Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 139. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 139. Ayet

    اَلَّذ۪ينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعاًۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżîne yetteḣiżûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minîn(e)(c) eyebteġûne ‘indehumu-l’izzete fe-inne-l’izzete li(A)llâhi cemî’â(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allaha aittir.

      Kâfirleri Dost Edinmek

      Cenâb-ı Hak münafıklar hakkında, Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler diye bir açıklama yapmaktadır. Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler meâlindeki beyan, kâfirleri söz ve fiil ile dost edinenler anlamına gelebilir. Sözle dost edinmek "Biz sizinleyiz, biz yalnızca onlarla alay etmekteyiz derler" meâlindeki âyette ve benzeri âyetlerde ifade edildiği gibidir. Fiil olarak onları dost edinmeleri ise, müminleri onlarla savaşmaktan caydırmaya çalışmalarıdır. Nitekim Cenâb-ı Hak çeşitli âyetlerde şöyle buyurmaktadır: "İçinizden bazıları vardır ki, pek ağırdan alır"; "İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun"; "Onları geri koydu, onlara 'Oturun bakalım diğer oturanlarla beraber!' denildi". Onlar Resûlullah'ın ashâbın ve müminlerin, müşriklerle savaşmasını engellemeye çalışıyorlardı. Onlar her ne kadar görünürde kendilerini müminlere uyum halinde imiş gibi gösteriyor idiyse de, hakikatte müşriklerin yanında idi. En doğrusunu Allah bilir ya, Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler meâlindeki âyetin tefsiri böyle olmalıdır.

      Onların yanında izzet mi arıyorlar? Burada soru edatı olan hemzenin zâid olduğu, ifadenin düz cümle olarak "onların yanında izzet arıyorlar" anlamına geldiği söylenmiştir. Şimdi, Onların yanında izzet mi arıyorlar? meâlindeki âyetin iki şekilde yorumlanması mümkündür. Buradaki izzet kelimesi korumak ve yardım etmek anlamına gelebilir; onlar bu yardımı ve kudreti kâfirlerde görüyorlardı. Bununla şeref ve üstünlük elde etmek istiyorlardı mânasına da gelebilir. Allah'tan gelen bütün soru edatlarında asıl olan, o sorunun cevabının gerektirdiği şeyi kabullenmektir; çünkü Allah Teâlâ âlimdir, hiçbir şey O'na gizli değildir ki, sorulmuş olsun; Cenâb-ı Hak bundan münezzehtir. Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir, yani bütün kudret ve zafer Allah'a aittir, güç ve izzet ancak O'nun lütfuyla elde edilir; dünya ve âhirette O'nun sayesinde şeref ve üstünlük kazanır, yoksa kâfirlerin kendilerinden talep ettikleri kişilerden değil.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ellezîne (الَّذِينَ)

        İbn Fâris, belirli bir gruba işaret eden ilgi zamiri olduğunu belirtir. Bir önceki ayette (Nisa 138) "müjde" ironisiyle anılan münafıkların temel karakteristik özelliğini ve ontolojik sapmasını deşifre etmek üzere kullanılır.

        yettehızûne (يَتَّخِذُونَ)

        İbn Fâris, e-h-z kökünün "bir şeyi sıkıca kavramak, elde tutmak, benimsemek ve kendi tasarrufuna geçirmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ifti'al babında kullanılan bu fiilin, kişinin bir şeyi sıradan bir tercihle değil; bilinçli, stratejik ve sarsılmaz bir "aidiyet/sahiplenme" iradesiyle hayatının merkezine koymasını tanımladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların bu eylemini (ittihâz) teopolitik bir zeminde analiz eder; bunun basit bir arkadaşlık değil, bir "güç odağına eklemlenme" ve varoluşsal bir "taraf seçme" operasyonu olduğunu detaylandırır.

        el-kâfirîne (الْكَافِرِينَ)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, nankörlük etmek ve hakikati reddetmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "kafir" kavramını; ilahi otoriteye (Allah'a) karşı ontolojik bir savaş açan ve O'nun ayetlerini kibirle örten mutlak negatif kutup olarak tanımlar.

        evliyâe (أَوْلِيَاءَ)

        İbn Fâris, v-l-y kökünün "iki şeyin aralarında boşluk kalmayacak şekilde yan yana gelmesi, yakınlık, dost, idareci ve himaye eden" anlamlarına geldiğini açıklar. Patricia Crone, Geç Antik Çağ kabile hukukundaki "velî/veleyâ" (himaye) sistemini inceler; birini veli edinmenin, onun siyasi, askeri ve hukuki otoritesini kabul etmek, onun koruması altına girmek (müttefiklik) ve onunla "tek bir vücut" gibi hareket etmek manasına geldiğini teyit eder. Gabriel Said Reynolds, münafıkların müminleri bırakıp kafirleri "evliya" (stratejik ortaklar) edinmelerinin, İslam toplumuna karşı işlenmiş sinsi bir "istihbari ve siyasi ihanet" olduğunu vurgular.

        min dûni (مِنْ دُونِ) el-mu'minîne (الْمُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris, d-v-n kökünün "bir şeyin aşağısında, berisinde ve dışında kalan" manasına geldiğini kaydeder. Müminleri (iman edenleri/güvenilir olanları) devre dışı bırakarak, onların "dışında ve uzağında" bir otorite arayışını niteler.

        e yebteğûne (أَيَبْتَغُونَ)

        İbn Fâris, b-ğ-y kökünün "istemek, aramak, peşine düşmek ve haddi aşmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Baştaki soru edatı (e) ile birlikte "Yoksa onlar ... mı arıyorlar?" manasında sarsıcı bir retorik sorgulama başlatır. Râgıb el-İsfahânî, ifti'al babında (ibtiğâ) kullanılan bu fiilin, bir şeyi şiddetli bir tutkuyla, bütün imkanlarını seferber ederek "hırsla arama" eylemini tanımladığını açıklar.

        ındehumu (عِنْدَهُمُ)

        İbn Fâris, a-n-d kökünün "bir şeyin yanı, katı, huzuru ve mülkiyeti" anlamlarına geldiğini belirtir. Münafıkların, o aradıkları şeyi (izzeti) ilahi otoritenin (Allah'ın) yanında değil de, aciz ve fani olan kafirlerin "yanında/katında" bulabileceklerini sandıkları o feci varoluşsal yanılgıyı niteler.

        el-izzete (الْعِزَّةَ)

        İbn Fâris, a-z-z kökünün "güçlü olmak, nadir bulunmak, galip gelmek ve yerin sertleşmesi" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın başkaları karşısında boyun eğmemesini sağlayan, onu yenilmez kılan mutlak "güç, onur, haysiyet, üstünlük ve otoriteyi" tanımlar. Toshihiko Izutsu, "izzet" kavramını Kur'an teolojisindeki dikey eksende analiz eder; münafıkların, siyasi ve askeri gücü elinde tutan (kafir) gruplara yaranarak bir "statü ve güvenlik" (izzet) devşirmeye çalıştıklarını; oysa bu kavramın İslam'da sadece "Allah'a, Resulü'ne ve müminlere" ait olan (Münafikun suresi 8) aşkın bir lütuf olduğunu vurgular.

        fe innallâhe (فَإِنَّ اللَّهَ)

        Cümleyi mutlak bir teolojik hükme bağlayan (fe) ve pekiştiren (inne) edat ile Yaratıcı'nın isminin birleşimidir. Münafıkların o sahte güç arayışına karşı ilahi bir tokat gibi inen cevap cümlesidir.

        el-izzete (الْعِزَّةَ) cemîan (جَمِيعًا)

        İbn Fâris, c-m-a kökünün "toplamak, bir araya getirmek, eksiksiz ve bütünlük" manalarına geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin kapanışındaki bu "İzzet bütünüyle (cemîan) Allah'ındır" beyanının edebi ve sosyopolitik dehşetini inceler; münafıkların parça parça, geçici ve sahte onurlar peşinde kafirlerin kapısında takla atmalarına karşılık; Kur'an'ın, gücün ve onurun yegane kaynağının (tekelinin) Allah olduğunu; O'nun dışında aranan her türlü "izzetin" aslında bir "zillet/eziklik" olduğunu sarsıcı bir rasyonaliteyle mühürlediğini detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X