اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقاًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 168. Ayet
Daralt
X
-
168-169. İnkâr edenleri ve hakkı gözetmeyenleri, Allah asla bağışlayacak değildir. Onları, içinde ebedi olarak kalacakları cehennem yolundan başka bir yola da yönlendirecek değildir. Bu da Allah için çok kolaydır.
İnkâr edenleri ve hakkı gözetmeyenleri. Yani Allah'ın ayetlerini ve kesin delillerini inkâr edenler, Hakkı gözetmeyenler, yani Allah'ın emrini gözetmeyip terk edenler. Hakkı gözetmeyenler mealindeki beyanın, kendilerini Allah'tan başkasına kul yapan ve O'ndan başkasına ibadet edenler anlamına da gelebilir; halbuki Cenab-ı Hak onları, ibadetlerini kendisine yapmaları için yaratmıştır. Şu halde onlar kendilerini yanlış bir konumda tutmuşlardır. Bundan dolayıdır ki Allah kendilerini zulüm ve hakkı gözetmemekle nitelendirmiştir. Çünkü zulüm bir şeyi ait olduğu yere koymamaktır. Şöyle bir ihtimal de vardır: Onlar her ne kadar kendilerine zulmetmeyi kasdetmemişlerse de bu zulmü yapmışlardır, çünkü yaptıklarının neticesi kendilerine dönecektir, sanki kendilerine zulmetmiş konumundadır. En doğrusunu Allah bilir.
Allah onları asla bağışlayacak değildir. Onları, cehennem yolundan başka bir yola da yönlendirecek değildir. Cenab-ı Hak burada sanki dolaylı bir şekilde onları cehenneme giden yoldan başka bir yola yönlendirilmeyeceğini beyan etmektedir. Bunun, müfessirlerin söylediği anlama gelmesi de muhtemeldir, onlar şöyle demiştir: Allah Teala onları İslam yoluna değil cehennem yoluna, yani küfür ve şirk yoluna yönlendirecektir, çünkü bu ikisi, dünyada cehennemin, İslamiyet ise yine dünyada cennetin yoludur. Bu ve bir önceki ayet, Allah Teala'nın ebediyen iman etmeyeceklerini ve küfür halinde öleceklerini bildiği bir kavim hakkındadır. Zira O, kendilerini bağışlamayacağını ve onlara doğru yolu göstermeyeceğini haber vermiştir.
İçinde ebedi olarak kalacaklardır. Bu da Allah için çok kolaydır; manası açıktır.
Yorumu Yorumla
-
inne (إِنَّ)
İbn Fâris, cümleyi pekiştiren, şüpheyi ortadan kaldıran ve ardından gelecek olan ilahi hükmün şaşmazlığını, sarsılmaz bir kararlılıkla bildiren kesinlik edatı olduğunu belirtir.
ellezîne (الَّذِينَ)
"O kimseler ki" manasında, feci bir eylem ortaklığında buluşan o spesifik gruba işaret eden ilgi zamiridir.
keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, nimeti inkar etmek ve nankörlük" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sıradan bir cehalet durumunu değil, hakikati apaçık gördüğü halde kibir, inat veya dünyevi menfaat uğruna o gerçeğin üzerini kasten "örten/reddeden" aklın aktif ve yıkıcı eylemini tanımlar. Toshihiko Izutsu, küfür kavramını teolojik eksende inceler; bunun ilahi otoriteye karşı başlatılan bilinçli bir ontolojik başkaldırı, dikey iletişimi koparma ve hakikati varoluşsal olarak reddetme kibri olduğunu detaylandırır.
ve zalemû (وَظَلَمُوا)
İbn Fâris, z-l-m kökünün "bir şeyi asıl bulunması gereken yerden başka bir yere koymak, sınırı ihlal etmek, hakkı eksiltmek ve karanlık" anlamlarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette inkarın (küfür) hemen yanına zulmün (zalemû) eklenmesinin teolojik dehşetini analiz eder; bu kitlenin sadece kendi iç dünyasında pasif bir inançsızlık yaşamadığını; inkarı eyleme dökerek peygamberlere, müminlere ve bizzat kendi fıtratlarına karşı aktif bir "hukuki/ontolojik terör ve haksızlık" (zulüm) ürettiklerini, hakikatin ışığını boğarak yeryüzünde feci bir "karanlık" inşa ettiklerini vurgular.
lem (لَمْ)
Geçmişten geleceğe uzanan mutlak bir olumsuzluk ve reddediş bildiren "asla ... olmadı, ... değildir" manasındaki edattır.
yekuni (يَكُنِ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, bir halde bulunmak ve gerçekleşmek" manasına geldiğini belirtir. Başındaki olumsuzluk edatıyla (lem) birleşerek, eylemin (bağışlamanın) ilahi iradede ontolojik olarak bütünüyle "yok/imkansız" kılındığını bildirir.
allâhu (اللَّهُ)
Yargıyı veren, affı veya cezayı mutlak iradesiyle belirleyen Yaratıcı'nın özel ismidir.
li yağfira (لِيَغْفِرَ)
İbn Fâris, ğ-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, kirden korumak ve bağışlamak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin başındaki "lam" harfinin (Arapça gramerindeki lâm-ı cuhûd) sıradan bir olumsuzluk değil, "şiddetli ve felsefi bir imkansızlık" bildirdiğini açıklar; "Allah'ın onları bağışlaması asla söz konusu olamaz, ilahi adaletin tabiatına bütünüyle aykırıdır" şeklindeki o sarsılmaz ve ebedi ret hükmünü tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadenin psikolojik azametini inceler; kasten küfreden ve karanlık (zulüm) üreten bir aklın, ilahi lütufla "örtülmeyi/bağışlanmayı" (mağfireti) hak etmediğini; fıtratı paramparça eden bu cürümlerin ilahi mahkemede "silinmesinin" ontolojik olarak yasaklandığını sarsıcı bir estetikle detaylandırır.
lehum (لَهُمْ)
"Onlar için / O zalim kitleye."
ve lâ (وَلَا)
İkinci bir imkansızlığı ve mahrumiyeti başlatan "ve asla ... da değil" manasındaki atıf ve olumsuzluk edatıdır.
li yehdiyehum (لِيَهْدِيَهُمْ)
İbn Fâris, h-d-y kökünün "yol göstermek, öne düşmek, kılavuzluk etmek ve doğru istikamete iletmek" manalarına geldiğini belirtir. Tıpkı mağfirette olduğu gibi başındaki o şiddetli imkansızlık edatıyla (lâm-ı cuhûd); "Allah'ın onlara kılavuzluk etmesi / pusula vermesi kesinlikle ihtimal dahilinde değildir" hükmünü mühürler.
tarîkâ (طَرِيقًا)
İbn Fâris, t-r-k kökünün "ayak basmak, vurmak, dövmek ve insanların üzerinden çokça geçmesi sebebiyle belirginleşmiş, ezilmiş açık yol" manalarına geldiğini belirtir. Patricia Crone, Geç Antik Çağ teopolitiğinde "tarîk/yol" kavramının sadece fiziki bir geçit veya çöl rotası olmadığını; ruhsal bir "kurtuluş doktrini, menzil ve meşru mezhep" anlamına geldiğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin kapanışındaki "Allah onları asla bir yola (tarîk) iletmez" beyanını eskatolojik ve hukuki bir zeminde tahlil eder; dünyadayken hakikatin yolunu (sebîl) kasten tıkayan, peygamberleri yalanlayıp zulüm üreten o kibrin; ilahi mahkemede kusursuz bir kısasla karşılanacağını, kendi ürettikleri o zifiri karanlıkta (zulümde) bütünüyle pusulasız bırakılarak hiçbir varoluşsal çıkışa, aydınlığa veya "kurtuluş rotasına" (tarîk) ulaştırılmayacaklarını sarsıcı bir rasyonaliteyle vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla