Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 176. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 176. Ayet

    يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُـهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yesteftûneke kuli(A)llâhu yuftîkum fî-lkelâle(ti)(c) ini-mruun heleke leyse lehu veledun velehu uḣtun felehâ nisfu mâ terak(e)(c) vehuve yeriśuhâ in lem yekun lehâ veledun fe-in kânetâ-śneteyni felehumâ-śśuluśâni mimmâ terak(e)(c) ve-in kânû iḣveten ricâlen venisâen feliżżekeri miślu hazzi-lunśeyeyn(i)(k) yubeyyinu(A)llâhu lekum en tadillû(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Eğer (ölen) kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş de ona varis olur. Kızkardeşler iki tane olursa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş varsa, erkeğin hakkı iki kadın payı kadardır. Yanılmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.

      Kelale

      Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor. Cenab-ı Hak müminlerin fetva istediklerini belirtmiş, ama fetva istedikleri şeyin ne olduğunu belirtmemiştir; fakat verdiği fetva sorusunun ne konuda olduğunun cevabı yer almıştır. Allah verdiği cevapta, De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor. Kelale, Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur diye başlayıp ayetin sonuna kadar anlatılan şeydir. Cabir, bu ayet benim hakkımda nazil oldu, demiştir. Hz. Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah'a kelaleyi sorduğum kadar hiçbir şeyi sormadım, sonunda parmağıyla göğsüme dürterek şöyle buyurmuştur: "Nisa suresinin sonundaki "sayf" (صَيْف) ayeti sana yetmez mi?" Bu cevap, içtihat ve tefekkürle anlaşılan şeyi açıklamanın hazan gereksiz olduğunu göstermektedir; böylesi içtihat edilmesi ve düşünerek idrak edilmesi için açıklanmayabilir. Çünkü Hz. Ömer bu konuyu defalarca sormuş, ama Resulullah herhangi bir açıklama yapmamış, sonunda ayete bakmasını emretmişti. Hz. Ömer ondan önce bu hususu bilmiyordu. Bu durum açıklamayı geciktirmenin caiz olduğunu gösterir. Hz. Ebu Bekir'in şöyle dediği nakledilmiştir: Kelale, çocuğu ve babası olmayan kimsedir. Hz. Ömer de böyle demiş ve şunu da ilave etmiştir: Ben Ebu Bekir'in söylediği bir şeyi reddetmekten dolayı Allah'tan utanırım. İbn Abbas'a kelale sorulmuş, çocuğu ve babası olmayan kişidir, diye cevap vermiştir. Cabir'in da şöyle dediği nakledilmiştir: Hastalanmıştım, Resulullah ziyaretime gelmişti, Ebu Bekir es-Sıddik da yanındaydı. Geldiğinde beni baygın bulmuştu, abdest suyunu üzerime döktü, hemen ayıldım ve dedim ki: Malımı ne yapmalıyım, Ya Resulullah!, benim dokuz tane kızkardeşim var? Hz. Peygamber cevap vermedi. Nihayet Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur mealindeki ayet nazil oldu. Cabir, bu ayet benim hakkımda nazil oldu, demiştir.

      Bazı alimler şöyle demiştir: Kişi ölür de mirasçı olarak geride kızını ve kızkardeşini bırakırsa, kızkardeşin mirastan payı yoktur; çünkü Allah Teala Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur buyurmuştur. Kız çocuk, ayette bahsedilen "veled" (وَلَدٌ) kelimesidir, dolayısıyla kızkardeşin ve kız çocukla birlikte geride kalan erkek kardeşin mirasta hissesi yoktur, çünkü kız çocuğu ayette sözü edilen "veled"tir. Şöyle denilebilir: Cenab-ı Hak "Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur" mealindeki ayette, kendisiyle birlikte başka bir kardeşi yoksa, mirasın yarısının kız çocuğuna verileceğini emretmiştir. Şayet kişi ölür de geride bir kız ile bir kızkardeş bırakırsa, mirasın yarısı kızındır, kalan yarısı da kızkardeşe verilmezse yine kıza verilir. Böylece mirasın tamamı kıza verilmiş olur. Allah Teala, kızın mirasının, geride bir erkek çocuğun yokluğu halinde terekenin yarısı olduğunu belirlemiş, yahut kıza verilmeyip kalan mirasa hangisinin daha çok hak sahibi olduğuna bakılmasını emretmiştir. Bazı rivayetlerde kızkardeşler kızlarla birlikte mirasçı olurlarsa asabe sayılır denilmiştir. Bundan dolayı kızkardeş mirasın kalan yarısına sahip olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.

      Kız kardeşler iki tane olursa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Cenab-ı Hak burada geride iki kızkardeş kalmışsa, terekenin üçte ikisinin onlara verilmesi gerektiğini söylemekte, fakat üç ve daha fazla olmaları halindeki hükmü belirtmemektedir. Surenin baş tarafında "Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur" buyurmak, kız çocuk tek ise mirasın yarısının ona ait olduğunu belirtmekte, ama iki kız kalmışsa durumun ne olacağını beyan etmemektedir. Bununla birlikte aynı ayette "(Mirasçılar) ikiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır" buyurarak kızların üç ve daha fazla olması durumundaki hükmü açıklamaktadır. O, iki kız kardeş hakkındaki hükmü açıklaması sebebiyle, iki kız çocuğu hakkındaki hükmü açıklamıştır, tıpkı kızların üç ve daha fazla olması halindeki hükmü açıklayıp, kızkardeşlerin üç ve daha fazla olmaları halindeki hükmü açıklamaya gerek görmediği gibi. Burada kıyasın caiz olduğuna dair delil vardır, çünkü birine ait hükmün bir kısmını diğerinde açıklamış olmakla yetinmesi buna işaret etmektedir.

      Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş varsa, erkeğin hakkı iki kadın payı kadardır. Buradaki Erkekli kadınlı kardeş ifadesine baktığımızda, kardeş kelimesinin hem erkek kardeş hem de kızkardeşi içine aldığını görürüz, çünkü Cenab-ı Hak önce kardeş buyurdu, sonra onu erkek ve kız kardeş diye açıkladı. İşte bu, Allah Tealanın "Ölenin kardeşleri varsa annesinin payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir" mealindeki beyanıyla ilgili olarak bizim söylediğimiz, geride erkekler veya kadınlar kalırsa onlar annenin üçte birini almasına engel olur şeklindeki sözümüze delil teşkil etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yanılmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor. Kisai şöyle demiştir: Araplar kişiye "acıkman için seni doyuruyorum, fakir olman için seni zenginleştiriyorum" der; bununla, acıkmaman için ve fakir düşmemen için anlamını kasteder [Türkçe'deki "acıkman endişesiyle"]. Kur'an'da bunun örnekleri çoktur. Sonra, Yanılmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor, mealindeki cümle, miras taksiminde yanılmamanız için size açıklıyor, demektir. Buna "hata etmeyesiniz diye" ve "karıştırmayasınız diye" anlamı da verilmiştir, hepsi aynı sonuca varır. Allah her şeyi bilmektedir. Bu bir tehdit ifadesidir. Güç ve kudret ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        yesteftûneke (يَسْتَفْتُونَكَ)

        İbn Fâris, f-t-y kökünün "gençlik, tazelik, bir şeyin yeni ve sağlam olması, bir meselenin hükmünü sormak ve açıklığa kavuşturmak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istiftâ" kavramının; sıradan bir soru sormak olmadığını, çözümü zor, karmaşık ve toplumda yeni ortaya çıkan hukuki bir açmaz karşısında otoriteden kesin, taze ve bağlayıcı bir "fetva/hüküm" talep etmek olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu girişini sosyo-hukuki bağlamda analiz eder; toplumun miras paylaşımı (özellikle kelâle) gibi son derece kritik ekonomik krizlerde kendi örfüyle çıkmaza girdiğini ve peygamberi sıradan bir rehber olarak değil, bizzat mutlak yasakoyucu (şarî) makamında görerek ondan kesin bir "yasama/hukuk" (fetva) talep ettiğini detaylandırır.

        kuli (قُلِ) allâhu (اللَّهُ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "söz söylemek ve beyan etmek" manasına geldiğini belirtir. "De ki: Allah..." lafzıyla, peygamberin kendi şahsi aklından veya örften değil, mutlak otoriteden (Allah'tan) gelen fermanı ilettiği mühürlenir.

        yuftîkum (يُفْتِيكُمْ)

        İbn Fâris, f-t-y kökünden gelen bu fiilin "kesin hükmü vermek, fetvayı/yasayı bilfiil indirmek" anlamını taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Allah size fetva veriyor" ibaresinin teolojik azametini inceler; Yaratıcı'nın sadece soyut inanç esaslarını belirleyen bir tanrı değil, bizzat toplumun ekonomik, hukuki ve matematiksel (miras) detaylarına kadar inen, krizleri kendi "fetvasıyla" çözen mutlak, pratik ve müdahil bir "Kanun Koyucu" olduğunu sarsıcı bir netlikle vurgular.

        fîl kelâleti (فِي الْكَلَالَةِ)

        İbn Fâris, k-l-l kökünün "yorgunluk, zayıflık, bir şeyin etrafını sarmak ve taç" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kelâle" kavramının fıkhi/ontolojik karşılığını açıklar; ölen kişinin ne kendisinden türediği bir "aslı" (babası/dedesi) ne de kendisinden türeyen bir "fer'i" (çocuğu) bulunmaması durumunu; yani dikey soy ağacının bütünüyle kırılıp, mirasın mecburen yatay/çevresel akrabalara (kardeşlere) doğru "sarmalanmasını" tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik etimolojisini inceler; Aramice ve Süryanicedeki "kallīl" (çevreleyen, taç) kelimesinden Arapçaya geçtiğini, doğrudan soy hattının dışındaki o çemberi (yan akrabaları) nitelediğini tesciller. Patricia Crone, Geç Antik Çağ ve İslam öncesi Arap örfü bağlamında kelâle krizini tahlil eder; ataerkil kabile sisteminde malın kabile dışına (kadınlara veya zayıf yan akrabalara) çıkmasını engellemek için kurulan o katı miras tekelinin, Kur'an'ın bu "kelâle fetvası" ile kırılarak, yatay akrabalık bağlarına (kız kardeşlere) çok net, matematiksel ve devrimci bir mülkiyet/miras hakkı tanıdığını detaylandırır.

        ini (إِنِ) imruun (امْرُؤٌ)

        İbn Fâris, m-r-e kökünün "insan, kişi, birey" manalarına geldiğini kaydeder.

        heleke (هَلَكَ)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün "yok olmak, düşmek, parçalanmak ve ölmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'da biyolojik ölümün, varlığın dünyevi sahneden bütünüyle "silinmesi" metaforuyla verilmesidir.

        leyse (لَيْسَ) lehû (لَهُ)

        "Onun yoktur / Ona ait değildir."

        veledun (وَلَدٌ)

        İbn Fâris, v-l-d kökünün "doğurmak, üremek ve biyolojik soy/çocuk" manalarına geldiğini belirtir. Kelâle durumunun ilk mutlak şartı olan "altsoyun (çocuğun) yokluğunu" mühürler.

        ve lehû (وَلَهُ) uhtun (أُخْتٌ)

        İbn Fâris, e-h-v kökünün "kardeş, aynı soydan gelme ve kız kardeş" anlamlarına geldiğini belirtir. "Fakat onun bir kız kardeşi varsa" şartıdır.

        fe lehâ (فَلَهَا) nısfu (نِصْفُ)

        İbn Fâris, n-s-f kökünün "bir şeyi tam ortadan ikiye bölmek, yarı ve adaletli pay" manalarına geldiğini belirtir. O kız kardeşe terekenin (mirasın) "yarısının" (nısf) ait olduğunu kesin bir matematikle hükme bağlar.

        mâ (مَا) terake (تَرَكَ)

        İbn Fâris, t-r-k kökünün "bir şeyi bırakmak, terk etmek, ölünün geride bıraktığı mal/miras (tereke)" manalarına geldiğini belirtir.

        ve huve (وَهُوَ) yerisuhâ (يَرِثُهَا)

        İbn Fâris, v-r-s kökünün "bir malın, mülkün veya makamın ölen kişiden hayatta kalana bilfiil intikal etmesi" anlamlarına geldiğini belirtir. "O erkek de ona (ölen kız kardeşine) varis olur."

        in lem yekun (إِنْ لَمْ يَكُنْ) lehâ (لَهَا) veledun (وَلَدٌ)

        "Eğer o (ölen kız kardeşin) de çocuğu yoksa." Kelâle durumunun karşılıklı (kadından erkeğe geçen miras) versiyonunun şartını kilitler.

        fe in (فَإِنْ) kânetâ (كَانَتَا) isneteyni (اثْنَتَيْنِ)

        İbn Fâris, s-n-y kökünün sayısal "iki" değerini ifade ettiğini belirtir. "Eğer o geride kalan kız kardeşler iki (veya daha fazla) iseler."

        fe lehumâ (فَلَهُمَا)

        "O ikisine (veya çoğul kadın gruba) aittir."

        es-sulusâni (الثُّلُثَانِ)

        İbn Fâris, s-l-s kökünün "üç" sayısından türeyen kesir (sülüs/üçte bir) manasına geldiğini, kelimenin tesniye (ikil) formuyla "üçte iki" kesrini netleştirdiğini belirtir. Terekenin aslan payının o kız kardeşlere tahsis edildiğini gösterir.

        mimmâ (مِمَّا) terake (تَرَكَ)

        "Bıraktığı (tereke) üzerinden."

        ve in kânû (وَإِنْ كَانُوا)

        "Ve eğer onlar iseler."

        ihveten (إِخْوَةً)

        Yine e-h-v kökünden "kardeşler topluluğu."

        ricâlen (رِجَالًا)

        İbn Fâris, r-c-l kökünün "ayak üzerinde yürümek, güçlü olmak ve erkek birey" manalarına geldiğini belirtir.

        ve nisâen (وَنِسَاءً)

        İbn Fâris, n-s-v kökünün "kadınlar topluluğu" manasına geldiğini kaydeder. Mirasçıların karma (erkekli kızlı) bir kardeş grubu olması durumunu başlatır.

        fe liz zekeri (فَلِلذَّكَرِ)

        İbn Fâris, z-k-r kökünün "hatırlamak, zikretmek ve erkek cinsiyeti" manalarına geldiğini belirtir. "Erkek olana aittir."

        mislu (مِثْلُ)

        İbn Fâris, m-s-l kökünün "bir şeyin tam dengi, benzeri, eşiti ve kıyası" anlamlarına geldiğini belirtir.

        hazzı (حَظِّ)

        İbn Fâris, h-z-z kökünün "şans, nasip, yasal veya fıtri pay" manalarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "hazz" kavramının sıradan bir rastgele pay değil; bizzat mutlak otorite tarafından ölçülmüş, tartılmış ve kişinin statüsüne/sorumluluğuna göre önceden tayin edilmiş o "kesin yasal/ontolojik istihkakı" (payı) tanımladığını belirtir.

        el-unseyeyni (الْأُنْثَيَيْنِ)

        İbn Fâris, e-n-s kökünün "dişi cinsi, yumuşaklık ve üretkenlik" manalarına geldiğini belirtir. Dual (ikil) yapısıyla "iki dişi" anlamındadır. (Erkeğe iki dişinin payı kadar verilir kuralı).

        yubeyyinu (يُبَيِّنُ)

        İbn Fâris, b-y-n kökünün "açıklık, iki şeyin arasının ayrılması, perdenin kalkması ve netleştirmek" manalarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tef'il babında kullanılan bu fiilin sosyo-hukuki işlevini tahlil eder; Allah'ın bu matematiksel detayları "apaçık bildirmesinin" (tebyin), miras gibi insanın en vahşi mülkiyet hırslarını tetikleyen bir alanda, yorum farkına veya kabilevi güce dayalı o kaos ihtimalini bütünüyle ezip geçen, zerre kadar boşluk bırakmayan mutlak bir "hukuki şeffaflık/kilit" müdahalesi olduğunu detaylandırır.

        allâhu (اللَّهُ) lekum (لَكُمْ)

        "Allah sizin lehinize/sizin için."

        en tedıllû (أَنْ تَضِلُّوا)

        İbn Fâris, d-l-l kökünün "doğru istikametten sapmak, hedeften uzaklaşmak, kaybolmak ve yitip gitmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, başındaki (en) edatıyla kurulan bu olumsuzluk/sakındırma anlamının ("sapmayasınız/haksızlık etmeyesiniz diye"); insanın mal karşısındaki zaafının onu adaletten (hak olan yoldan) kolayca saptırabileceğini, bu yüzden o matematiksel sınırların o feci varoluşsal "sapmayı/çökmeyi" engellemek için konulduğunu açıklar.

        vallâhu (وَاللَّهُ) bikulli (بِكُلِّ) şey'in (شَيْءٍ)

        "Ve Allah her bir şeyi / varoluştaki her zerreyi."

        alîmun (عَلِيمٌ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin hakikatini idrak etmek, eşyayı diğerinden ayıran kesin iz ve mutlak bilgi" anlamlarına geldiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), sureyi de kapatan bu ayetin kapanışındaki mutlak "Alîm" (Her şeyi Bilen) sıfatının teolojik ve psikolojik mimarisini inceler; miras gibi tamamen matematiksel, kuru ve sosyolojik görünen bir hukuki fetvanın, "Allah'ın mutlak ilmine" bağlanmasının devasa bir uyarı olduğunu; kimsenin bu yasal oranların etrafından dolanarak, hileyle veya gizli vasiyetlerle hak yemeye kalkışmaması gerektiğini, çünkü o payları belirleyen gücün, insanın kalbindeki hırsı ve yeryüzündeki bütün ilişkiler ağını en ince detayına kadar kuşatan o sarsılmaz "Kozmik Zekâ/İlim" (Alîm) olduğunu sarsıcı bir estetikle mühürler.

        Yorum

        İşleniyor...
        X