وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلاًّ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعاً حَك۪يماً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 130. Ayet
Daralt
X
-
Eğer karı koca ayrılırlarsa Allah bol rızkından onların ihtiyaçlarını giderir. Allah'ın lütfu geniştir, hikmeti sonsuzdur.
Eğer karı koca ayrılırlarsa Allah bol rızkından onların ihtiyaçlarını giderir. Koca eşleri arasında eşit davranmadığı için karı koca ayrılacak olurlarsa, Allah bol rızkından ihtiyaçlarını giderir, yani kadını başka bir erkekle, erkeği de başka bir kadınla. Bol rızkından her ikisini de meâlindeki ifade şu mânaya da gelebilir: Onlar evli iken diğerinin malıyla her biri nasıl zengin idiyse, boşandıktan sonra da her birinin ihtiyacını gidermeye Allah Teâlâ kādirdir, boşanmadan önce rızıklarını verdiği gibi. Bu âyet, rızık temini konusunda -her ne kadar Cenâb-ı Hakk'ın başkasını sebep kılması caiz ise de- rızkı Allah'tan başkasından beklememek gerektiğine işaret etmektedir, çünkü O, Eğer karı koca ayrılırlarsa Allah onların ihtiyaçlarını giderir buyurmaktadır. Allah Teâlâ karı ile kocanın her birini kendisinin zengin edeceğini vâdettikten sonra, hiç kimse zenginliğini başkasına bağlamaması gerektiğini bilmelidir. Yüce Allah başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır: "İçinizden evli olmayanları... elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır". Bu ilâhî beyan da, insanlar fakir iseler evlendikleri takdirde Allah'ın onları zengin edeceğini vâdetmek suretiyle, insanların birbirlerinden rızık edinmeyi beklememeleri gerektiğine işaret etmektedir. Boşanmayı gerçekleştiren sadece erkek ise de, Eğer karı koca ayrılırlarsa Allah onların ihtiyaçlarını giderir anlamındaki ifadede kinâyeli üslupla boşanma olayında kadının da payı bulunduğuna bu âyet işaret etmektedir. Cenâb-ı Hakk'ın "onlardan ayrılın!" ve "onları serbest bırakın!" meâlindeki âyetleri de bu anlamdadır. En doğrusunu Allah bilir.
Bu ilâhî beyanda iddet döneminde kadına ait nafakanın gerektiğine de delil bulunmaktadır, çünkü âyet ayrılıktan söz etmektedir, ayrılık ise ancak iddet süresinin tamamlanması ile gerçekleşir. Cenâb-ı Hak, onlardan her birinin, ayrılmadan önce diğerinin ihtiyacını karşılaması gerektiğini haber vermektedir, bu da iddet devam ettiği sürece kadının ihtiyaçlarını erkeğin karşılayacağını gösterir. En doğrusunu Allah bilir.
Allah'ın lütfu geniştir, hikmeti sonsuzdur. Buradaki "vasi" kelimesine cömert mânası verilmiş, bazıları da bunu "onlardan her birinin rızkını genişletir" şeklinde tefsir etmiştir. Hikmeti sonsuzdur, yani Allah Teâlâ erkeğin, karısını ya iyilikle nikâhında tutmasına veya güzellikle serbest bırakmasına hükmetmiştir. Buna, onların ayrılmasına hükmetmesiyle hikmet sahibidir, anlamı da verilmiştir. Hakîm'in aslı, onun her şeyi yerli yerine koyan biri olmasıdır.
Yorumu Yorumla
-
ve in (وَإِنْ)
Cümleyi şarta bağlayan "ve eğer, şayet" manasındaki bağlaç ve şart edatıdır. Önceki ayetlerdeki (Nisa 128-129) "barış/sulh" ihtimalinin ortadan kalkması durumunda devreye giren yeni ve nihai hukuki/ontolojik alternatifi başlatır.
yeteferrekâ (يَتَفَرَّقَا)
İbn Fâris, f-r-k kökünün "iki şeyin arasını açmak, ayırmak, bölmek ve birleşmenin zıddı" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tefa'ul babında (teferruk) ve tesniye (ikil) formunda gelen bu fiilin; karı-kocanın bir araya gelmesi, ortak bir yaşam sürmesi imkansızlaşacak şekilde fiziki, duygusal ve hukuki olarak tamamen kopmasını (boşanmayı) nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, evlilik hukuku bağlamında "tefrika/ayrılık" eylemini analiz eder; Kur'an'ın evliliği mutlak ve kutsal bir hapishane olarak kurgulamadığını, sulh (barış) çabalarının bütünüyle tükendiği ve zulüm üreten sürdürülemez bir kriz anında, ayrılığın (boşanmanın) meşru, rasyonel ve fıtrata uygun bir "hukuki çıkış kapısı" olarak tanındığını detaylandırır.
yuğni (يُغْنِ)
İbn Fâris, ğ-n-y kökünün "ihtiyacın bitmesi, zenginlik, başkasına muhtaç olmamak ve kifayet etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, if'al babında (iğnâ) kullanılan bu fiilin, Allah'ın ayrılan tarafları maddi ve manevi olarak tatmin etmesi, onların boşanma sonrası doğacak yoksulluk veya çaresizlik hislerini (fakr) kendi lütfuyla bütünüyle gidermesi (müstağni kılması) eylemini tanımladığını açıklar.
allâhu (اللَّهُ)
Boşanma sonrası oluşacak o varoluşsal ve maddi boşluğu mutlak surette dolduracak, tarafları zenginleştirecek olan Yaratıcı'nın özel ismidir.
kullen (كُلًّا)
İbn Fâris, k-l-l kökünün "bir şeyin etrafını sarmak, bütünü, her biri ve hiçbir şeyi dışarıda bırakmamak" manalarına geldiğini belirtir. "Her ikisini de / Her birini" anlamına gelir; ilahi lütfun ve yeni fırsatların sadece erkeğe veya sadece kadına değil, ayrılan her iki tarafa da eşit bir varoluşsal hak olarak sunulacağını mühürler.
min (مِنْ) seatihî (سَعَتِهِ)
İbn Fâris, s-v-a kökünün "darlığın ve sıkışıklığın zıddı olarak genişlik, bolluk, kapasite ve alanı bütünüyle kaplamak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sadece maddi bir zenginliği değil; rızıkta, huzurda, psikolojide ve yeni hayat fırsatlarında daralan ömrü yeniden genişleten devasa ilahi lütfu (vüs'at) tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, boşanma endişesinin temelindeki o "gelecek kaygısı, dul kalma korkusu ve darlık" psikolojisine karşı; Allah'ın kendi o bitmez tükenmez, sınırsız ve engin "varoluşsal hazinesinden/genişliğinden" (se'a) her iki tarafa da taze imkanlar sunacağını vadederek, boşanmayı feci bir son, bir yıkım olmaktan çıkarıp "yepyeni bir başlangıç ve ontolojik genişleme" potansiyeline çevirdiğini sarsıcı bir realizmle detaylandırır.
ve kâne (وَكَانَ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, bir halde bulunmak" manasına geldiğini kaydeder. İlahi sıfatların zamandan bağımsız, ebedi, kesintisiz ve şaşmaz bir garanti (sünnetullah) olduğunu bildirir.
allâhu (اللَّهُ)
Yaratıcı'nın mutlak otorite bildiren ismidir.
vâsian (وَاسِعًا)
İbn Fâris, s-v-a kökünden türeyen ism-i fail olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın sıfatı olarak (Vâsi'); lütfu, kudreti, mülkü, hazinesi ve rahmeti hiçbir beşeri sınırla, krizle veya darlıkla kısıtlanamayacak kadar "devasa geniş, kuşatıcı ve engin" olan ilahi makamı tanımlar.
hakîmâ (حَكِيمًا)
İbn Fâris, h-k-m kökünün "bir şeyi engellemek, nizam vermek, sağlamlaştırmak ve adaletle/hikmetle karar vermek" manalarına geldiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin sonundaki bu iki sıfatın (Vâsi' ve Hakîm) yan yana gelişinin edebi ve sosyolojik zarafetini analiz eder; Allah'ın lütfunun, alternatiflerinin ve zenginliğinin sonsuz ve "geniş" (Vâsi') olduğunu; ancak bu devasa lütfun rastgele dağıtılmadığını, evliliğin bitiş sürecindeki her iki tarafın durumunu, ahlakını, krizdeki niyetini ve kimin gerçekten mağdur olduğunu en ince ayrıntısına kadar bilen mutlak, pürüzsüz ve kusursuz bir "adalet/hikmet" (Hakîm) terazisiyle tecelli ettiğini; Kur'an'ın bu bağlamda boşanma gibi sosyal bir travmayı, ilahi genişlik ve hakkaniyet garantisiyle muazzam bir psikolojik/eskatolojik güvene bağladığını sarsıcı bir netlikle vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla