وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 69. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: salihler, nisa 69, dostluk, nisa suresi, şehitler, peygamberler, sıddıklar, nisa suresi 69. ayet, nimet, allah, salih, ihsan, nebi, resul
-
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddiklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdirler. Bir kıssada şöyle rivayet edilmiştir: Bir kişi Peygamber'in huzuruna gelip ağladı ve şöyle dedi: "Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki seni kendimden, evladımdan ve ailemden daha çok seviyorum. Seni hatırladığımda yanına gelip sana bakmazsam öleceğimi zannediyorum. Aklıma benim ölümüm ve senin ölümün geldi, bunun yanında cennetteki makamımı düşündüm, sen diğer peygamberlerle yükselirsin. Ben cennete girersem senin makamının aşağılarında kalırım. Öldüğümde senden ayrılacağımı düşündüm ve ağladım." Peygamber ona hiçbir cevap vermedi. Bunun ardından Cenab-ı Hak şu ayeti indirdi: Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdirler. Resul-i Ekrem: "Bana o kişiyi çağırın" buyurdu. Kendisine "Müjdeler olsun sana" dedikten sonra ona, bu ayeti ona okudu. Nakledildi ki: Peygamber, bir gün ashabından birilerine gitti ve onları üzgün bir şekilde gördü. Bunu üzerine "Neyiniz var, yüzünüzü ve renginizi değiştiren nedir?" diye sordu. Onlar da şöyle dediler: "Ya Resulullah! Biz ne hastayız ne de bir ağrımız var. Fakat seni görmez, seninle buluşmazsak çok özlüyor ve şiddetli yalnızlık hissediyoruz. Bu gördüğün halimiz bundandır. Bir de ahiretten söz edip seni orada görememekten korkuyoruz". Bunun üzerine; Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddiklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdirler ayeti nazil oldu. Ayetin nüzül sebebi bu sayılanlardan hiçbirinin olmama ihtimali de var. Fakat şu açılardan da bakılabilir: Birincisi, Yahudiler, diğer inkarcılar ve Resul-i Ekrem'e eziyet edip onun çağrısını kabulde ve ona itaatte inatlaşanlar, müslüman olup Peygamber'e itaat etseler bile yaptıkları bu tövbenin kabul olunmayacağını ve Peygamber'e eziyet etmeyip ona itaat etmekten geri durmayanların derecesine ulaşamayacaklarını zannetmişlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, Allah'a ve Peygamber'e itaat etmesi halinde, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddiklar, şehitler ve salih kişilerle beraber olacağını ve sanki itaati hiç terk etmemiş gibi olacağını haber vermiştir. En doğrusunu Allah bilir. Nitekim bir ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır". Yine muhtemeldir ki müminler itaat ettiklerinde cennette kendilerine dünyada verilenlerin aynısının verileceği ni haber alınca, orada birbirlerine uzak olacakları için bir araya gelip buluşamayacaklarını zannetmişlerdir. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah, onların cennette bir araya geleceklerini haber vermiştir, çünkü bu, dünya hayatında en büyük ve en değerli bir nimettir. Yine muhtemeldir ki ayet-i kerimenin bir nüzül sebebi yoktur ve doğrudan bir mesaj konumundadır. Yani kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddiklar, şehitler ve salih kimselerle -başka başka yerlerde değil- tek bir mekanda olurlar. Bu son olarak söylenenler sanki daha isabetlidir, çünkü onlar, itaat çağrısına icabet ettiler. En doğrusunu Allah bilir.
Sıddiklar lafzı hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı alimler şöyle demiştir: "Peygamberler'in, onların yaptıkları eğitim öğretim ve her türlü hayır ve itaat faaliyetlerinde onlara uyanlar ve izleyenlerdir". Yine denildi ki sıddiklar. Peygamber'in kendilerini Allah'ın dinine ilk davet ettiği zaman ve kendisini ilk gördüklerinde onu tasdik eden kimselerdir.
Şehitler hakkında, "Allah yolunda öldürülen kimsedir" denilmiştir. Yine denildi ki "şehit, Allah'ın dinini koruyan kimsedir". Şöyle, denilmiştir: Sıddiklar, şehitler ve salihler, bu üçünün anlamı aynıdır.
İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Sıddiklar, peygamberlere yetişip onları tasdik edenlerdir. Ebu Zer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Sıddiklar mümin kimselerdir. Denildi ki Sıddiklar, Allah'ın kendilerini tasdikle lütuflarndırdığı, peygamberleri tasdik etmede öne geçenlerdir. Şehitler, Allah'ın kendilerine şehit olmaları şeklinde lütufta bulunduğu kimselerdir. Salihler de cennet ehli olan müminlerdir.
Yorumu Yorumla
-
yutıı (يُطِعِ)
İbn Fâris, t-v-a kökünün "kendi rızasıyla boyun eğmek, uymak, zorlamasız ve istekli itaat" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin zorla (kerhen) değil, meşru otoriteye (Allah ve elçisine) inançla, sevgiyle ve bilinçli bir teslimiyetle tabi olmayı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımını sosyo-politik bir bağlamda analiz eder; itaatin sadece ahlaki bir erdem değil, Allah ve elçisinin koyduğu yasal ve hukuki sınırlara (şeriata) tam bir uyum sağlayarak pratik hayatta otoriteyi tanımak olduğunu, itaatsizliğin ise doğrudan bu ontolojik sözleşmeyi bozmak manasına geldiğini detaylandırır.
en'ame (أَنْعَمَ)
İbn Fâris, n-a-m kökünün "iyilik, lütuf, refah, hayatın kolaylığı ve hoşa giden şey" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'a nispet edildiğinde (if'al babında), kuluna kendi çabasıyla hak etmediği halde, karşılıksız olarak bahşettiği mutlak ve evrensel iyilik, hidayet ve üstünlük makamı olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "nimet" kavramının Kur'an'daki teolojik ağırlığını inceler; "Allah'ın kendilerine nimet verdiği kimseler" (en'amallâhu aleyhim) tamlamasının, sıradan bir dünyevi zenginliği değil, doğrudan hidayete (sırat-ı müstakim) ulaştırılmayı ve ahiretteki nihai kurtuluş statüsünü nitelediğini, nimetin asıl mahiyetinin varoluşsal bir güvence olduğunu vurgular.
en-nebiyyîne (النَّبِيِّينَ)
İbn Fâris, n-b-e kökünün "önemli bir haber vermek, yükselmek ve yüksek bir yer" anlamlarına geldiğini, peygamberin de Allah'tan vahiy (önemli haber) getirdiği ve makamca insanlardan yüksekte olduğu için bu isimle anıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli (nebe/haber) görünmesine rağmen, etimolojik olarak İbranice "nabi" ve Aramice "nebiya" (ilham alan, sözcü, peygamber) kelimelerinden doğrudan Arapçaya geçtiğini, İbrahimî geleneğin ortak teolojik lügatine ait olduğunu teyit eder. Theodor Nöldeke, "nebi" kelimesinin Kur'an'da özellikle Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hristiyan) geleneğiyle ortak bir peygamberlik silsilesini (zincirini) vurgulamak ve tarihsel devamlılığı ispatlamak için bilinçli olarak seçildiğini analiz eder.
es-sıddîkîne (وَالصِّدِّيقِينَ)
İbn Fâris, s-d-k kökünün "yalanın tam zıddı olarak doğru söylemek, sözü ile özü bir olmak ve sağlamlık" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sıddîk" kelimesinin mübalağa (aşırılık) vezninde olduğunu; sadece doğru söyleyen değil, hayatının hiçbir anında yalana bulaşmayan, hakikati bedeli ne olursa olsun savunan ve inancında zerre kadar şüphe barındırmayan mutlak sadakat abidelerini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın hiyerarşik gücünü inceler; peygamberlerden hemen sonra gelen (peygamber olmayan ama en yüksek dereceye sahip) bu makamın, İslam ahlakının ulaştığı en uç zirveyi temsil ettiğini ve dürüstlüğün sıradan bir eylemden çıkıp varoluşsal bir "kimliğe" dönüştüğü ontolojik evreyi betimlediğini detaylandırır.
eş-şuhedâi (وَالشُّهَدَاءِ)
İbn Fâris, ş-h-d kökünün "bir yerde hazır bulunmak, bizzat görmek, bilmek ve tanıklık etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem ilahi hakikate hayatıyla tanıklık edenleri hem de inancı uğruna canını feda ederek bu hakikati en yüksek bedelle ispatlayanları kapsadığını aktarır. Angelika Neuwirth, bu kavramın Geç Antik Çağ Yahudi-Hristiyan teolojisindeki (şehit/martyr) kökenlerini analiz eder; canını vermek ile hakikate tanıklık etmek arasındaki o kopmaz bağın, Kur'an'da da eskatolojik hiyerarşinin en üst basamaklarından birine yerleştirilerek, inancın ancak pratik bir fedakarlıkla kemale ereceğini gösterdiğini vurgular.
es-sâlihîne (وَالصَّالِحِينَ)
İbn Fâris, s-l-h kökünün "fesadın, bozukluğun ve yıkımın tam zıddı olarak iyi olmak, düzelmek ve onarmak" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ahlaki, akli ve fıtri ölçülere tam uyum sağlayarak eylemlerini güzelleştiren, toplumu ifsat etmekten kaçınıp onarıcı bir erdemlilikle hareket edenleri nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "salihler" sınıfını analiz ederken, bu kelimenin pasif bir dindarlığı değil; aktif, sosyal, yapıcı ve evrendeki ilahi nizamı (mizanı) koruyan dinamik bir ahlaki duruşu sembolize ettiğini, cennet hiyerarşisinin bu geniş ve onarıcı kitleyle tamamlandığını detaylandırır.
hasune (وَحَسُنَ)
İbn Fâris, h-s-n kökünün "güzellik, iyilik, göz ve kalp tarafından beğenilen estetik ve ahlaki mükemmellik" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin "ne güzel oldu, ne kadar mükemmel" manasında bir taaccüp, hayranlık ve ilahi övgü (medih) ifade ettiğini belirtir.
refîkâ (رَفِيقًا)
İbn Fâris, r-f-k kökünün "yumuşaklık, şefkat, destek olmak, kol kola girmek ve yoldaşlık" anlamlarına geldiğini belirtir. Dirseğe de (mirfek) kola destek olduğu için bu kökten isim verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, insanın yolculuğunda yalnızlığını gideren, ona yumuşaklıkla ve sevgiyle eşlik eden dostu tanımladığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin kapanışındaki bu "ne güzel yoldaştır onlar" vurgusunun eskatolojik ve psikolojik estetiğini inceler; Allah ve elçisine itaat eden sıradan bir müminin, ahirette nebiler, sıddıklar ve şehitlerle aynı mekanı (cenneti) paylaşmasının ötesinde, onlarla arasına hiçbir protokol veya sınıf farkı girmeksizin mutlak, şefkatli ve eşit bir "dostluk/yoldaşlık" (refik) statüsüne yükseltileceğini müjdeleyerek, itaatin karşılığında verilecek sosyal ve uhrevi onurun sınırlarını sarsıcı bir şekilde genişlettiğini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla