فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْساً وَاَشَدُّ تَنْك۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 84. Ayet
Daralt
X
-
Şu halde Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlu olursun. Müminleri de teşvik et. Allah, inkara sapanların gücünü kıracaktır. Allah'ın gücü daha çetin, cezası daha şiddetlidir.
Şu halde Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlu olursun. "La tükellif nefseke" (لَا تُكَلِّفُ نَفْسَكَ) cümlesinin iki yoruma ihtimali vardır: Onların hesabını vermekten ve savaştan geri kalmalarının cezasını vermekten sen sorumlu değilsin, onların hesabını vermek kendi sorumlulukları altındadır. Nitekim aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur"; "Onun (peygamberin) sorumluluğu ona, sizin sorumluluğunuz da size aittir".
İkincisi, Sen ancak kendinden sorumlu olursun. Yani onlar, her ne kadar seninle savaşa çıkmaktan geri durmuşlarsa da sen cihat yapmak ve savaşmakla mükellefsin. İbn Abbas'tan rivayet edilen şu söz de bunu desteklemektedir: Bu olay, Ebû Süfyan'ın Küçük Bedir savaşı tehdidini yapması üzerine Peygamber'in ashabını savaşa çağırması, insanların ise teşebbüs etmemesi üzerine vuku bulmuştur. Bunun ardından Yüce Allah bu ayeti indirmiştir. Resulullah bu konuda şöyle buyurmuştur: "Sizden hiçbir kimse beni izlemese de yemin olsun ki Bedir'e çıkacağım". Bunun üzerine ashabından küçük bir grup onu izlediler ve "Allah bize yeter ve o ne güzel vekildir" dediler.
Bu ilahi beyanda, Peygamber'e yardım ve fetih, düşmanlara da musibet vadinin delili vardır, çünkü Resulullah yalnız başına da olsa savaşa çıkmakla görevlendirildi, şayet yardım vadi olmasaydı savaşa çıkmakla emrolunmazdı. Görmez misin ki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Allah, inkara sapanların gücünü kıracaktır. "Asa" (عسى) kelimesi Cenab-ı Hak tarafından kullanılınca gereklilik ifade eder. Yüce Allah'ın "Asellahu" (عسى الله) beyanı, Resulullah'ın yalnız başına savaşa çıksa da zafer vadi konumundadır, çünkü "asa" (عسى) Allah'tan olunca gereklilik anlamında olur.
Müminleri de teşvik et. Bu ilahi beyanın birkaç yoruma ihtimali vardır. (Birincisi) müminleri sevapla ve iyi bir akıbetle teşvik et. (İkincisi) müminleri de teşvik et, onları savaşa teşvik et, çünkü onlarla savaşmakta Allah'ın dini olan İslamı ortaya koyup duyurmak, mücahedeyi ve inkarcılarla savaşmayı terketmekte ise düşmanlarına yardım etmek ve dinlerini meşhur etmek vardır. Aziz ve celil olan Allah, müminleri, düşmanlarına karşı cihatta bulunmaya teşvik etmesi için Resulüne emir vermiştir. Üçüncüsü, müminleri cihada ve düşmanlarla savaşa teşvik et. En doğrusunu Allah bilir. Müminlere yardım edeceğini, fetih ve ganimet vereceğini vadederek.
Allah, inkara sapanların gücünü kıracaktır. "Asa" (عسى) kelimesi Allah'a nispet edilince gereklilik ifade eder. Yüce Allah, Peygamberi'ne, kafirlerin gücünü kırmayı vadetmiştir.
Allah'ın gücü daha çetin, cezası daha şiddetlidir. Denildi ki Cezası daha şiddetlidir, çünkü müşriklerin gücünü sizden engeller, onlar ise Allah'ın kuvvetini kendilerinden engelleme imkanına sahip değildir, Allah'ın gücü en üst seviyededir. Cezası daha şiddetlidir. Denildi ki tenkil, başkasını tuttuğu yoldan engelleyip alakoyan bir cezadır (azap). Yine denildi ki Cenab-ı Hak, Resulullah'a Sen ancak kendinden sorumlu olursun buyurunca (şunu kastetmiştir:) İnsanlardan hiçbiri sana uymasa bile, Allah Teala senden müşriklerin gücünü defeder. Denildi ki "be's" dünya cezası, "tenkit" ve "nekal" da ahiret azabıdır. Sanki O, müminleri, düşmandan uzak durmaları, güçleri ve cezalandırmalarından korkmaları sebebiyle kendi gücüyle korkutmaktadır. Dolayısıyla Allah Teala, kendisinin gücü ve azabının düşmanın gücünden daha şiddetli olduğunu haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Fekâtil (فَقَاتِلْ)
İbn Fâris: Kelimeyi "k-t-l" köküne dayandırır. Bu kökün temel anlamının "bir şeyi ortadan kaldırmak, öldürmek" olduğunu belirtir. "Mukatele" (savaşmak) kalıbı, karşılıklı bir çabayı ve direnci ifade eder. Ayetteki emir kipi, pasif bir bekleyişten ziyade aktif bir savunma ve mücadeleyi temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî: Katl (öldürmek) kavramının fiziksel can almanın ötesinde, bazen bir gücü kırmak veya bir fitneyi ortadan kaldırmak anlamında da kullanıldığını söyler. Buradaki emrin, bireysel bir saldırganlık değil, ilahî bir gaye uğruna (fî sebîlillâh) yapılan sistemli bir savunma ve mücadele olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu: "Kital" kavramının Cahiliye dönemindeki kabile savaşlarından miras kalan semantik yükünün Kur'an ile dönüştürüldüğünü belirtir. Savaşın kişisel intikam veya kabile asabiyeti temelinden çıkarılarak, Allah'ın dini ve adaleti uğruna yapılan kutsal bir eyleme (cihadın bir cüzü olarak) evrildiğini ifade eder.
Mustafa Öztürk: Kelimeyi "savaş" ve "mücadele et" olarak açıklar. Bu emrin muhatabının doğrudan Hz. Peygamber olduğunu ve Müslümanların toplumsal bir direnç göstermesi gereken tarihsel bir bağlamda nazil olduğunu belirtir.
Tukellefu (تُكَلَّفُ)
İbn Fâris: "k-l-f" köküne dayanır. Bu kökün "bir şeyin renginin değişmesi, bir işin zorluğu ve meşakkati" anlamlarına geldiğini belirtir. "Teklif" (sorumlu tutmak), insana doğası gereği ağır gelen veya yerine getirilmesi çaba gerektiren yükümlülükler için kullanılır.
Râgıb el-İsfahânî: Teklifi, bir kişiye kudreti dahilinde olan ancak içinde bir miktar zorluk barındıran bir işi emretmek olarak tanımlar. Ayetteki "Ancak kendinden sorumlusun" (lâ tukellefu illâ nefsek) vurgusunun, başkalarının itaatsizliğinin yükünün Hz. Peygamber'e yüklenemeyeceğini, herkesin kendi bireysel sorumluluk dairesinde kalacağını ifade ettiğini söyler.
Mustafa Öztürk: Bu ifadeyi "sorumlu tutulmak" olarak çevirir. Hz. Peygamber'in tebliğ ve mücadele görevini yaparken, başkalarının gevşeklik göstermesinden dolayı ümitsizliğe düşmemesi gerektiğini, asıl yükümlülüğünün kendi eylemleri olduğunu vurgular.
Harridı (وَحَرِّضِ)
İbn Fâris: "h-r-d" kökünden gelir. Bu kök "bir şeyin bozulması, sınırda olması ve helake yaklaşması" anlamlarını barındırır. "Tahrid" (teşvik etmek) ise, birini içindeki uyuşukluktan ve durgunluktan kurtararak harekete geçirmek, onu adeta bu durgun halden çekip çıkarmaktır.
Râgıb el-İsfahânî: Teşviki, birini bir işe özendirmek ve ondaki korku veya tembelliği izale etmek olarak açıklar. Ayette müminlerin savaşa teşvik edilmesi emrinin, onların iradelerini güçlendirmek ve psikolojik bir hazırlık sağlamak amacını taşıdığını belirtir.
Mustafa Öztürk: Kelimeyi "şevke getirmek" ve "harekete geçirmek" olarak açıklar. Hz. Peygamber’in sadece savaşmakla değil, aynı zamanda toplumun moral ve motivasyonunu yüksek tutmakla da görevli olduğunu ifade eder.
Yekuffe (يَكُفَّ)
İbn Fâris: "k-f-f" kökü "bir şeyi engellemek, geri çevirmek ve el çekmek" demektir. Elin ayasına da "kef" denmesi, onunla bir şeylerin tutulup engellenmesiyle ilgilidir.
Râgıb el-İsfahânî: "Keff" eyleminin bir saldırıyı veya bir gücü durdurmak için kullanılan etkili bir müdahale olduğunu söyler. Allah'ın kafirlerin baskısını "defetmesi" (yekuffe), onların planlarını boşa çıkarması ve Müslümanlara zarar vermelerini engellemesi anlamını taşır.
Be'se (بَأْسَ)
İbn Fâris: "b-e-s" kökü "şiddet, güç, azap ve savaş" anlamlarını barındırır. Maddi veya manevi büyük bir sıkıntı ve zorluk halidir.
Râgıb el-İsfahânî: Be's kavramının hem savaşın dehşetini hem de Allah'ın suçlulara yönelik şiddetli cezasını ifade ettiğini belirtir. Ayette iki kez geçerek; önce kafirlerin Müslümanlara uyguladığı baskıyı, sonra Allah'ın onlara vereceği çok daha üstün olan cezalandırma gücünü (eşeddu be'sen) temsil eder.
Toshihiko Izutsu: Kelimenin "kuvvet" ve "cesaret" ile olan ilişkisine dikkat çeker. Kafirlerin askeri ve siyasi gücünün (be's) karşısına, Allah'ın mutlak ve yenilmez gücünün çıkarıldığını vurgular.
Tenkîlen (تَنْك۪يلاً)
İbn Fâris: "n-k-l" kökünden türemiştir. Bu kök "bir şeyi engellemek ve birine ibretlik bir ceza vermek" demektir. "Nükul" (kaçınmak), bir cezadan korkup geri durmaktır. "Tenkil" (ibretlik ceza) ise, başkalarının da benzer bir hatayı yapmasına engel olacak derecede ağır ve caydırıcı bir yaptırımı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî: Tenkili, suçluyu cezalandırırken başkalarına da "bu işin sonu budur" mesajını veren "ibretlik ceza" (ukubetun munevve) olarak tanımlar. Allah'ın azabının hem şiddet (be's) hem de caydırıcılık (tenkil) bakımından en üst seviyede olduğunu belirtir.
Mustafa Öztürk: Kelimeyi "cezalandırma bakımından çok daha etkili" olarak çevirir. Allah'ın müdahalesinin sadece bir intikam değil, aynı zamanda kötülüğün yayılmasını engelleyen köklü bir yaptırım olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla