Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 109. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 109. Ayet

    هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hâ entum hâulâ-i câdeltum ‘anhum fî-lhayâti-ddunyâ femen yucâdilu(A)llâhe ‘anhum yevme-lkiyâmeti em men yekûnu ‘aleyhim vekîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz; ama kıyâmet günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?

      Haydi siz onlara taraf çıkıp savundunuz. Yani ey onlara taraf çıkıp savunan sizler! Onları ancak dünya hayatında savunabilirsiniz. Burada kastedilen kişilerin Tûme'nin taraftarları olduğu söylenmiştir. Yani ey dünyada onları savunan insanlar, Kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak? Yani kıyâmet günü onu savunacak kimse yoktur. Yahut onlara kim vekil olacak ve kıyamet günü onu savunacak? Buradaki "vekîl" kelimesinin kefil anlamına geldiği söylenmiştir, bu da onu savunmak anlamına gelir; şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Onlar, Allah'ın âyetleri hakkında tartışmaya girişirler" yani âyetleri bâtıl ile karıştırıp reddetmek suretiyle "vel" kelimesinin "rakîb" manasına geldiği söylendiği gibi kefil anlamına geldiği de belirtilmiştir. Aslında vekîl, kendisine verilen şeyleri korumakla görevli olan, ihtiyaçları karşılayan ve zararlı şeyleri ortadan kaldıran kişi için kullanılır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        hâ entum hâulâi (هَا أَنْتُمْ هَٰؤُلَاءِ)

        İbn Fâris, tembih (dikkat çekme/uyarı) edatı olan "hâ" ile muhatap ve işaret zamirlerinin birleşiminden oluştuğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının basit bir işaret olmadığını, muhatabın yüzüne feci bir hatasını vurarak onu kendi ontolojik ve ahlaki durumuyla aniden yüzleştiren (sarsan) sert bir retorik başlangıç olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabı hukuki ve psikolojik bir meydan okuma olarak analiz eder; Kur'an'ın "Hadi diyelim ki siz şöylesiniz, dünyada bu işi kıvırdınız" diyerek, hainleri savunanların o anlık dünyevi başarılarını alaya aldığını ve onları mutlak eskatolojik çaresizliğe hazırlayan müthiş bir ironi/silkeleme taktiği kullandığını detaylandırır.

        câdeltum (جَادَلْتُمْ) ve yucâdilu (يُجَادِلُ)

        İbn Fâris, c-d-l kökünün "bir ipi sıkıca bükmek, sağlamlaştırmak ve rakibi yere çarpmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, birini haksız yere, laf cambazlığı ve inatla savunarak adaleti bükmeye/karartmaya çalışmayı (cedel) tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin Medine'deki yargı sistemi içindeki karşılığını inceler; "cedel" yapmanın, suçlunun lehine üretilen sahte deliller, retorik yalanlar ve kabile asabiyetiyle mahkemeyi yanıltmaya çalışan o "kirli avukatlık/lobicilik" faaliyetini nitelediğini vurgular.

        anhum (عَنْهُمْ)

        "Onlardan yana, onların adına" manasında, savunmanın doğrudan o hainleri (hırsızları) korumak kastıyla ve onlara taraf olarak yapıldığını mühürler.

        fîl (فِي) hayâti (الْحَيَاةِ) ed-dunyâ (الدُّنْيَا)

        İbn Fâris, h-y-y kökünün "canlılık, yaşamak", d-n-v kökünün ise "yakın olmak, aşağıda olmak ve basitlik" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, dünya hayatının bu bağlamdaki ontolojik değersizliğini inceler; dünyevi mahkemelerin hakimi beşer olduğu için yalanla ve hileyle kandırılabileceğini, bu yüzden dünyada kazanılan hukuki zaferlerin (cedelin) aslında mutlak adaletten sapmış, geçici, aşağılık ve tamamen "yanılsamadan ibaret" bir başarı (dünya) olduğunu detaylandırır.

        femen (فَمَنْ)

        Soru edatı ve bağlaç birleşimi olup, "Peki o halde kim?" manasında sarsıcı bir retorik sorgulama başlatır.

        allâhe (اللَّهَ)

        Mutlak hakim ve yaratıcının özel ismidir. Cümlenin devamındaki tartışmanın (cedelin) eskatolojik muhatabını gösterir.

        yevmel (يَوْمَ) kıyâmeti (الْقِيَامَةِ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "dik durmak, ayağa kalkmak ve nizam vermek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanların hesap için mutlak itaate zorlandıkları ve ilahi adaletin bükülemez bir şekilde tesis edildiği (kıyam ettiği) günü tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), dünyevi mahkeme ile kıyamet mahkemesi arasındaki bu edebi ve hukuki mukayeseyi analiz eder; dünyada peygamberi veya hakimleri laf oyunlarıyla (cedel) atlatanların, tüm sırların ifşa olduğu, yalanın ontolojik olarak imkansızlaştığı o "mutlak rasyonel duruşma gününde" (kıyamet) Allah'a karşı avukatlık yapmaya kalkışmalarının trajikomik imkansızlığını sarsıcı bir şekilde resmettiğini vurgular.

        em men (أَمْ مَنْ)

        "Yoksa kim?" anlamında, çaresizliği pekiştiren ve muhatabı cevapsız bırakan ikinci bir retorik sorudur.

        yekûnu (يَكُونُ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünden "var olmak, olmak, bir halde bulunmak" manasına geldiğini belirtir.

        aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        "Onların üzerine" (onları korumak, onlara siper olmak kastıyla) manasına gelen aidiyet edatıdır.

        vekîlâ (وَكِيلًا)

        İbn Fâris, v-k-l kökünün "bir işi başkasına havale etmek, zayıflığını kabul edip güçlü birine dayanmak, kefil ve koruyucu" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, insanın idare edemediği hukuki ve varoluşsal işlerini onun adına eksiksizce yürüten, arkasında duran himaye otoritesini tanımlar. Patricia Crone, "vekil" kavramını Geç Antik Çağ kabile himaye sistemi üzerinden inceler; dünyada kendi akrabasını ne pahasına olursa olsun koruyan (asabiyet) o güçlü kabile reislerinin ve diplomatik sözcülerin, ahiret düzleminde hiçbir geçerliliğinin kalmadığını, suçlunun ilahi mahkemede tüm siyasi/sosyal bağlarından soyutlanarak yapayalnız, avukatsız ve mutlak bir "hukuki himayesizliğe/izolasyona" (vekilsizliğe) mahkum edildiğini mühürlediğini teyit eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X