فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَاباً اَل۪يماًۙ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 173. Ayet
Daralt
X
-
İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara Allah ecirlerini tam olarak verecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da ihsan edecektir. Kulluğundan yüz çevirenlere ve kibirlenenlere gelince, onlara acı bir şekilde azap edecektir; bunlar kendileri için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.
Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, kulluğundan yüz çevirmeyip kibirlenmeyen ile yüz çevirip kibirlenenin bulacağı karşılığı açıklama bağlamında şöyle buyurmaktadır: İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara Allah ecirlerini tam olarak verecek... Kulluğundan yüz çevirenlere ve kibirlenenlere gelince... Allah'a kulluktan yüz çevirenler içinde mümin hiç yoktur, aksine büyüklenerek O'na kulluktan yüz çevirenlerin hepsi kafirdir. Buradaki yüz çevirme (istinkaf) ve büyüklenme (istikbar) kelimeleri, hakikatte aynı anlama gelir. Kisai şöyle demiştir: Lafız farklı olmakla birlikte aynı manada cem edilmesi Arap dilinin güzelliğindendir. Mesela Arap şöyle der: Halin ve durumun nasıl? Buradaki hal ve durum (hal ve bal) aynı manaya gelir. Kur'an'da ve şiir alanında örnekleri çoktur. Ancak yüz çevirmek ve tenezzül etmemek Yüce Allah'a nispet edilemez, büyüklenme izafe edilir, burada bir fark mevcuttur, fakat bunların ikisi de hakikatte aynı manaya gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
fe emmâ (فَأَمَّا)
İbn Fâris, "fe" bağlacı ile "emmâ" (tafsil/detaylandırma edatı) birleşimi olduğunu belirtir. Bir önceki ayetteki o mutlak toplanma (haşr) sahnesinin ardından, ilahi mahkemenin o devasa kalabalığı iki farklı ontolojik ve hukuki akıbete göre "ayırmasını ve detaylandırmasını" başlatır.
ellezîne (الَّذِينَ) âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun zıddı olarak güvenmek, tasdik etmek, sadakat ve emniyette olmak" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, iman eylemini Kur'an'ın teolojik bütünlüğü bağlamında tahlil eder; bu kitlenin, peygamberleri (İsa'yı) ilahlaştırma kibrine düşmeden veya inkâr etmeden, mutlak tevhid ekseninde ilahi otoriteye sarsılmaz bir şekilde "güvenen/teslim olan" o dürüst azınlığı temsil ettiğini detaylandırır.
ve amilû (وَعَمِلُوا)
İbn Fâris, a-m-l kökünün "bir işi bilerek, kasten ve belirli bir amaca matuf olarak bilfiil yapmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
es-sâlihâti (الصَّالِحَاتِ)
İbn Fâris, s-l-h kökünün "fesadın/bozgunculuğun zıddı olarak; bir şeyi düzeltmek, onarmak, faydalı, sağlam ve fıtrata uygun hale getirmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sıradan veya pasif bir ibadeti değil; yeryüzündeki o teolojik ve sosyolojik çürümeyi (şirki, haksızlığı, iftirayı) aktif bir şekilde tamir eden, ezip geçen ve hayatı fıtrata uygun rotasına döndüren "iyileştirici/onarıcı" eylemleri tanımladığını açıklar.
fe yuveffîhim (فَيُوَفِّيهِمْ)
İbn Fâris, v-f-y kökünün "bir şeyi eksiksiz, tam, milimetrik ve kusursuz olarak yerine getirmek, sözünü tutmak ve vefa" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tef'il babındaki (tefviye) bu eylemin; ilahi ödemenin zerre kadar fire vermeden, mutlak ve sarsılmaz bir adalet terazisiyle muhataba bilfiil "teslim edilmesini" (iade edilmesini) nitelediğini aktarır.
ucûrahum (أُجُورَهُمْ)
İbn Fâris, e-c-r kökünün "yapılan bir hizmetin, emeğin veya eylemin karşılığında ödenen tam hak/bedel" manalarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın liyakat vurgusunu din felsefesi ekseninde analiz eder; insanın yeryüzündeki dürüst emeğinin ve sadakatinin (salih amelin), ilahi mahkemede basit, keyfi bir lütuftan öte; bizzat hukuk nezdinde hak edilmiş, tescillenmiş bir "ücret/bedel" (ecir) olarak takdim edilmesinin, muhataba verilen o devasa "ontolojik onuru" mühürlediğini detaylandırır.
ve yezîduhum (وَيَزِيدُهُمْ)
İbn Fâris, z-y-d kökünün "bir şeyin asıl miktarının üzerine ekleme yapmak, artırmak, taşırmak ve çoğaltmak" manalarına geldiğini belirtir.
min (مِنْ) fadlihî (فَضْلِهِ)
İbn Fâris, f-d-l kökünün "bir şeyin ihtiyaçtan arta kalması, ihsan, hak edilenden çok daha fazlasını karşılıksız verme ve cömertlik" anlamlarına geldiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), adalet (ecir) ile lütfun (fazl) yan yana gelişini teolojik bir estetikle inceler; Allah'ın önce insanın emeğinin tam karşılığını eksiksiz ödeyerek (yuveffîhim) şaşmaz "hukuku" sağladığını, hemen ardından o emeği/hakkı bütünüyle aşan, sürpriz, devasa ve mutlak şefkat dolu "kendi özel ikramıyla/taşkınlığıyla" (fazl) muhatabı ödüllendirdiğini sarsıcı bir rasyonaliteyle vurgular.
ve emmâ (وَأَمَّا)
"Fakat, ötekilere gelince..." manasında, mahşer meydanındaki o ikinci ve feci tabloya (tasnifin karanlık yüzüne) geçişi bildiren atıf ve detaylandırma edatıdır.
ellezîne (الَّذِينَ) estenkefû (اسْتَنْكَفُوا)
İbn Fâris, n-k-f kökünün "burun kıvırmak, bir şeyi kendine layık görmeyip ondan yüz çevirmek ve tenezzül etmemek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'a kulluğu (ubudiyyeti) kendi sahte statülerine, akıllarına veya soylarına yakıştıramayıp "aşağılayıcı" bulan o feci ve kaba psikolojik reddedişi tanımlar. (Önceki ayette İsa'nın reddettiği bu kibrin, bizzat inkarcılar tarafından eyleme dökülmesidir).
vestekberû (وَاسْتَكْبَرُوا)
İbn Fâris, k-b-r kökünün "büyüklük taslamak, kendini ulu/devasa görmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "istinkâf" (boyun eğmeme) eyleminin sadece pasif, entelektüel bir geri çekilme olmadığını; insanın ontolojik haddini bütünüyle aşarak, doğrudan doğruya Allah'a ait olan mutlak kibriyayı (büyüklüğü) kendi fani bedeni üzerine giymeye kalkıştığı o aktif, hadsiz ve şeytani "varoluşsal kafa tutma" (istikbar) krizini detaylandırır.
fe yuazzibuhum (فَيُعَذِّبُهُمْ)
İbn Fâris, a-z-b kökünün "tatlı su, lezzet, men etmek ve insanın fıtratını sarsan, onu bedensel/ruhsal konfordan bütünüyle mahrum bırakan acı" anlamlarına geldiğini belirtir. Tef'il babında, onlara hak ettikleri azabı bilfiil "uygulayacağını/tattıracağını" niteler.
azâben (عَذَابًا) elîmâ (أَلِيمًا)
İbn Fâris, e-l-m kökünün "şiddetli sızı, ıstırap ve bedene dokunan çok can yakıcı acı" manalarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "acı veren azap" tamlamasının eskatolojik adaletini analiz eder; dünyadayken kulluk yapmaktan "burun kıvıran ve kibirlenen" (müstekbir) o sahte, şişkin ve dokunulmaz sanılan benliğin; ilahi mahkemede bütünüyle paramparça edilip en aciz, en çıplak ve en feci "fiziksel/ruhsal sızıyla" (elîm) cezalandırılmasının, kibre karşı kurgulanmış kusursuz bir ilahi kısas olduğunu detaylandırır.
ve lâ yecidûne (وَلَا يَجِدُونَ)
İbn Fâris, v-c-d kökünün "aramak, bulmak, bir şeye ulaşmak ve farkına varmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Başındaki olumsuzluk edatıyla (lâ), o mahşer gününde kurtuluş için sığınılacak en ufak bir deliğin veya formülün "asla bulunamayacağını" mühürler.
lehum (لَهُمْ)
"Onlar için / Kendilerine."
min dûni (مِنْ دُونِ)
İbn Fâris, d-v-n kökünün "bir şeyin aşağısı, berişi ve bir makamın/kişinin haricinde, dışında kalanlar" manalarına geldiğini kaydeder.
allâhi (اللَّهِ)
Yaratıcı'nın özel ismidir. Allah'ın mutlak otoritesinin ve iradesinin haricinde.
veliyyen (وَلِيًّا)
İbn Fâris, v-l-y kökünün "iki şeyin arasına başka bir şey girmeyecek şekilde birbirine bitişik/yakın olması, dostluk, himaye eden ve otorite sahibi" manalarına geldiğini belirtir. Patricia Crone, Geç Antik Çağ toplumlarındaki "velâ" (koruyucu ittifak/patronaj) sisteminin Kur'an'ın ahiret tasavvurunda nasıl bütünüyle sıfırlandığını inceler; dünyevi hiçbir soyun, aşiretin, siyasi bağın, yozlaşmış teolojik torpilin veya sahte tanrının (velinin) ilahi infazı içeriden durduramayacağını vurgular.
ve lâ (وَلَا) nasîrâ (نَصِيرًا)
İbn Fâris, n-s-r kökünün "birine yardım etmek, baskıdan kurtarmak, yağmur ve fiili destek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "veli" kelimesinin içten/yakın himayeyi, "nasîr" kelimesinin ise dışarıdan gelen aktif, filli ve kurtarıcı gücü (orduyu) tanımladığını açıklar. Mahşer meydanında (haşr) kibre batmış o kalabalıkların ne içsel bir torpil (veli) ne de dışsal bir kurtarıcı kuvvet (nasîr) bulamayacaklarını, kibrin o feci ve mutlak "ontolojik çaresizlikle" mühürlendiğini sarsıcı bir netlikle beyan eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla