Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 53. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 53. Ayet

    اَمْ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَاِذاً لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَق۪يراًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em lehum nasîbun mine-lmulki fe-iżen lâ yu/tûne-nnâse nakîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yoksa onların mülkten bir nasipleri mi var? Öyle olsaydı insanlara zerre miktarı bir şey vermezlerdi.

      Bu ayetin anlamına dair farklı görüşler ileri sürülmüştür: Denildi ki şayet onların maldan ve servetten nasipleri olsaydı, cimrilikleri ve az hayır yapmaları sebebiyle insanlara zerre kadar bir şey vermezlerdi. Yine denildi ki Onların mülkten nasipleri vardır, yani şereften, maldan ve yönetimlerinden nasipleri vardır, fakat insanlara zerre kadar bir şey vermezlerdi, dolayısıyla onlara başkaları nasıl tabi olur? Şöyle de denilmiştir: Yoksa onların mülkten bir nasipleri mi var? Yani onların maldan nasipleri yoktur, şu halde insanlara nasıl bir şey verebilirler? Mülk sadece Allah'a aittir, mülkü dilediğine O verir, şu beyanda buyurduğu üzere: "De ki: "Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kadirsin". Servet sadece Allah Teala'dan elde edilir, ondan başka birinden değil. Nihai gerçeği bilen Yüce Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        em (أَمْ)

        İbn Fâris, eşitlik veya alternatif bildiren, "yoksa, yahut" anlamlarına gelen bir soru ve bağlaç edatı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bazen öncesindeki cümleden tamamen farklı bir soruya veya iddiaya geçişi (munkatı) ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette Ehl-i Kitab'ın teolojik iddialarını deşifre eden retorik bir geçiş ("Yoksa öyle mi?") işlevi gördüğünü, cümlenin alaycı ve sorgulayıcı tonunu belirleyerek muhatabın kibrini felsefi bir soruyla parçaladığını analiz eder.

        lehum (لَهُمْ)

        İbn Fâris, aitlik bildiren "lâm" harf-i ceri ile "onlar" (hum) zamirinin birleşimi olduğunu, mülkiyeti ve tahsisi ifade ettiğini belirtir. Bağlamda, ilahi otoriteden kendilerine doğrudan bir pay çıkaran Ehl-i Kitab'ı niteler.

        nasîbun (نَصِيبٌ)

        İbn Fâris, n-s-b kökünün "dikmek, sabitlemek, tayin etmek ve kesinleşmiş pay" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir bütünden kişinin hissesine düşen, ayrılmış ve yasal olarak belirlenmiş miktar olarak tanımlar.

        el-mulki (الْمُلْكِ)

        İbn Fâris, m-l-k kökünün "bir şeye sahip olmak, hükmetmek, güç yetirmek ve mutlak tasarruf hakkı" manalarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, eşya veya insanlar üzerinde otorite kurma ve yönetme gücünü ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde mülk kavramının sadece dünyevi/siyasi bir krallık değil, kozmik ve ontolojik bir egemenlik olduğunu analiz eder; Ehl-i Kitab'ın kendilerini imtiyazlı saymalarının, bu mutlak ilahi mülke zihinsel olarak ortak olmaya çalışmak ve ilahi yetkiyi gasbetmek anlamına geldiğini detaylandırır. Patricia Crone, Geç Antik Çağ Ortadoğu'sundaki egemenlik (mulk) anlayışında gücün ilahi bir tekelde toplanması fikrini inceler; Ehl-i Kitab'ın bu evrensel otoriteden bir hisse (nasip) iddia etmesinin siyasi bir gerçeklikten ziyade, kendi kabileci narsisizmlerini besleyen teolojik bir kurgu olduğunu teyit eder.

        fe izen (فَإِذًا)

        İbn Fâris, "öyleyse, o takdirde, bu durumda" manalarına gelen ve bir varsayımın sonucunu doğrudan bir eyleme bağlayan şart/sonuç edatı olduğunu kaydeder.

        yu'tûne (يُؤْتُونَ)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaşmak, bir lütfu veya malı muhataba vermek, teslim etmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin kendi iradesiyle karşı tarafa bir değer sunmayı ifade ettiğini, ancak ayette başına olumsuzluk edatı (lâ) gelerek (lâ yu'tûne - vermezler) bu grubun mutlak bir vermeme (cimrilik) tutumuna kilitlendiğini açıklar.

        en-nâse (النَّاسَ)

        İbn Fâris, n-v-s kökünden "hareket etmek" veya u-n-s kökünden "ünsiyet kurmak, alışmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin belirli bir ırkı veya sınıfı değil, yeryüzündeki genel insanlık topluluğunu tanımladığını aktarır.

        nekîrâ (نَقِيرًا)

        İbn Fâris, n-k-r kökünün "gagalamak, bir şeyi delmek, oymak ve çukur açmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hurma çekirdeğinin sırtında bulunan "küçücük oyuk/nokta" anlamına geldiğini, bunun Araplar arasında "hiçbir şey, zerre kadar, en değersiz ve önemsiz miktar" anlamında bir deyim olarak kullanıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Hicaz tarım toplumunun günlük hayatından ve hurma kültüründen alınmış son derece canlı ve yerel bir metafor olduğunu aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetteki "hurma çekirdeğinin çukuru kadar" (nekîrâ) benzetmesinin edebi ve psikolojik dehasını analiz eder; kendilerini Allah'ın yeryüzündeki mutlak varisleri olarak görenlerin, faraza bu kozmik mülk gerçekten onlara verilseydi, içlerindeki o devasa ırkçı cimrilik, etnik kibir ve haset yüzünden kendilerinden olmayan diğer insanlara (en-nâse) bir hurma çekirdeğinin noktasını bile koklatmayacaklarını ifade eden sarsıcı bir psikolojik ifşa olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, nekir kavramının Kur'an'ın mikroskobik ağırlık metaforlarından biri olduğunu, ilahi cömertliğin karşısında yozlaşmış bir zihniyetin bencilliğinin ve kıskançlığının ulaştığı dibi (sıfır toleransı) tasvir etmek için sarsıcı bir edebi araç olarak kullanıldığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X