Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 161. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 161. Ayet

    وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veaḣżihimu-rribâ vekad nuhû ‘anhu veeklihim emvâle-nnâsi bilbâtil(i)(c) vea’tednâ lilkâfirîne minhum ‘ażâben elîmâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kendilerine yasaklandığı halde faizi almaları ve haksızlıkla insanların mallarını yemeleri yüzünden içlerinden inkara sapanlara acı bir azap hazırladık!

      Kendilerine yasaklandığı halde faizi almaları yüzünden. Bu ilahi beyan, faizin Muhammed ümmetine haram kılındığı gibi diğer bütün ümmetlere de haram kılındığına delalet etmektedir. Haksızlıkla insanların mallarını yemeleri yüzünden, mealindeki beyanın iki anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisi, onlar rüşvet alarak insanların mallarını haksızlıkla yiyorlardı. "Onlar haram yemekte yarışıyorlardı" mealindeki ayetten maksadın da rüşvet olduğu söylenmiştir. Diğer ihtimal ise, şöyle denilmiştir: Onlar Tevrat'taki hükümleri değiştirerek halkın ve cahil kişilerin mallarına el koyuyorlardı. Bu, İbn Abbas'ın görüşüdür.

      İçlerinden inkara sapanlara acı bir azap hazırladık cümlesinin manası açıktır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ve ahzihimu (وَأَخْذِهِمُ)

        İbn Fâris, e-h-z kökünün "bir şeyi sıkıca kavramak, elinde tutmak, benimsemek ve almak" manalarına geldiğini belirtir. Önceki ayette sayılan o feci isyan silsilesinin ve zulümlerin bir devamı olarak, yasaklanmış ekonomik bir rantı/kazancı kasten ve ısrarla "almayı, elde tutmayı" niteler.

        er-ribâ (الرِّبَا)

        İbn Fâris, r-b-v kökünün "artmak, çoğalmak, şişmek, yükselmek ve kabarmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik haritasını çıkararak Aramice "ribbîthâ" ve Süryanice "rabyâ" (tefecilik, haksız faiz) formlarından Arapçaya süzüldüğünü tesciller. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kavramı din sosyolojisi ve ekonomi-politik bağlamda analiz eder; "riba"nın sıradan bir ticari kâr olmadığını; zayıfın ve muhtacın sırtından hiçbir emek harcamadan, parayı parayla "şişirerek" (arttırarak) elde edilen, toplumun ahlaki ve ekonomik omurgasını çürüten kanlı, sömürücü ve tefeciye dayalı o feci "haksız kazanç/faiz" sistemini tanımladığını detaylandırır.

        ve kad (وَقَدْ)

        Cümleye "halbuki kesinlikle, gerçekten de" manasını katan, durumu ve gerçekleşmiş bir eylemi tekit eden (pekiştiren) bağlaç ve edattır. İhanetin bilgisizlikten değil, bilerek yapıldığını vurgulamak için bir zemin hazırlar.

        nuhû (نُهُوا)

        İbn Fâris, n-h-y kökünün "bir şeye son vermek, engellemek, uzak tutmak ve yasaklamak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, meçhul (edilgen) yapıda kullanılan bu fiilin; sıradan bir ahlaki tavsiyeyi değil, doğrudan doğruya ilahi otorite (ve Tevrat şeriatı) tarafından kesin, tartışmasız ve mutlak bir fermanla "men edilmeyi/yasaklanmayı" tanımladığını açıklar.

        anhu (عَنْهُ)

        "Ondan (o ribadan/faizden)" manasına gelen edat ve zamir birleşimidir. Yasağın doğrudan hedefini kilitler.

        ve eklihim (وَأَكْلِهِمْ)

        İbn Fâris, e-k-l kökünün "çiğnemek, yutmak, tüketmek ve mideye indirmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin burada metaforik bir şiddetle kullanıldığını; başkasının malını kasten, haksızca kendi zimmetine geçirmeyi, sömürmeyi ve yok etmeyi vahşi bir iştahla "yemek/yutmak" şeklinde tasvir ettiğini aktarır.

        emvâle (أَمْوَالَ)

        İbn Fâris, m-v-l kökünün "sahip olunan şey, mal, mülk ve servet" anlamlarına geldiğini kaydeder.

        en-nâsi (النَّاسِ)

        İbn Fâris, n-v-s kökünden "insanlar, topluluk" manasına gelir. Sömürünün hedefini ve mağdurlarını niteler.

        bil bâtıli (بِالْبَاطِلِ)

        İbn Fâris, b-t-l kökünün "hakkın zıddı olarak boş, hükümsüz, yalan, meşruiyeti olmayan ve çürük" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "bâtıl" kavramını İslam'ın adalet ontolojisi bağlamında tahlil eder; Ehl-i Kitab'ın tefecilik ve hileyle insanların mallarını yemesinin sadece ekonomik bir cürüm değil, varoluşun o dengeli, meşru ve haklı (hak) terazisini bütünüyle yıkan, toplumsal sözleşmeyi "hiçliğe/yozlaşmaya" (bâtıla) sürükleyen mutlak bir ontolojik çürüme ve ahlaki yıkım olduğunu sarsıcı bir netlikle detaylandırır.

        ve a'tednâ (وَأَعْتَدْنَا)

        İbn Fâris, a-t-d kökünün "bir şeyi önceden, kasten, planlı ve özenle hazırlamak, hazırda tutmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, if'al babında (i'tâd) kullanılan bu fiilin; cezanın tesadüfi, anlık veya gelişigüzel bir öfke olmadığını; bizzat o faiz yiyen ve yasakları çiğneyen faillere özel olarak tasarlanmış, bekletilen ve mutlak surette kaçınılmaz olan kusursuz bir ilahi "hazırlık/kurgu" olduğunu açıklar.

        lil kâfirîne (لِلْكَافِرِينَ)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, nimeti inkar etmek ve nankörlük" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki "kâfirler" nitelemesinin teolojik ağırlığını inceler; faiz almak ve haram yemek eylemlerinin burada sadece fıkhi bir günah olarak değil, ilahi yasağı kibirle çiğneyerek dikey sözleşmeyi (şeriatı) yırtıp atan, hakikatin üzerini dünyevi menfaat uğruna bütünüyle "örten" aktif, nankör ve isyankar bir "küfür/inkar" statüsü olarak mühürlendiğini vurgular.

        minhum (مِنْهُمْ)

        "Onlardan." Prof. Dr. Hidayet Aydar, "onlardan kâfir olanlara" (lil kâfirîne minhum) ifadesindeki o hassas ve devasa ilahi adalete dikkat çeker; Kur'an'ın bu kadar feci bir ekonomik ve teolojik suç silsilesini saydıktan sonra bile tüm Yahudi toplumunu toptan ve ırkçı bir dille lanetlemediğini; içlerinden fıtratını koruyanları tenzih ederek, sadece bu zulümleri işleyip hakikati örten spesifik kitleyi (kâfirleri) hedef aldığını, ilahi mahkemenin kolektif değil bütünüyle şahsi/liyakat bazlı işlediğini detaylandırır.

        azâben (عَذَابًا)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün "tatlı su, lezzet, men etmek ve insanın fıtratını sarsan, onu bedensel ve ruhsal konfordan bütünüyle mahrum bırakan feci ceza" anlamlarına geldiğini açıklar.

        elîmâ (أَلِيمًا)

        İbn Fâris, e-l-m kökünün "şiddetli sızı, ıstırap ve bedene dokunan çok can yakıcı acı" manalarına geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin kapanışındaki "acı veren azap" (azâben elîmâ) sıfatının psikolojik ve eskatolojik ironisini analiz eder; dünyadayken insanların mallarını faizle, haksızca ve vahşice "yiyerek" (eklihim) bedensel hazlara, ekonomik refaha ve sahte bir kibre ulaşanların; ilahi mahkemede tam zıddı kusursuz bir kısasla; o taptıkları bedeni ve ruhu bütünüyle paramparça eden, iliklerine kadar işleyen feci bir "ıstırap ve sızı" (elîm) ateşiyle cezalandırılacağını sarsıcı bir estetikle vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X