يَغْفِرْ لَـكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nuh Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ertelenmeme, kulluk, itaat, mühlet, apaçık uyarıcı, nuh suresi, nuh 4, takva, nuh suresi 4. ayet, bağışlanma, allah, ecel
-
"Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve size belirli bir vadeye kadar süre tanısın. Şüphesiz Allah'ın belirlediği vade geldiğinde artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz."
Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın. Bundan önceki âyette geçen “ittekûhu” (وَاتَّقُوهُ), yani sakının kelimesini “şirkten sakınmak” mânasına alırsak “yağfır leküm min zünûbikum” (يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ), yani “Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın” cümlesinin mânası şöyle olur: Eğer şirkten sakınırsanız Allah Teâlâ, şirkin dışındaki günahlarınızı bağışlar. Şayet “min” (مِنْ) edatı, -bazılarının dediği gibi- zait ise o zaman mâna şöyle olur: “Bütün günahlarınızı bağışlasın”. Bu durumda şirke girmekle birlikte diğer günahların da bağışlanması söz konusu olur. Nitekim yüce Allah bir âyette şöyle buyurmuştur: “İnkâr edenlere söyle, eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır”. Şirkin günahların en büyüğü olduğu mâlumdur. Bu günah bağışlandığına göre diğer günahların bağışlanması daha bir evleviyetle söz konusu olur.
Ecel Kavramı
Ve size belirli bir vadeye kadar süre tanısın. Yani ecelinizin sonuna kadar. Bu İlâhî beyanda, Allah Teâlâ’nın eceli gelmeden önce insanı öldürmeyeceğine, aksine eceli gelinceye kadar bekleyeceğine ve bu konuda süre tanıyacağına dair bir delil vardır. Nitekim Cenâb-ı Hak bir âyette meâlen şöyle buyurmuştur: “Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler”. Söz konusu “belirli bir süre”, ecellerinin sonudur. Allah Teâlâ, onların ecellerini öne almayıp belirli bir süreye kadar ertelediğini haber vermektedir. Bu da onların ecellerinin ertelenmesine vesile olacak fiili işlemeleri halinde ecellerinin ertelenmesi ve bu vesileyi terk etmeleri durumunda ecellerinin ertelenmemesi demek değildir. Şayet ecelleri işledikleri fiile göre değişseydi o zaman ecelin belirli bir süresinin olmaması gerekirdi. Çünkü işledikleri fiile göre ecellerinin öne alınması ve ertelenmesi söz konusu olurdu. Âyetin metnindeki “ecelin müsemmâ” (أَجَلٍ مُسَمًّى) tabiri ise ecelin belirli bir süresi olduğunu ve öne alınma veya erteleme ihtimalinin söz konusu olmadığını bize göstermektedir. Öte yandan Yüce Allah başka bir âyette ise meâlen şöyle buyurmuştur: “Keşke Rabbim, yakın bir zamana kadar bana süre tanısan da sadaka versem”. Bu âyette kişi, yüce Allah’tan sadaka vermek ve iyi bir kul olmak için kendisine bir süre daha vermesini talep edeceğini haber veriyor; bunu ölüm gelmeden önce kendisinden talep edilen tasaddukta bulunmak ve iman etmek için ister. Fakat Allah onların bu arzularını şu âyetlerdeki beyanlarıyla keser: “Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez”; “Ama süreleri dolduğunda onu bir an bile ne erteleyebilirler ne de öne alabilirler”; “Allah’ın belirlediği vade geldiğinde artık ertelenmez”. Bu âyet-i kerîme Mûtezile mezhebinin şu görüşlerini geçersiz kılar: “Bir kişi çıkıp birisini öldürse, eceli (ömrü) sona ermeden onu öldürmüş olur”. Allah Teâlâ ise şöyle buyurmuştur: “Ama süreleri dolduğunda onu bir an bile ne erteleyebilirler ne de öne alabilirler”. Meselenin esası şudur: Cenâb-ı Hak, bir kimsenin öldürüleceğini ezelde bildiği için ecelinin bitimini başka bir şeye değil öldürülmeye bağlar. Çünkü kişinin ecelini kendiliğinden ölme şeklinde takdir edip de sonra bu vadeyi başka bir şeyle bozması mümkün değildir. Şayet bu mümkün olsaydı O’nun akıbetleri bilmediği anlamına gelirdi. Akıbetleri bilmemek ise Rab oluş sıfatını yok eder ve O’nun bir şey bilmediği anlamına gelir.
Keşke bilseydiniz. Yani vadeniz gelince başınıza gelecek pişmanlığı bilseydiniz azabın gelmemesi için şu anda sizden istenenleri bol bol verirdiniz. Ya da “Şüphesiz Allah’ın belirlediği vade geldiğinde” azap vadesi gelince şüphe yok gerçekleşir; onun kesin olarak gerçekleşeceğini bilselerdi bu tutumlarından vazgeçerlerdi mânasına da gelir.
Yorumu Yorumla
-
Yağfir (يَغْفِرْ)
İbn Fâris, ğ-f-r kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve kılıfına sokmak olduğunu belirtir; savaşta başı koruyan başlığa "miğfer" denmesinin sebebinin de başı örtmesi ve koruması olduğunu, bu bağlamda bağışlamanın (mağfiret), kişinin işlediği günahların üzerinin örtülerek onu ilahi cezadan koruması anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ğufrân ve mağfiret kavramlarını, Allah'ın kulunu azaptan koruması ve günahlarının cezasını düşürmesi olarak açıklar; bu ayette bağışlanmanın, Nuh'un davetine icabet edip kulluk ve takva dairesine girmenin doğrudan bir neticesi olarak sunulduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, mağfiret kavramını Kuran'ın ahlaki ve teolojik sisteminde ilahi gazabın zıttı olarak konumlandırır; bu fiilin, insanın tövbe ve itaat yönündeki iradi eylemine karşılık veren, günahların ontolojik ağırlığını ortadan kaldıran ve ilahi merhametin aktif bir tezahürü olan affetme süreci olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki eylemin şarta bağlı bir vaat olduğunu, geçmişteki şirk ve isyanın getirdiği manevi kirliliğin, tevhid inancına geçişle birlikte ilahi irade tarafından tamamen silineceğini ve hukuki/uhrevi sorumluluğun iptal edileceğini belirtir.
Zünûbiküm (ذُنُوبِكُمْ)
İbn Fâris, z-n-b kökünün asıl anlamının bir şeyin kuyruğu veya arka tarafı olduğunu, günahlara "zenb" denilmesinin nedeninin, bu eylemlerin kötü sonuçlarının ve vebalinin tıpkı bir kuyruk gibi işleyeni takip etmesi ve peşini bırakmaması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, zenb kelimesinin köken itibarıyla bir şeyin kuyruğundan tutmak veya peşine takılmak anlamına geldiğini, zamanla mecazi bir genişleme yaşayarak, ardından kötü sonuçlar ve cezalar getiren her türlü ahlaki ve dini ihlali tanımlamak için kullanıldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kuran'ın ahlaki lügatinde temel bir isyan kategorisi olarak inceler; zenb kelimesinin sadece hukuki bir suç olmadığını, aynı zamanda insan ile Tanrı arasındaki ontolojik ilişkiyi zedeleyen, kişinin kendi varoluşsal sonunu tehlikeye atan, ahlaki bir düşüş ve ilahi iradeye karşı geliş eylemi olduğunu vurgular.
Yuahhirhküm (يُؤَخِّرْكُمْ)
İbn Fâris, e-h-r kökünün önde olmanın (kuddâm) zıttı olarak arka, son, geride bırakmak ve ertelemek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, te'hîr kavramının bir şeyi kendi asıl vaktinden veya beklenen zamanından daha sonraya bırakmak, mühlet vermek anlamına geldiğini açıklar; bu ayette ölüm veya azap vaktinin ertelenmesinin, tövbe ve yeni bir başlangıç için ilahi bir fırsat sunulması manasını taşıdığını kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiili Kuran'ın zaman felsefesi bağlamında değerlendirir; erteleme eyleminin, mutlak determinizme karşı ilahi iradenin esnekliğini gösterdiğini, toplumların ahlaki tercihlerinin kendi tarihsel ömürlerini ve kaderlerini etkileyebileceğini, azabın ve helakin geri dönülmez bir zorunluluk olmadığını analiz eder.
Ecelin (أَجَلٍ)
İbn Fâris, e-c-l kökünün bir şeye belirli bir vakit biçmek, sınır koymak ve süre tayin etmek anlamlarına geldiğini, ecel kelimesinin de bir şeyin önceden belirlenmiş nihai süresi ve bitiş noktası olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ecelin bir varlığın veya durumun mevcudiyet süresini ve bu sürenin dolduğu anı ifade ettiğini; insan hayatı bağlamında kullanıldığında, yaşamın son bulacağı ve ölümün gerçekleşeceği tayin edilmiş vakit anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ecel kavramının Kuranik dünya görüşünde son derece hayati bir rol oynadığını, İslam öncesi cahiliye Araplarının kör ve rastgele işleyen "dehr" (zaman/kader) anlayışını yıkarak, yerine evrendeki her varlığın ve her toplumun yaşam süresinin bizzat bilinçli ve mutlak Tanrı iradesi tarafından sınırlandırıldığı fikrini getirdiğini vurgular.
Müsemmâ (مُسَمًّى)
İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve belirginlik anlamına geldiğini, "isim" kelimesinin bir şeyi bilinir kılıp diğerlerinden ayırarak öne çıkarmasından dolayı bu kökten türediğini; müsemmâ kelimesinin ise isimlendirilmiş, sınırları çizilmiş ve kesin olarak belirlenmiş olan şeye denildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ecel-i müsemmâ" tamlamasının, Allah katında vakti saati açıkça isimlendirilip tayin edilmiş, değiştirilmesi ve geri alınması mümkün olmayan mutlak bitiş süresine işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ecelin rastlantısallıktan uzak, ilahi bir plan dahilinde kesin bir takvime bağlandığını vurguladığını; bu belirlenmişliğin (müsemmâ), Allah'ın koyduğu ontolojik yasaların değişmezliğini ve nihai hükmün vaktinin şaşmazlığını ifade ettiğini belirtir.
Câe (جَاءَ)
İbn Fâris, c-y-e kökünün gelmek, ulaşmak ve vasıl olmak anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sıradan bir gelme eylemini (etâ) aşan, daha çok somut, etkili ve ağırlığı olan bir varış, bastırma ve ortaya çıkış durumunu ifade ettiğini; bu bağlamda ecelin (ilahi vaktin) gelmesinin, karşısında durulamayacak, geri çevrilemeyecek ve tüm mazeretleri ortadan kaldıracak kesin bir hakikat olarak muhataba ulaştığını belirtir.
Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi diğerlerinden ayırt etmeye yarayan işaret, iz ve nişan anlamına geldiğini; "ilim" kavramının ise bir şeyin hakikatini, gerçek mahiyetini kavramak ve o bilgiye nüfuz etmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bilme eyleminin sadece yüzeysel bir haberdar olma durumunu değil, eşyanın veya olayların özüne dair derin ve kesin bir idraki temsil ettiğini; ayetteki "keşke bilseydiniz" vurgusunun, Nuh'un kavminin içinde bulunduğu epistemolojik körlüğe ve hakikati kavrama konusundaki yetersizliklerine işaret ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kuran'da "ilim" kavramının sıklıkla cehalet (cahiliye) ile zıtlık içinde kullanıldığını, buradaki bilme eyleminin salt entelektüel bir faaliyetten ziyade, insanın kendi varoluşsal tehlikesini (yaklaşan ilahi cezayı ve eceli) fark etmesini sağlayacak derin bir ruhsal uyanış ve ahlaki bilinç durumu olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla