اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِاٰخَر۪ينَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَد۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 133. Ayet
Daralt
X
-
O isterse -ey insanlar!- sizi toptan yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Allah'ın gücü kesinlikle buna yeter.
O isterse -ey insanlar!- sizi toptan yok eder ve yerinize başkalarını getirir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu ilâhî beyan, göklerde ve yerdeki her şeyin sahibi olan varlık, sizi toptan yok etmeye, yani sizleri helâk etmeye ve yerinize başkalarını getirmeye, yani sizden daha hayırlısını, Allah'tan daha çok korkanı ve O'na sizden daha çok itaat edeni getirmeye de kadirdir. Fakat Allah bunu yapmaz, çünkü O'nun sizin kulluğunuza ve itaatinize ihtiyacı yoktur. Sizi, başlangıçta kulluğunuza olan ihtiyacı yahut kendi menfaati için değil, sizin kendi ihtiyacınız ve kendi menfaatleriniz için yaratmıştır. En doğrusunu Allah bilir.
O isterse -ey insanlar!- sizi toptan yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Bu, geçmiş ümmetlerden inat ve kibirlerini sürdüren kavimlerde meydana gelen yok ediliş gibidir. Bunun yanında herkese ait olması da muhtemeldir; O isterse sizi toptan yok eder, yani hepinizi helâk eder ve yerinize başkalarını getirir. En doğrusunu Allah bilir.
Allah'ın gücü kesinlikle buna yeter. Yani onları helâk etmeye ve yerlerine başkalarını getirmeye Allah'ın gücü yeter. Bütün güç ve kudret Allaha aittir.
Yorumu Yorumla
-
in (إِنْ)
İbn Fâris, şart ve ihtimal bildiren "eğer, şayet" manasındaki edat olduğunu belirtir.
yeşe' (يَشَأْ)
İbn Fâris, ş-y-e kökünün "dilemek, irade etmek ve bir şeyin var olmasını kasti olarak istemek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin Allah'a nispet edildiğinde sıradan bir arzu olmadığını; önünde hiçbir engelin, hiçbir fiziksel veya zamansal gecikmenin duramayacağı o mutlak, anlık ve kusursuz "ilahi karar ve irade" makamını tanımladığını açıklar.
yuzhibkum (يُذْهِبْكُمْ)
İbn Fâris, z-h-b kökünün "bir yerden ayrılmak, gitmek, kaybolmak ve birini ortadan kaldırmak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, if'al babında (izhâb) kullanılan fiilin, mevcut bir topluluğu tarih sahnesinden, yeryüzünden ve ontolojik varlıktan bütünüyle silip süpürmek (yok etmek) eylemini tanımladığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin önceki ayetlerdeki "Allah zengindir/ihtiyaçsızdır (Ğanî)" vurgusuyla olan organik bağını inceler; Kur'an'ın bu "sizi giderir/yok eder" beyanıyla, yeryüzünde kibirlenen, zulmeden veya kendi varlığını vazgeçilmez sanan insana karşı devasa bir teolojik aforizma patlattığını; Allah'ın bu insan nesline, onların ibadetlerine veya medeniyetlerine zerre kadar "muhtaç olmadığını" sarsıcı bir netlikle ilan ettiğini detaylandırır.
eyyuhe (أَيُّهَا)
İbn Fâris, uyarı ve seslenme (nida) bildiren edat olduğunu kaydeder. Muhatabın dikkatini en üst seviyeye çekerek, ardından gelecek hitabın evrensel ve hayati ağırlığını kurar.
en-nâsu (النَّاسُ)
İbn Fâris, n-v-s kökünün "hareket etmek, dalgalanmak ve topluluk" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "Ey İnsanlar" (eyyuhen nâs) hitabını Kur'an teolojisi bağlamında tahlil eder; bu seslenişin sadece o günkü Araplara veya bir zümreye değil, tüm bir insan türüne yönelik kozmik bir silkeleme olduğunu; insanın ilahi otorite karşısındaki o kırılgan, geçici ve "istenirse bir anda yeryüzünden silinebilecek" olan feci ontolojik zayıflığını idrak etmesi için evrensel bir meydan okuma barındırdığını vurgular.
ve ye'ti (وَيَأْتِ)
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, bir yere ulaşmak ve bir şeyi getirmek" anlamlarına geldiğini açıklar. İzhâb (yok edip götürme) eyleminin hemen ardından gelen bu fiil, silinenin yerine derhal ve hiç boşluk bırakmadan yenisini "getirme/var etme" gücünü niteler.
bi âharîne (بِآخَرِينَ)
İbn Fâris, e-h-r kökünün "öncenin zıddı olarak sonra gelen, başka, farklı ve yeni" manalarına geldiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, "başkalarını/yeni bir topluluğu getirmek" (ye'ti bi âharîn) ifadesini Geç Antik Çağ'daki kavimlerin helaki ve ilahi tarih felsefesi ekseninde inceler; Kur'an'ın bu tehditle, seçilmişlik kibrine kapılan hiçbir milletin, ırkın veya dinin (buna Müslümanlar da dahil) Allah nezdinde "vazgeçilmez" olmadığını; ilahi yasanın ihlal edilmesi durumunda, yeryüzü nöbetinin başka bir genetiğe, ahlaka veya topluma devredileceği şeklindeki o acımasız ve tavizsiz "ikame/değiştirme" kanununu teyit ettiğini aktarır.
ve kâne (وَكَانَ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, bir halde bulunmak" manasına geldiğini kaydeder. İlahi sıfat ve kudretin, geçmişten geleceğe uzanan şaşmaz ve mutlak bir gerçeklik olduğunu bildirir.
allâhu (اللَّهُ)
İrade eden, yok eden ve yeniden var eden mutlak iktidarın (Yaratıcı'nın) özel ismidir.
alâ (عَلَىٰ)
"Üzerine, hakkında" manasındaki edattır. Hakimiyeti ve kapsayıcılığı bildirir.
zâlike (ذَٰلِكَ)
"İşte buna, o eyleme" manasındaki işaret zamiridir. Öncesinde zikredilen o devasa "insanlığı silip yerine yenisini getirme" kozmik operasyonuna işaret eder.
kadîrâ (قَدِيرًا)
İbn Fâris, k-d-r kökünün "bir şeyin miktarını/ölçüsünü belirlemek, güç yetirmek, sınır çizmek ve mutlak kapasite" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın sıfatı olarak (Kadîr); irade ettiği her şeyi, hiçbir zorluk, yorgunluk veya dışsal direnişle karşılaşmadan, bizzat ve doğrudan eyleme dökmeye mutlak surette muktedir olan yegane, sınırsız ve aşkın potansiyeli tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin sonundaki bu "Allah buna mutlak güç yetirendir" (kadîrâ) beyanının edebi ve eskatolojik sarsıcılığını analiz eder; insanın kendi teknolojisine, servetine veya medeniyetine bakarak kapıldığı o feci kibrin (istiğna); Allah'ın "ol" demesiyle bir anda sıfırlanabilecek, tarihin çöplüğüne fırlatılıp yerine yepyeni varlıkların ikame edilebileceği bir hiçlikten ibaret olduğunu; bu kelimenin insan aklına sarsılmaz ve nefes kesen bir "ontolojik acziyet ve ilahi iktidar" gerçeğini mühürlediğini vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla