Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 6. Ayet

    فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَاراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felem yezidhum du’â-î illâ firârâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Fakat benim yaptığım çağrı onları daha da uzaklaştırdı"

      Fakat benim yaptığım çağrı onları daha da uzaklaştırdı. Bu meselenin esası şuydu: Kavminin Nuh aleyhisselâma düşmanlığı şiddetlenmişti. Hz. Nuh’u sıkıcı buluyor ve sözlerine kızıyorlardı. Sözünden nefret etmeleri ve kendisini sıkıcı bulmaları onlarda öyle bir psikolojik durum meydana getirmişti ki bu, onları uzaklaşmaya ve kaçmaya sevketmişti. Bu sebeple Nuh (a.s.) söz konusu uzaklaşmayı ve kaçışı davete nispet etti, çünkü kaçışın ortaya çıkışı, davetin yapıldığı sırada oluyordu. Firarı davete nispet etmesi, onun uzaklaşma ve kaçmanın sebebi olmasından değil, o anda gerçekleşmesi ve o sırada vuku bulması sebebiyleydi. Buradaki ifade “Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların (mânevi) kirlerine kir katmıştır” meâlindeki âyete benzemektedir. Burada Kur’ân, onların kalplerine kir katma sebebi kılınmamıştı. Fakat onlar, Kur’ân okunurken kin ve nefret duygularına kapılınca onlarda öyle bir ruh hali meydana getirdi ki bu, onları söz konusu duruma sürükledi ve bu artış Kurana izafe edildi. Zira kirdeki artış sebebi o anda meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu kir, aynı anda olma (mücâveret) sebebiyle Kurana nispet edilmiştir. Bir başka örnek Cenâb-ı Hakk’ın şu beyanında mevcuttur: “Ama siz (ey müşrikler!), işte onları alaya aldınız; sonunda bu tutumunuz size beni hatırlamayı unutturdu”. Aslında Allah’ı anmak onlara unutturulmamıştı, aksine hatırlatılıyordu, hem de defalarca. Fakat onların Allah’ı hatırlatanlardan nefret etmeleri ve alaya almaları, kendilerinde unutma etkisi yapmış ve unutturma fiili o kullara nispet edilmiştir. Tevilini yapmakta olduğumuz âyete dönecek olursak, onlar Nuh aleyhisselâmdan nefret edip sözlerini ve davetini sıkıcı bulunca bu kin ve nefret kendilerindeki kaçma ve inkâr duygusunu arttırmıştır. Kaçmanın davete nispet edilmesi, davetin esası itibarıyla kaçıran bir özellik taşımasından değil sözünü ettiğimiz açıdan kaynaklanmıştır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yezidhum (يَزِدْهُمْ)

        İbn Fâris, z-y-d kökünün bir şeyin aslı üzerine eklenme yapılması, büyüme, çoğalma ve mevcut durumu aşma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ziyade" kavramını bir şeyin asıl miktarının veya niteliğinin ötesine geçmesi olarak tanımlar; bu ayet bağlamında, normal şartlarda hidayete vesile olması beklenen davetin, muhatapların kalplerindeki inat ve kibri besleyerek hastalıklarını (inkarlarını) ironik bir şekilde büyüttüğünü ve çoğalttığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "artırma" eyleminin psikolojik bir reaksiyona işaret ettiğini, peygamberin ısrarlı ve samimi çağrısının, kemikleşmiş bir şirk toplumunda tam tersi bir etki yaratarak onların inatlaşmalarını ve tepkiselliklerini derinleştirdiğini ifade eder.

        Duâî (دُعَائِي)

        İbn Fâris, d-a-v kökünün bir kimseyi kendine doğru çağırmak, seslenmek ve bir şeyi yapmasını talep etmek anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, Nuh'un "davetim" (duâî) ifadesindeki iyelik kullanımının, onun bu çağrıyı tüm şahsi varlığıyla, bıkıp usanmadan ve içselleştirerek yaptığına işaret ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, davet kavramını Kuran'daki tebliğ sürecinin merkezine koyar; bu eylemin, insanları şirkin karanlığından tevhidin aydınlığına çekmeye çalışan aktif bir manevi çekim gücü olduğunu, ancak ayette bu çekim gücünün kalpleri mühürlenmiş kitleler üzerinde bir itici güce dönüştüğünün analizini yapar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin peygamberin kurtuluş umuduyla sunduğu samimi, ısrarlı ve çok boyutlu tebliğ çabasının tamamını özetlediğini vurgular.

        Firârâ (فِرَارًا)

        İbn Fâris, f-r-r kökünün bir şeyden korkarak veya nefret ederek kaçmak, arkasını dönüp uzaklaşmak anlamlarına geldiğini, kökün asıl manasında bir hayvanın ürkerek hızla uzaklaşması gibi bir panik halinin bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, firar kavramının tehlike veya tehdit olarak algılanan bir durumdan hızla uzaklaşmayı ifade ettiğini; ayetteki kullanımının, kavmin hakikati kendi kurulu düzenleri için varoluşsal bir tehdit olarak algıladığını ve ilahi rahmet çağrısından dehşet içinde uzaklaştıklarını gösterdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi sadece pasif bir inkar (küfr) durumu olarak değil, peygamberin temsil ettiği ontolojik merkezden aktif, fiziksel ve psikolojik bir kopuş eylemi olarak inceler; firarın, ilahi iletişimin tamamen çöküşünü ve muhatabın mesaj karşısında geliştirdiği nihai kaçış mekanizmasını sembolize ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin şirk toplumunun tevhidin dönüştürücü gücüne karşı geliştirdiği savunma refleksini ortaya koyduğunu, hakikatle yüzleşmekten korkan yığınların bedensel ve zihinsel olarak hızla uzaklaşma çabasını sosyolojik bir gerçeklik olarak ifade ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X