وَاِذاً لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْراً عَظ۪يـماًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 67. Ayet
Daralt
X
-
Âteynâhum (اٰتَيْنَاهُمْ)
İbn Fâris: "e-t-y" köküne dayandırır. Bu kökün temel anlamının "gelmek ve bir şeyi kolaylıkla ulaştırmak" olduğunu belirtir. "İta" (vermek) kavramının, bir nesnenin veya lütfun bir elden diğerine geçişindeki kolaylığı ve doğrudanlığı ifade ettiğini söyler.
Râgıb el-İsfahânî: Vermek (ita) eyleminin genellikle hayırlı ve değerli şeyler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki "âteynâ" (verdik/verirdik) ifadesinin, Allah'ın kullarına yönelik cömertliğini ve vaat edilen ödülün kesinliğini vurguladığını ifade eder.
Mustafa Öztürk: Kelimeyi "bahşetmek" ve "sunmak" olarak açıklar. Allah'ın itaat eden kullarına yönelik bu ikramının, sadece bir karşılık değil, O'nun lütfunun bir tecellisi olduğunu vurgular.
Ledunnâ (لَدُنَّٓا)
İbn Fâris: "l-d-n" kökünden türeyen bu kelimenin "mekan ve zamanın başlangıç noktası, bir şeyin yanı" anlamına geldiğini belirtir. "İnd" (kat/yan) kelimesinden daha dar ve daha özel bir yakınlığı temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî: "Ledun" ifadesinin, vasıtasız ve doğrudan bir kaynağa işaret ettiğini söyler. "Ledunnâ" (katımızdan) denildiğinde, araya hiçbir beşerî veya zahirî sebep girmeden, doğrudan doğruya Allah'ın zatından ve özel hazinesinden gelen bir lütfun kastedildiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu: Bu kavramın Kur'an'ın ontolojik yapısında "ilahî yakınlık" ve "vasıtasız bilgi/bağış" ile ilişkili olduğunu ifade eder. İnsanın çabası ile Allah'ın doğrudan müdahalesi arasındaki o ince noktayı temsil ettiğini vurgular.
Sadık Kılıç: "Ledun" kelimesinin ifade ettiği yakınlığın, kulun Allah'a olan tam teslimiyeti sonucu açılan özel bir ihsan kapısı olduğunu; buradaki "katımızdan" vurgusunun, verilen ödülün niteliğini yücelttiğini belirtir.
Ecran (اَجْراً)
İbn Fâris: "e-c-r" kökünün "bir iş veya hizmet karşılığında alınan bedel, tazminat" anlamına geldiğini söyler. Kırılan bir kemiğin iyileşmesine de "icbar" denmesi gibi, eksikliğin giderilmesi ve emeğin telafi edilmesi anlamını barındırır.
Râgıb el-İsfahânî: Ecrin (ecir), yapılan bir iyiliğin veya ibadetin dünyevi ya da uhrevi karşılığı olduğunu belirtir. Ancak Allah için kullanıldığında bu bedelin, kulun hak ettiğinden çok daha fazlasını ifade eden bir "lütuf" mahiyetinde olduğunu vurgular.
Mustafa Öztürk: Kelimeyi "mükafat" olarak çevirir. Kur'an'ın bu terimi kullanarak, insanın iman ve itaat sorumluluğunu bir tür "salih amel sözleşmesi" bağlamında ele aldığını ve Allah'ın bu sözleşmeye sadık kalarak karşılığını fazlasıyla vereceğini ihtar ettiğini belirtir.
Azîmen (عَظ۪يماً)
İbn Fâris: "a-z-m" kökünden gelir. Temel anlamı "kemik" (azm) olan bu kelimenin, bir şeyin sertliği, büyüklüğü ve sağlamlığı ile ilişkili olduğunu belirtir. Mecazen, idrak edilemeyecek kadar büyük ve yüce olan şeyler için kullanılır.
Râgıb el-İsfahânî: Azametin, bir şeyin hem hacimsel hem de kadir ve kıymet bakımından büyüklüğünü ifade ettiğini söyler. Allah'ın bir ödüle "azîm" (büyük/yüce) demesinin, o ödülün insan hayalinin ötesinde bir ihtişama ve sürekliliğe sahip olduğu anlamına geldiğini vurgular.
Mustafa Öztürk: Bu sıfatın, verilecek olan mükafatın niceliksel büyüklüğünden ziyade, niteliksel üstünlüğüne ve kutsallığına işaret ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla