Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 11. Ayet

    يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yursili-ssemâe ‘aleykum midrârâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      11-12. "(Dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallar ve oğullar vererek sizi desteklesin, size bahçeler versin ve sizin için ırmaklar akıtsın!'"

      Âyetin metninde geçen “sema” (السَّمَاءَ) kelimesinin “yağmur” anlamına geldiği söylenmiştir. Bazıları ise bu kelimenin bildiğimiz gökyüzü anlamına geldiğini belirtmişlerdir. Göğün üzerlerine gönderilmesinin mânası, “göğün nimetlerinin ve bereketinin üzerlerine gönderilmesi” demektir. Tıpkı şu İlâhî beyanlar gibi: “Rızkınız ve size vâdedilenler göktedir”; “O ülkelerin insanları inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık”. Hz. Nuh’un (a.s.) kavmi uzun zaman yağmursuz kalmışlar, malları telef olmuş ve kadınları da kısırlaşmıştı. Hz. Nuh da onlara istiğfar ettikleri takdirde bu sıkıntıların kaldırılacağı müjdesini vermiştir. Hz. Nuh’un (a.s.) onlara istiğfar ettikleri takdirde bu nimetlere ulaşacaklarını müjdelemesi, aynı zamanda kendilerini Allah Teâlâ’nın vahdaniyetini ikrara davet etmektedir. Çünkü bütün bu nimetler, tek bir varlığın elindedir. O da Allah Teâlâ’dır. Nuh’un (a.s.) bu müjdesinin, onlara Allah Teâlâ’nın lütfunu ve rahmetini hatırlatma amacı taşıması da mümkündür. Cenâb-ı Hakk’ın istiğfar karşılığında vaat ettiği bu nimetler, iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi, ahirette size bahçeler verir, ırmaklar akıtır. İkincisi, bu vaadin dünyaya yönelik olmasıdır. Yani istiğfar ederseniz dünyada başınıza gelen bu sıkıntılardan kurtulursunuz.

      Burada şöyle bir soru akla takılabilir: Neden Hz. Nuh, ilk başta bolluk ve bereket müjdesi vermedi de bunu istiğfar ve itaatin ardından belirtti? Buna şöyle cevap verilebilir: Bazen müjde ve uyarı, rahmet ve dua, ilk başta gelir, bazan da geçmiş kavimlerin başlarına gelenlerin ve her iki zümrenin akıbetinin belirtilmesiyle gelir. Dua ve rahmet de böyledir; bazan dua ve yasaklamakla başlar. Bazan da geçmiş ümmetlerin hikâyeleriyle ve peygamberlerin onları ikinci kez nasıl davet ettiklerinin anlatımı ile. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yursil (يُرْسِلِ)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün bir şeyi yumuşaklıkla, peş peşe öne doğru yollamak, serbest bırakmak ve göndermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, irsâl eyleminin bir şeyi belirli bir amaca mebni olarak yönlendirmek olduğunu; bu ayette rızkın ve bereketin kaynağı olan yağmurun rastgele bir doğa olayı olarak değil, ilahi bir iradenin kontrollü, rahmet yüklü ve bilinçli bir gönderimi olarak ifade edildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran'ın teolojik sisteminde Tanrı'nın fiziksel aleme doğrudan müdahalesi ve dikey eylemi olarak inceler; bağışlanma dilemeye (istiğfar) şartlanmış bir vaat olarak ilahi rahmetin gökten yeryüzüne aktif bir şekilde indirilme sürecini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, gönderme fiilinin burada manevi bir arınmanın (tövbenin) hemen ardından gelen ontolojik ve maddi bir ödüllendirme mekanizmasını tetiklediğini, Allah'ın tövbe eden topluma yönelik inayetini bilfiil eyleme dönüştürmesini ifade ettiğini kaydeder.

        es-Semâe (السَّمَاءَ)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve yukarıda olma anlamına geldiğini, insanın üstünde yer alan ve onu bir çatı gibi örten her şeye "semâ" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin temel anlamının gökyüzü olmakla birlikte, bu ayette belagattaki mecaz-ı mürsel (sebep-sonuç ilişkisi) sanatıyla doğrudan doğruya "yağmur" anlamında kullanıldığını; yağmurun kaynağı gökyüzü olduğu için göğün bizzat kendisinin bir bereket ve su kütlesi sembolü olarak ifade edildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice ve Aramice gibi diğer Sami dillerindeki "şamayim" (gökler) kelimesiyle etimolojik akrabalığına dikkat çeker ve ortak Sami kozmolojisindeki yukarı alem tasavvurunu yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kuran'ın gökyüzünü sadece fiziksel bir boşluk veya tavan olarak değil, ilahi merhametin, rızkın ve yeryüzünü diriltecek olan hayat kaynağının depolandığı aşkın bir hazine olarak kavramsallaştırdığını analiz eder.

        Midrârâ (مِدْرَارًا)

        İbn Fâris, d-r-r kökünün bir şeyin bolca akması, peş peşe ve kesintisiz olarak dökülmesi anlamına geldiğini; sütün memeden bolca ve sürekli inmesine de bu kökten hareketle "derr" denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, midrâr kelimesinin mübalağa (yoğunluk ve aşırılık) bildiren bir form olduğunu; yağmurun sıradan bir çisenti değil, yeryüzünü canlandıracak, ekinleri yeşertecek ve kuraklığı bitirecek boyutta son derece gür, bereketli, bardaktan boşanırcasına ve kesintisiz yağan bir sağanak olduğunu vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kuran'ın ödül sistemindeki maddi-manevi bütünlük bağlamında değerlendirir; istiğfar gibi tamamen ruhsal ve ahlaki bir eylemin, sonucunda "midrâr" (bol yağmur) gibi gözle görülür, ölçülebilir ve hayati bir ekolojik/ekonomik bollukla karşılık bulmasının, Kuran dünya görüşünde metafizik ile fiziksel dünyanın birbirine sıkıca bağlı olduğunu gösterdiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, tarım ve hayvancılığa dayalı bir toplum için suyun doğrudan hayat demek olduğunu, bu kelimenin kuraklık korkusu çeken bir topluma sadece yağmur değil, bütünüyle ekonomik refah, varoluşsal güvenlik ve kesintisiz bir tarımsal diriliş müjdesi verdiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X