, -daha önce de belirttiğimiz gibi- mutlak ümidin hem korku hem de umudu gerektirmesi dolayısıyladır. Mutlak korku da aynı şekilde umudu gerektirir. En doğrusunu Allah bilir.
Bize göre en uygun yorum şöyle olmalıdır: Allah için gazap, Allah için sevme ve Allah için nefret etme örneğinde olduğu üzere Allah için ummaktır. Yani size ne oluyor da Allah’ın size olan nimetlerini ve ihsanını gördükten sonra O’nun yanında olanları uman bir kimsenin hareketi gibi vakar ve heybetle hareket etmiyorsunuz? Göklerin ve yerin yaratılması, güneşin ve ayın emrinize verilmesi ve okuduğunuz âyetlerde sözü edilen lütuflar hep O’nun nimetleridir. Zira kişi, bir başkasına kendisinden herhangi bir karşılık umut etmeksizin yahut da kimseden bir şey beklemeksizin giderse onu hafife almış olur. Böylece Nuh aleyhisselâm onların fakirliklerini ve Rab’lerine olan ihtiyaçlarını hatırlatmış, saygı ve hürmetle Allah’a yönelmeyi terketmelerinden dolayı kendilerini kınamıştır.
Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır. Âyetteki “etvâran” (أَطْوَارًا) kelimesine “türlü evreler” anlamı verenler vardır ki bunlar nutfe (döllenmiş yumurta), alaka (rahme asılan kan pıhtısı) ve mudğa (belli belirsiz et parçası), ardından kemik, sonra et ve en sonunda da tam ve düzgün bir canlı olma aşamalarıdır. Âyetin mânası şöyle de olabilir: O sizi çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık evrelerinden geçirerek yaratmıştır. Bu İlâhî beyanda, Allah Teâlâ’nın insanı boş yere yaratmadığı, aksine onu imtihan için yarattığı ve bundan sonra bir hesap günü olacağına dair delil vardır. Çünkü hikmet ve ilim sahibi olan varlık cehalete düşmez. Size emir vermeden, yasaklama getirmeden ve nimetlere şükrünüzü istemeden kendinizi başı boş bırakmak ise hikmet dışı bir tutumdur. Bunun hatırlatılmasında ibadete ve taatın samimi olmasına teşvik vardır. Yine bunun ifade edilmesinde, bir Rab olduğu düşüncesinin zihinlere yerleştirilmesi ve akılları vahdâniyet inancının benimsenmesine zorlama vardır. Zira O, insanları ilk yarattığında döllenmiş bir yumurtadan, sonra rahimde asılıp beslenen alaka (embriyo), sonrada şekilsiz et görünümündeki evrelerden geçirerek düzgün bir insan haline getirdi. İnsanın yaratılışını planlayan ve inşa eden varlık aynı olmasaydı onu bir evreden bir başka evreye geçirmekte aciz kalırdı. Çünkü döllenmiş yumurtadan rahimde asılıp beslenen embriyo, ondan da şekilsiz et (mudğa) yapmak istediği zaman ötekisi planını engeller ve ona döllenmiş yumurtayı alaka ve mudğa haline getirme imkânı vermezdi. Söz konusu engelin bulunmaması, O ndan başka bir plan yapanın ve kendisinden başka bir yaratıcının olmadığına dair delildir. Burada anlattıklarımızla O nun tek olduğu gerçeği ortaya çıktığına göre yaratıkların ibadet ve kulluklarına lâyık olanın da O'ndan ibaret olduğu gerçeği de ortaya çıkmış olur. Bazıları “ve kad halakakum atvâran” (وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا) âyetine şu mânayı vermiştir: O, sizi farklı ahlâk, değişik şekil, renk, kelime, ses, birbirine benzemez nağmelerde yaratmıştır. Öyle ki yaratılışın bütün özellikleri açısından birbirine benzer birini görmek mümkün değildir. Bu da O'nun kudreti ve hikmetini kanıtlayan en büyük delillerdendir”. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Halakakum (خَلَقَكُمْ)
İbn Fâris, h-l-k kökünün temel anlamının bir şeyi pürüzsüz ve düzgün yapmak, bir şeyi belirli bir ölçüye ve takdire göre biçimlendirmek olduğunu belirtir; yaratma eyleminin özünde bir "ölçülendirme" (takdir) bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "halk" kavramını iki şekilde tanımlar: Birincisi bir şeyi yoktan var etmek (ibda'), ikincisi ise bir maddeyi bir halden başka bir hale, belirli bir ölçü ve hikmet dahilinde dönüştürerek var etmektir; bu ayetteki kullanımın insanın karmaşık yapısının adım adım inşa edilmesine işaret ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, halk fiilini Kuran'ın ontolojik sisteminde Tanrı'nın mutlak yaratıcı kudretinin (Hâlık) en temel ifadesi olarak inceler; bu eylemin rastlantısallıktan uzak, her aşaması ilahi bir plan ve gaye taşıyan bilinçli bir tasarım olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, yaratma eyleminin insanın biyolojik varlığını aşan, onu muhatap alan ilahi bir lütuf ve tasarım süreci olduğunu; insanın her bir hücresinde bu yaratışın izlerinin (halk) görülebileceğini belirtir.
Atvârâ (أَطْوَارًا)
İbn Fâris, t-v-r kökünün bir şeyin sınırı, ölçüsü, miktarı ve bir durumdan diğerine geçmesi anlamına geldiğini; bir nesnenin çevresindeki sınıra veya bir canlının geçirdiği evrelere "tavr" denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "atvâr" kelimesinin insanın yaratılışındaki farklı merhaleleri (nutfe, alaka, mudga gibi) ve insanın hayat boyu geçirdiği çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi biyolojik değişimleri temsil ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, bu kavramı Kuran'ın doğa ve insan tasavvuru içerisinde ele alır; yaratılışın bir anda olup biten statik bir eylem değil, zamana yayılan, dinamik ve aşamalı (atvâr) bir süreç olduğunu, bunun da ilahi sanatın bir göstergesi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin insanın embriyolojik gelişim evrelerine işaret ettiğini; Nuh'un kavmine, kendi vücutlarındaki bu karmaşık ve mucizevi dönüşüm süreçlerine bakarak ilahi kudreti idrak etmeleri yönünde bir argüman sunduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, tavr kavramının sadece fiziksel değil, aynı zamanda insanın ruhsal ve zihinsel olgunlaşma aşamalarını da kapsayabileceğini, yaratılışın her aşamasının Allah'ın mutlak hakimiyetini kanıtlayan birer "tavr" (evre) olduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla