اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلاًۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 142. Ayet
Daralt
X
-
Münafıklar Allaha oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler.
Münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir. Buradaki Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar meâlindeki ifade Allah'ın dostlarına veya dinine karşı hileli oyun kurmaya kalkıyorlar mânasına gelebilir, onların bu davranışı Allah'a nispet edilmiştir; bu, caiz olup Kur'ân'da örnekleri çoktur; meselâ "Siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder" örneğinde görüldüğü gibi, yani siz Allah'ın dinine veya dostlarına yardım ederseniz O da size yardım eder. Biz tefsirin baş tarafında bu konuya temas etmiştik. Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir, yani onların müminleri oyuna getirmeye çalışmalarını cezalandırmaktadır. Her ne kadar Allah'ın oyun kurması sözkonusu değilse de, Cenâb-ı Hak burada kendisi için de "hida" kavramını kullanmaktadır, çünkü o insanların kurdukları oyunun cezasıdır. Tıpkı bir kötülüğün cezasının kötülük diye anılması gibi, buradaki ikinci "seyyie" kelimesi gerçekte kötülük anlamına gelmese de âyette kullanılmaktadır. Benzer şekilde saldırının cezasında bir saldırı diye anılmaktadır, her ne kadar bu ikincisi saldırı olmasa. İşte bunun gibi tefsirini yapmakta olduğumuz âyette de oyun kuranların cezası oyun olarak nitelendirilmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bir şeye, onun sebep olduğu ismi vermek dil açısından sakıncalı değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Buradaki "hileli bir oyun kurma" şeklinin mahiyeti hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Allah Teâlâ sırat köprüsü üzerinde müminlere bir nûr vereceği gibi münafıklara da verecektir. Sonra insanlar sıratı geçerken, münafıkların nûru sönecek, müminlerin nuru kalarak devam edeceklerdir. Münafıklar müminlere seslenerek onlara, "Bizi bekleyin de yetişip nûrunuzdan bir parça alalım" ve "onunla sıratı geçelim" diye seslenecekler, melekler de onlara "Geriye dönün de başka bir nûr arayın!" diyecekler. O zaman sıratı geçmelerinin mümkün olmadığını anlayacaklar. İşte Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirecektir, meâlindeki cümlenin mânası budur. Hasan-ı Basrî de böyle söyledi ve şunu ekledi: İşte Allah'ın, onların oyunlarına verdiği karşılık budur. Başkaları ise şöyle demiştir: Onlara cennet kapılarından biri açılır, bunu gördüklerinde hemen kapıya doğru yönelirler, ama tam kapıya yaklaştıklarında kapı yüzlerine kapatılır, işte "hıda" sözcüğünden maksat budur. En doğrusunu Allah bilir ya. Sözkonusu lafzın şu anlama gelme ihtimali de vardır: Münafıklar bu dünyada, onun menfaatlerinde ve dünya üzerinde istedikleri gibi dolaşıp yararlanmakta müminlerle beraber oldular, bundan dolayı âhiret imkânlarından yararlanmakta da beraber olacaklarını zannediyorlardı. Ne var ki bunlar kendilerine haram kılınmıştır. İşte âyette sözü edilen "oyun oynamaktan" amaç budur. En doğrusunu Allah bilir.
Riya
Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Bu ilâhî beyanda Cenâb-ı Hak, münafık için söz ve fiil olarak bazı alâmetler koymuştur ki aslında münafık da bunları bilir. Onların sözlerindeki alâmetleri şu ilâhî beyanlarda yer almaktadır: "İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun"; "İçinizden bazıları vardır ki, pek ağırdan alır"; "İçinizden engelleyicileri ve size karşı nekeslik içinde arkadaşlarına, 'Bize katılın' diyenleri Allah çok iyi bilmektedir" meâlindeki âyetlerde söyledikleridir. Fiil olarak alâmetleri de şunlardır: Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Yani Allah'ı da pek az hatırlarlar; "Zaten bunların pek azı savaşa gelir" ve "Tehlike yaklaştığında ölümden dolayı kendinden geçip gözü kaymış kimse gibi sana baktıklarını görürsün". Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hakk'ın, münafıkların alâmeti olarak zikrettiği bunlara benzer çok şey vardır; meselâ şunlar gibi: "Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin"; "Ne zaman bir sûre indirilse, birbirlerine bakarlar" buyurmaktadır.
Onlar bütün yaptıklarını İnsanlara gösteriş için yaparlar. Hafsa'nın mushafında şöyle yer almıştır: "Yurâûne'n-nâse vellâhu yaʻlemu mâ fî kulûbihim" Onlar insanlara gösteriş yapıyorlar, ama Allah onların kalplerindekini bilmektedir. Allah'ı da pek az hatıra getirirler. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Vallahi, az bile olsa yaptıkları O'nun rızasına yönelik olsa onu kabul ederdi", ama bu az hatırlamayı da gösteriş olarak yapıyorlar. Şöyle de denilmiştir: Şayet yaptıkları o az iş Allah'ın rızasını isteseler ve O da kabul etse çok yerine geçerdi, fakat bu durumda kabul etmez, çünkü o yöneliş gerçekte yoktur. Bazan temelden yokluk kastedilerek az anlamına gelen "kalil" "yesir" kavramları kullanılır. En doğrusunu Allah bilir.
İbn Mesûd'dan Resûlullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "İnsanlar görürken namazını güzel kılan, yalnızken düzgün kılmayan kimsenin bu davranışı Rabbini küçümsemektir". Münafıkların alâmeti konusunda çeşitli haberler nakledilmiştir. Ebû Hureyre, Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Münafıkların bir takım alâmetleri vardır ki onlarla tanınırlar: Selâmları lânet okumaktır, yemekleri yağmadır, ganimetleri çalmadır; câmilere terketmek için yaklaşırlar, namazları da ancak son vaktinde kılarlar". Abdullah b. Amr ise Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Kimde şu dört haslet bulunursa, o hâlis münafık olur: Konuşunca yalan söyler, söz verince cayar, anlaşma yapınca bozar, kendisine bir şey emanet edilince hiyânet eder". Münafıkın alâmetinin üç olduğu da rivayet edilmiştir. Abdullah'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Münafıkı üç şeyle tanıyın: Konuştuğunda yalan söyler, söz verince cayar, anlaşma yapınca bozar. Abdullah, sonra da şu âyet-i kerîmeyi okumuştur: "Onların içinde öyleleri var ki, Allah bize lütuf ve kereminden bahşederse..." Vehb'in şöyle dediği de nakledilmiştir: Övülmeyi sevmesi, yerilmekten hoşlanmaması, münafığın alâmetlerindendir.
Yorumu Yorumla
-
inne (إِنَّ)
İbn Fâris, cümleyi pekiştiren, ardından gelecek hükmün tartışılmazlığını ve şüphesizliğini bildiren edat olduğunu belirtir.
el-munâfikîne (الْمُنَافِقِينَ)
İbn Fâris, n-f-k kökünün "tükenmek, eksilmek, çöl faresinin/köstebeğin tehlike anında kaçmak için yer altında kazdığı ikinci gizli tünel (nâfıkâ)" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, inanca ve şeriata zahiren bir kapıdan girip, batınen (gizlice) diğer kapıdan çıkan, içindeki inkarı saklayıp dışını imanla süsleyen iki yüzlü karakteri tanımlar. Toshihiko Izutsu, münafık kavramını Medine sosyolojisi bağlamında inceler; bu kitlenin felsefi bir şüpheci veya samimi bir inkarcı olmadığını, tamamen siyasi rüzgara, ganimete ve statüye göre maske değiştiren, İslam toplumuna içeriden sızmış pragmatist ve ontolojik bir virüs (kimlik tüccarı) olduğunu detaylandırır.
yuhâdiûne (يُخَادِعُونَ)
İbn Fâris, h-d-a kökünün "bir şeyi gizlemek, gerçeği çarpıtmak, tuzağa düşürmek ve aldatmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mufa'ale babında kullanılan bu fiilin, muhataba içindeki niyetin tam zıddı olan sahte bir yüz göstererek onu kurnazca manipüle etme çabasını nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların bu "Allah'ı aldatmaya çalışmaları" (yuhâdiûnallâh) eylemini psikolojik bir hezeyan ve teolojik bir trajedi olarak tahlil eder; insanın kendi sığ aklıyla, içyüzü ve gizli niyetleri mutlak surette okuyan devasa ilahi otoriteyi, tıpkı saf bir bedeviyi kandırır gibi manipüle edebileceğini sanmasının, feci bir varoluşsal körlük ve kibrin zirvesi olduğunu vurgular.
allâhe (اللَّهَ)
Münafıkların o sığ kurnazlıklarıyla aldatmaya yeltendikleri, mutlak ilim ve nizam sahibi olan Yaratıcı'nın özel ismidir.
ve huve (وَهُوَ)
"Halbuki O..." manasında, dünyevi kumpasın ve kuruntunun üzerine dikey bir ilahi müdahaleyi bağlayan atıf ve şahıs zamiridir.
hâdiuhum (خَادِعُهُمْ)
İbn Fâris, h-d-a kökünden gelen ism-i fail ve aidiyet zamiridir. "Onları aldatandır / oyunlarını başlarına geçirendir." Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadedeki "Allah'ın onları aldatması" retoriğinin edebi ve eskatolojik sarsıcılığını inceler; burada Allah'ın haşa sinsi veya ahlaksız bir plan yapmadığını, bu kullanımın muazzam bir "müşakele" (söz simetrisi ve ilahi ironi) sanatı olduğunu; ilahi iradenin, o münafıklara dünyada bir süre siyasi ve maddi rahatlık (ganimet) vererek, onları bizzat kendi kazdıkları o sahte "akıllılık" çukurunda, devasa bir hezimet ve hiçlikle baş başa bıraktığını sarsıcı bir estetikle detaylandırır.
ve izâ (وَإِذَا)
Zaman ve şart bildiren "olduğu zaman, -dığında" manasındaki edattır. Münafıkların o sahte dindarlık performansının sergilendiği anı işaretler.
kâmû (قَامُوا)
İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayağa kalkmak, dik durmak, yönelmek ve bir eyleme bizzat girişmek" manalarına geldiğini belirtir.
ilâs salâti (إِلَى الصَّلَاةِ)
İbn Fâris, s-l-v kökünün "ateşe tutmak, yönelmek, dua ve ibadet" anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "tselotha" (kurumsal/ritüel dua) kökünden geldiğini ve İslam'da dikey ilahi yönelişin mutlak pratiğini (namazı) nitelediğini tesciller.
kâmû (قَامُوا)
Aynı eylemin (ayağa kalkmanın) ne şekilde, hangi fizyolojik ve ruhsal durumla gerçekleştiğini nitelemek üzere tekrarlanan fiildir.
kusâlâ (كُسَالَىٰ)
İbn Fâris, k-s-l kökünün "isteksizlik, ağırlık, bedenin ve ruhun uyuşukluğu, yorgunluk olmaksızın tembellik etmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kişinin yaptığı eyleme zerre kadar içsel, ahlaki veya teolojik bir inanç (bağ) duymadan, sadece dışsal bir baskıyla, zorunlulukla veya menfaat icabı o bedensel külfeti sürüklemesini tanımlar.
yurâûne (يُرَاءُونَ)
İbn Fâris, r-e-y kökünün "görmek, bakmak, gözlemlemek ve göstermek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, mufa'ale babında gelen "riya" kavramının; kişinin yaptığı bir ibadeti veya eylemi, Allah'ın rızası (dikey eksen) için değil, tamamen insanların gözüne girmek, dindar görünmek ve izlenmek (yatay eksen) amacıyla yapmasını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, münafıkların bu "gösteriş/riya" (yurâûnen nâs) psikolojisini din sosyolojisi ekseninde analiz eder; onların kıldığı namazın Allah ile kurulan ontolojik bir iletişim değil, tamamen topluma karşı oynanan "kamusal bir tiyatro", askeri/siyasi bir vitrin ve "ben de sizdenim, bana dokunmayın" mesajı veren sahte ve yorucu bir performans olduğunu detaylandırır.
en-nâse (النَّاسَ)
İbn Fâris, n-v-s kökünden gelen "insanlar, topluluk" manasıdır. Münafıkların o riyakar tiyatrosunun yegane seyircisini, hedefini ve taptıkları yatay otoriteyi niteler.
ve lâ yezkurûne (وَلَا يَذْكُرُونَ)
İbn Fâris, z-k-r kökünün "bir şeyi anımsamak, akılda tutmak, dil ile söylemek ve zihin açıklığı" manalarına geldiğini belirtir. Başındaki (lâ) olumsuzluk edatıyla, mutlak bir mahrumiyeti ve kopuşu bildirir. Râgıb el-İsfahânî, zikrin hem kalpteki devasa ontolojik şuuru hem de dildeki beyanı kapsadığını; münafıkların bu her iki teolojik boyuttan da bütünüyle kopuk ve ölü olduklarını açıklar.
allâhe (اللَّهَ)
İnsanın fıtraten anması, bağlanması ve hatırlaması gereken yegane varoluşsal merkez olan Yaratıcı'nın ismidir.
illâ (إِلَّا)
İstisna bildiren "ancak, -den başka, sadece" manasındaki edattır.
kalîlâ (قَلِيلًا)
İbn Fâris, k-l-l kökünün "bir şeyin hacim, miktar veya zaman olarak az olması, cılızlık ve yetersizlik" anlamlarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetin kapanışındaki "Allah'ı ancak çok az anarlar" (illâ kalîlâ) ifadesinin teolojik ironisini tahlil eder; buradaki "azlık" miktarının, onların nadiren de olsa samimi bir dini tecrübe yaşadıklarını (zikrettiklerini) göstermediğini; tam aksine, sırf o Müslüman toplumda göze batmamak, deşifre olmamak ve maskeyi düşürmemek için namaz esnasında dillerinin ucuyla mırıldandıkları o ruhsuz, mekanik, sahte ve cılız "dudak hareketlerini" nitelediğini sarsıcı bir netlikle vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla