Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 2. Ayet

    قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي لَـكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle yâ kavmi innî lekum neżîrun mubîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şöyle dedi: 'Ey kavmim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım!'"

      Şöyle dedi: Ey kavmim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. “Mübîn” (مُبِينٌ) “mübeyyin” demektir. Buna göre mâna, “şüphesiz ben uyarı ve korkutmanın zikredildiği vahyi beyan eden bir uyarıcıyım” şeklinde olur. Mâna böyle verilirse “açıklama” sırf uyarma ile ilgili olur. “Uyarıcı” vasfının, vahyin değil de özellikle o peygamberin kendisine mahsus olması da mümkündür. Bu durumda Nuh (a.s.) âdeta şöyle demiş olur: Ey kavmim! Ben sizi Allah Teâlâ’ya kulluk etmeye çağırırken ve uyarıda bulunurken bunu kendiliğimden değil, Cenâb-ı Hakk’ın beni bu işe seçmesi ve bu göreve getirmesiyledir.

      Müjdeleme ve Uyarma İlişkisi

      Aslında uyarıda yasaklama, yasaklamada da emir vardır. Fakat uyarı, pekiştirilmiş bir yasaklama gerektirir. Pekiştirilmiş yasaklama da pekiştirmeli olarak bunun aksinin emredildiği anlamına gelir. Müjdeleme ise pekiştirilmiş emir demek olduğu gibi pekiştirilmemiş emir de olabilir. Çünkü müjdeleme, kişinin yapacağı bütün hayırları müjdelemek demektir, isterse bu hayrı, yapacağı başka bir hayır sebebiyle terk etmiş olsun. Sonuç olarak müjdelemenin bizzat kendisinden pekiştirilmiş bir emir verildiği anlaşılmaz. Uyarının ise açık muhtevasından, sözünü ettiğimiz iki yönün de pekiştirilmiş olduğu anlaşılır. Durum bu olduğuna göre mutlak müjdeleme, uyarının varlığına işaret etmez. Ama mutlak uyarı, müjdelemeye işaret eder. Çünkü yapılan fiile karşı uyarı yasaklamayı gerektirir. Kişi bu fiilden vazgeçince af gerçekleşir. Affın gerçekleşmesiyle de kişinin korkutulduğu musibet ortadan kalkar ve yok olur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün temel anlamının bir şeyi dille telaffuz etmek, söz söylemek ve ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının yalnızca sesli olarak dile getirilen sözü değil, aynı zamanda inanç, görüş ve benimsenen düşünceyi de kapsadığını aktarır; bu ayet bağlamında Nuh'un eyleminin sıradan bir konuşma değil, ilahi mesajı bildirdiği kesin ve kararlı bir tebliğ beyanı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran'ın vahiy-iletişim modeli içerisinde ele alarak, peygamberin Tanrı'dan aldığı mesajı insanlara aktarmasındaki ilk dikey-yatay geçiş eylemi olarak analiz eder ve sözün (kavl) burada ilahi iradenin toplumsal düzleme aktarıldığı bir form olduğunu vurgular.

        Kavm (قَوْمِ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün ayağa kalkmak, dikilmek veya bir arada duran bir topluluk oluşturmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavim" kelimesinin burada Nuh'un hitap ettiği toplumun tamamını ifade ettiğini, "Ey kavmim" şeklindeki nida ve iyelik (aidiyet) kullanımının, aralarındaki kan bağına ve sosyal yakınlığa işaret ederek tebliğde şefkat, samimiyet ve içtenlik unsurunu öne çıkardığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Nuh'un bağlamında salt kabilevi veya etnik bir dayanışma grubu olmaktan çıkarak, ilahi uyarının yöneltildiği, kurtuluşa çağrılan ve inkar ile inanç arasında tercih yapmaya zorlanan teolojik bir hedef kitleye dönüştüğünü analiz eder.

        Nezîr (نَذِيرٌ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün bir kimseyi yaklaşmakta olan tehlikeye karşı uyarmak ve sakındırmak anlamına geldiğini söyler; nezîr kelimesinin bu eylemi gerçekleştiren kişi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin sıradan bir haberciyi (beşîr) değil, mesajının içinde ilahi ceza ve korkutma barındıran bir uyarıcıyı tanımladığını, fail veznindeki bu formun peygamberlik vasfı olarak eylemin sürekliliğini ve kişinin bu misyonla özdeşleştiğini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, nezîr kavramını Kuran'ın peygamberlik tasavvurunun merkezine yerleştirir; Nuh'un kendisini bir güç sahibi veya doğaüstü bir varlık olarak değil, yalnızca eskatolojik (ahiret ve felaket odaklı) sonu haber veren bir elçi olarak konumlandırdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin peygamberlerin asıl fonksiyonuna işaret ettiğini, risaletin yegane meşruiyet ve tanımlama aracının ilahi ikazı topluma iletmek olduğunu belirtir.

        Mübîn (مُبِينٌ)

        İbn Fâris, b-y-n kökünün açıklık, ayrılık ve bir şeyin diğerinden net bir şekilde ayırt edilecek biçimde belirginleşmesi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ibâne" eyleminden türeyen mübîn kelimesinin hem kendisi bizatihi açık olan hem de başka şeyleri açıklığa kavuşturan, şüpheleri gideren anlamına geldiğini belirtir; Nuh'un uyarısının hiçbir mazerete veya yanlış anlamaya yer bırakmayacak kadar net ve anlaşılır bir yapıya sahip olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimeyi vahyin dilsel ve anlamsal şeffaflığı bağlamında inceler; Kuran'ın tebliğ metodolojisinde ilahi mesajın insan zihni tarafından tam olarak algılanabilecek bir berraklıkta (mübîn) sunulmasının temel bir şart olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, uyarıcının varlığının tek başına yeterli olmadığını, getirdiği delillerin ve mesajın hakikati şüpheye yer bırakmaksızın ortaya koyan "mübîn" (apaçık) bir nitelik taşıması gerektiğini ifade ederek kelimenin tebliğin epistemolojik kesinliğine işaret ettiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X