Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 44. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 44. Ayet

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yeşterûne-ddalâlete veyurîdûne en tadillû-ssebîl(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmüyor musun? Sapkınlığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.

      Kendilerine nasip verilenleri görmüyor musun? Yani [İlahi] Kitap bilgisinden pay verilenler, onlar [Ehl-i Kitab'ın] kendi alimleridir. Kitab bilgisine karşılık sapıklığı satın alıyorlar. Hidayete karşılık sapıklığı satın alıyorlar anlamına da ihtimali vardır. Hafsa'nın mushafında böyle olduğu zikredilmiştir. Nitekim bu ayetin dışına şöyle beyan edilmiştir: "Hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar". Ehl-i Kitap, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme peygamberliğinden önce iman etmişlerdi, fakat kendi arzularına uygun gönderilmeyince onu inkar ettiler, şu ilahi beyanda yer aldığı gibi: "Onlara Allah katından ellerindekini (Tevrat) doğrulayan bir Kitap gelince, daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken işte şimdi bilip tanıdıkları (Kur'an) kendilerine gelince onu inkar ettiler" mealindeki ayetin şu anlama da ihtimali vardır: Tahrif, rüşvet ve benzeri şeyler karşılığında başkalarının sapıklıklarını satın alırlar. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Hak din e inanmayanlar servetlerini, Allah'ın yolundan insanları engellemek için harcarlar"; yine "Bizim yolumuza uyun" derler.

      "Elem tere" (ألم تر) kelimesi, kişiye ulaşan bir durumdan dolayı hayret ifadesi olup hatırlatma konumunda kullanılır. Yahut bilgi ulaşmamışsa bu ifade bildirme yerinde kullanılır. En doğrusunu Allah bilir.

      Sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar. Bu ilahi beyanın iki şekilde yorumlanmaya ihtimali vardır. Başkanlıkları ve siyasetlerinin devam etmesi için ve riyasetin kendileri lehine sürmesi için yolu şaşırmanızı temenni ederler. Çünkü kendi dinlerinde olanların üzerindeki başkanlıkları devam ediyor, fakat dinlerinde olmayanlar üzerinde baş olmak sözkonusu değildir. Bu sebeple üzerindeki riyasetin devam etmesi için müslümanları, kendi dinlerine bağlı kalmalarını arzu etmişlerdir. Bir görüşe göre Sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar beyanının anlamı şudur: Onları kendi dinlerine girmelerini emredip davette bulunuyorlar, ta ki sözünü ettiğimiz menfaatleri sağlasınlar ve başkanlıkları devam etsin. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        tera (تَرَ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün "gözle görmek, bakmak, kalp ve zihin ile idrak etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin sadece fiziksel bir bakışı değil, derin bir basiretle kavramayı ve şaşkınlıkla incelemeyi ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "Görmedin mi / Bakmaz mısın" (elem tera) şeklindeki retorik soru formunun (taaccüp), muhatabı (Hz. Muhammed ve müminleri) Ehl-i Kitab'ın teolojik çelişkilerine ve psikolojik sapmalarına ibretle ve hayretle bakmaya davet eden sarsıcı bir edebi ve psikolojik uyarı işlevi gördüğünü analiz eder.

        ûtû (أُوتُوا)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaşmak, bir şeyi hak sahibine veya muhataba vermek" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin edilgen (meçhul) formda kullanılmasının, verilen şeyin (kitabın) kişinin kendi çabasıyla ulaştığı bir mülk olmadığını, bizzat ilahi bir lütuf, emanet ve sorumluluk olarak onlara tevdi edildiğini gösterdiğini açıklar.

        nasîben (نَصِيبًا)

        İbn Fâris, n-s-b kökünün "dikmek, sabitlemek, tayin etmek ve kesinleşmiş pay" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir bütünün tamamını değil, ondan ayrılmış ve belli bir zümreye/kişiye düşen hisseyi ifade ettiğini aktarır. Angelika Neuwirth, "kitaptan bir nasip" (nasîben minel kitâb) tamlamasını Geç Antik Çağ bağlamında analiz eder; Kur'an'ın bu ifadeyle, muhatapların (özellikle Yahudi ve Hristiyanların) mutlak ve evrensel ilahi hakikatin tamamını tekelleştirmediklerini, ellerindeki vahyin (Tevrat ve İncil'in) büyük ilahi projenin sadece tarihsel bir "bölümüne/payına" denk geldiğini hatırlatarak onlara yönelik teolojik bir sınır ve tevazu çizgisi çektiğini detaylandırır.

        el-kitâbi (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün "yazmak, harfleri birbirine bağlamak, bir araya getirmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Aramice ve Süryanicedeki "ktaba" (yazılı metin, buyruk) kelimesiyle doğrudan bir ortaklığa sahip olduğunu, burada vahye dayalı ve tahrifata uğramış kadim kutsal metinleri nitelediğini aktarır.

        yeşterûne (يَشْتَرُونَ)

        İbn Fâris, ş-r-y kökünün "bir şeyi satmak, satın almak, bir değeri başka bir değerle takas etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki bu eylemin maddi bir pazarı değil, manevi ve ontolojik bir takası (hakikati verip sapkınlığı almayı) tanımladığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde ticari lügatin kullanımını analiz eder; "sapıklığı satın almak" eyleminin, bilgisizlikten kaynaklanan masum bir hata olmadığını, tam aksine kişinin kendi özgür iradesiyle, bilinçli ve hesaplı bir şekilde (ticaret yapar gibi) ilahi bilgiyi (nasibi) dünyevi çıkarlar uğruna reddedip yerine yozlaşmış bir zihniyeti seçtiğini, bunun kasti bir teolojik tercih olduğunu detaylandırır.

        ed-dalâlete (الضَّلَالَةَ)

        İbn Fâris, d-l-l kökünün "hedefini şaşırmak, yoldan çıkmak, kaybolmak ve asıl rotayı yitirmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hakikatten, şeriatın aydınlığından ve aklın gereğinden ayrılarak karanlık bir zihniyete savrulmak şeklinde tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin ayet içindeki zıtlık ve ironi gücünü inceler; kitaptan pay almış, yani doğru yolu bilmesi gereken kişilerin "dalaleti" (kayboluşu/sapıklığı) tercih etmesinin, cehaletten değil, kibrin ve dünyevi ihtirasların neden olduğu körleştirici bir ahlaki çöküşten kaynaklandığını vurgular.

        yurîdûne (وَيُرِيدُونَ)

        İbn Fâris, r-v-d kökünün "istemek, arzu etmek, bir şeye meyletmek ve niyet etmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insanın nefsiyle bir amaca yönelmesi ve o amacı gerçekleştirmek için aktif bir kararlılık göstermesi olarak tanımlar. Gabriel Said Reynolds, "ve isterler ki" fiilinin eklenmesiyle eylemin sosyolojik ve psikolojik bir saldırıya dönüştüğünü analiz eder; Ehl-i Kitab'ın yozlaşmış liderlerinin sadece kendilerinin sapmakla (dalalet) yetinmeyip, bu fiille beraber (irade göstererek) çevrelerindeki müminleri de aynı uçuruma çekmek isteyen proaktif, sinsi ve yıkıcı bir "ideolojik düşmanlık" misyonu yüklendiklerini teyit eder.

        tedıllû (تَضِلُّوا)

        İbn Fâris, d-l-l kökünden gelen bu eylemin muhatapların da (müminlerin) yoldan çıkmasını ve kaybolmasını ifade ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin bu bölümündeki derin psikolojik haseti (kıskançlığı) deşifre eder; hakikatten sapanların, o hakikati yaşayan şahitlere (müminlere) tahammül edemediklerini, kendi içlerindeki karanlığı bastırmak ve varoluşsal suçluluklarını hafifletmek için herkesi kendi bozuk zeminlerine (dalalete) eşitlemek istediklerini, bunun yozlaşmış zihniyetin en tipik reaksiyonu olduğunu detaylandırır.

        es-sebîl (السَّبِيلَ)

        İbn Fâris, s-b-l kökünün "uzayıp giden şey, ayak basılan geçit ve yol" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sadece fiziksel bir patikayı değil, insanı nihai kurtuluşa ve Allah'ın rızasına ulaştıran ilahi nizamı (İslam'ı, tevhidi ve fıtrat istikametini) sembolize ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kapanışındaki "yoldan (sebîl) sapmanızı isterler" vurgusunu ontolojik bir temelde analiz eder; müminleri fiziksel bir mekandan değil, bizzat varoluşsal rotalarından, ahlaki yürüyüşlerinden ve ilahi amacın kendisinden saptırma niyetinin, inanç eksenli bir varlık-yokluk mücadelesi olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X