Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 10. Ayet

    فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّاراًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fekultu-staġfirû rabbekum innehu kâne ġaffârâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Dedim ki: Rabb'inizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır."

      İstiğfarın Anlamı

      Dedim ki: "Rabb’inizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır. İstiğfar, “Allaha kulluk edin; O na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin” meâlindeki âyette belirtilen hususları yaparak mağfiret talep etmektir. Bu, yüce Allah’ın bağışlanmanın sebebi olan imanı onlara emretmesi anlamına gelir, yoksa bizzat mağfiretin kendisini Allah’tan dilemeyi emretmek değildir. Çünkü herkesin bağış dilemesi kendi durumuna göre olur. Kâfirler, Allah’a iman ederek, günahkârlar tövbe ederek, ihlas sahipleri ise geçmişte işledikleri ve bilmedikleri günahlarından ve hatalardan bağış dileyerek istiğfar ederler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kultü (قُلْتُ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün temel anlamının bir düşünceyi, fikri veya kararı dille telaffuz etmek, söz söylemek ve ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının sıradan bir hitap veya seslenişten ziyade, içerisinde kesinlik, ciddiyet ve net bir tavsiye barındıran bir söz eylemi olduğunu; bu ayet bağlamında Nuh'un tebliğ sürecinde kavmine sunduğu nihai ve açık kurtuluş reçetesini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran'daki tebliğ ve iletişim modeli içerisinde değerlendirir; peygamberin muhataplarını salt uyarmakla kalmayıp, onların varoluşsal krizlerini aşmaları için doğrudan ve eylemsel bir çıkış yolu (söz/kavl) gösterdiği aşama olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin peygamberin çaresizlik içinde değil, aksine davetindeki kararlılığı ve ısrarı sürdürerek onlara ne yapmaları gerektiğini kesin bir dille bildirmesi işlevini gördüğünü belirtir.

        İstağfirû (اسْتَغْفِرُوا)

        İbn Fâris, ğ-f-r kökünün bir şeyi örtmek, gizlemek, bir kılıfa sokarak dış etkilerden korumak anlamına geldiğini, istiğfar eyleminin de kulun kendi hatalarının ve günahlarının üzerinin örtülmesini, böylece ilahi azaptan korunmayı talep etmesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, istiğfar kavramının sadece dil ile af dilemekten ibaret olmadığını, kişinin günah azabından kurtulmak için hem söz hem de fiil ile Allah'ın korumasına ve merhametine iltica etmesi, o affı hak edecek bir yöneliş içine girmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kuran'ın ahlaki lügatinde şirkin (inkarın) getirdiği manevi kirlilik ve ontolojik suçluluk duygusundan kurtuluşun yegane anahtarı olarak inceler; istiğfarın insanın kendi acziyetini fark ederek Tanrı'nın mutlak otoritesine boyun eğmesini ve varoluşsal bir arınma talebinde bulunmasını sembolize ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu emrin Nuh'un kavmini sadece geçmişi silmeye değil, zihinsel ve inançsal bir dönüşüm (tevhid) yaşayarak ilahi sisteme yeniden entegre olmaya davet eden kapsamlı bir arınma çağrısı olduğunu belirtir.

        Rabbeküm (رَبَّكُمْ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün bir şeye malik olmak, onu ıslah etmek, koruyup gözetmek ve ihtiyacı olan şeyleri vererek onu kemale erene kadar kademe kademe yetiştirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin evrendeki her varlığı var eden ve terbiye eden mutlak yaratıcıya ait olduğunu; Nuh'un "Rabbiniz" (Rabbeküm) şeklindeki aidiyet vurgusuyla yaptığı hitabın, muhatapları kendilerini besleyen, büyüten ve asıl nimet sahibi olan yegane kaynağa karşı nankörlükten dönmeye teşvik ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice gibi diğer Sami dillerinde de efendi, sahip, büyük kimse anlamlarında kullanıldığını, Kuran'ın bu terimi saf monoteist bir yaratıcı ve terbiye edici (rububiyet) konseptiyle evrenselleştirdiğini öne sürer. Toshihiko Izutsu, Rabb kavramının burada korkutucu ve cezalandırıcı bir figürden ziyade, şefkatli, rızık veren ve affetmeye hazır olan (besleyici) yönüyle öne çıkarıldığını; istiğfar talebinin bu sevgi ve şefkat makamına yönlendirilmesinin teolojik açıdan umut aşılayıcı bir motivasyon unsuru olduğunu analiz eder.

        Ğaffârâ (غَفَّارًا)

        İbn Fâris, ğ-f-r kökünden türeyen bu formun, örtme ve bağışlama eylemindeki yoğunluğu, sürekliliği ve çokluğu bildiren bir mübalağa (abartı/aşırılık) sıfatı olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "Ğaffâr" isminin Allah'ın kullarının günahlarını tekrar tekrar, bıkıp usanmadan örten, suçlar ne kadar büyük ve çok olursa olsun bağışlama kapasitesi asla tükenmeyen mutlak merhamet kaynağı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Ğaffâr sıfatını Tanrı'nın ahlaki yapısındaki merhamet boyutunun zirvesi olarak tanımlar; Nuh'un kavminin işlediği şirk ve inkar suçu ontolojik olarak ne kadar ağır olursa olsun, ilahi affın potansiyel olarak onu her zaman aşabilecek mutlak ve sınırsız bir doğaya sahip olduğu mesajını verdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin muhatapların zihnindeki olası umutsuzluğu kırmak, onları ilahi rahmetin genişliğine ikna etmek ve tövbeye cesaretlendirmek amacıyla kullanılmış son derece güçlü ve teşvik edici bir argüman olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X