Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 35. Ayet

    وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَماً مِنْ اَهْلِه۪ وَحَكَماً مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ يُر۪يدَٓا اِصْلَاحاً يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً خَب۪يراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in ḣiftum şikâka beynihimâ feb’aśû hakemen min ehlihi vehakemen min ehlihâ in yurîdâ islâhan yuveffiki(A)llâhu beynehumâ(c) inna(A)llâhe kâne ‘alîmen ḣabîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, herşeyden haberdar olandır.

      Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bu hitap -en doğrusunu Allah Bilir ya- kocalardan başkasına aittir, çünkü Yüce Allah Eğer karı koca arasında şiddet olmasından korkarsanız buyurmuştur. Şayet bu ayetteki hitap kocalara ait olsaydı şöyle buyururdu: "Eğer ikisi aralarında şiddet olmasından korkarlarsa"; yahut "Aranızda şiddet olmasından korkarsanız" buyurması gerekirdi. Cenab-ı Hak: "İtaatsizliklerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin"; beyanı ile kocaları muhatap aldı, çünkü "Onları yataklarda yalnız bırakın" buyurdu, bu ise kocaya aittir. Çünkü hanımının itaatsizliğinden korkan erkeğin önce ona öğüt vermesi gerekir, şayet kabul ederse ne güzel! Kabul etmezse bundan sonra onu yatakta yalnız bırakır, bundan sonra da itaat etmeyi kabul etmezse onu döver. Şayet bunların hiç biri fayda vermezse durumu hakime yahut devlet başkanına arz eder, o da iki hakeme yönlendirir. Bunun bir benzeri Ali b. Talib'ten rivayet edilmiştir. İki hakem gönderilir; biri erkeğin ailesinden, diğeri kadının ailesinden. Kadının hakemi şöyle der: "Ey falancı! Hanımından hoşlanmadığın şey nedir?" Adam şöyle cevap verir: "Şu şu işlerinden hoşlanmıyorum': Hakem der ki: "Baksana! Hoşlanmadığın şeylerden uzaklaşarak sevdiğin işlere intikal ederse Allah'tan sakınıp sana yakışan nafakayı, giysiyi vermek suretiyle güzel muamelede bulunur musun?" Adam, "evet" derse, onun hakemi şöyle der: "Ey falancı hanım! Kocandan hoşlanmadığın şey nedir?" ve benzeri şeyler söyler. Eğer kadın, "evet" derse, Allah iki hakem vasıtasıyla onları bir araya getirir; O, hakemler sebebiyle onları hem birleştirir hem de ayırır.

      Hakemlerin karı kocayı ayırmaları konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazılarına göre eşlerin dilemesi halinde onları birbirinden ayırır, dilerlerse birleştirirler. İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben ve Muaviye hakem olarak gönderildik. Bize denildi ki "Eğer birleştirmelerini uygun görürseniz birleştirirsiniz, ayrılmalarını uygun görürseniz ayırırsınız". Bize göre ise hakemler karı kocanın rızaları olmaksızın ayrılmalarına hükmedemezler; çünkü rivayet edildiğine göre bir adam karısı ile Ali'ye geldiler, bunların herbirinin yanında bir topluluk vardı. Ali "Bu iki kişinin sorunu nedir?" diye sordu. Orada bulunanlar: "Aralarında anlaşmazlık vardır" cevabını verdiler. Bunun üzerine Ali şu mealdeki ayeti okudu: Erkeğin ailesinden bir, kadının ailesinden bir hakem gönderin, eğer anlaşmak isterlerse Allah aralarında uyum meydana getirir. Yine Ali şöyle demiştir: "Sizin hakkınızdaki hükmün ne olduğunu biliyor musunuz? Eğer birleşmek istiyorsanız birleştirilirsiniz, şayet ayrılmak istiyorsanız ayrılmanıza hükmedilir". Kadın "Allah'ın Kitabı'na razıyım" dedi. Erkek ise "Ayrılıksa hayır" dedi. Bunun üzerine Ali şöyle demiştir: "Hatalı söyledin, Allah'a yemin ederim ki eşin ikrar ettiği gibi sen de ikrar etmedikçe buradan dönemezsin"; Ali şunu belirtmiş oldu ki hakemlerin ayırması ancak karı kocanın rızası ile gerçekleşebilir. Şayet karı kocanın rızası olmaksızın hakemlerin ayırması caiz olsaydı, ayrılmada kocanın olumsuz beyanına bakılmaz ve Ali'nin hakemlere: "Koca ister razı olsun, ister olmasın, uygun görürseniz bunları ayırın" demesi gerekirdi.

      Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız. Yani aralarının açıldığını bilirseniz demektir, çünkü bu sorunun konumu o durumda aralarında bilgi edinmeye çalışmaktır, bu bilgi kesin olmayıp galip zanla elde edilir. Galip zan pratik işlerde bilgi, şahitlikte ise şüpheli bilgi ifade eder. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede "korkarsanız" buyurmuştur, çünkü bu pratik hayata aittir. Ayetin zahiri hükmü, karı kocadan her biri ailesinden birer hakem gönderinceye kadar ayrı evlerde bulunmak şeklindedir. Şayet aynı evde olsalardı bunun konumu, ayette zikredildiği gibi, başka yerlerden göndermek değil, aynı evde bir araya getirilmeleri gerekir. Bu durum da karı ile koca arasındaki anlaşmazlığın şiddetini gösterir. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah Teala karı ile koca arasını düzeltmeye yönelik verdiği emir, aynı zamanda bütün müminlerin arasını bulmaya yönelik emridir, şu ilahi beyanlarıyla: "Aranızdaki olumsuzlukları ıslah edin"; "Allah'ı yeminleriniz için bir engel yapmayın"; "Çoklarında hayır yoktur". Bu ilahi beyan insanlar arasını uzlaştırma ve kardeşliği tamamlamaya yöneliktir, şu beyanda görüldüğü üzere: "Kardeşlerinizin arasını düzeltin". Yoksa ailesinin zarar göreceği, ayrılığı gerektiren şey değildir. Evlilikteki hakemler konusu da bunun gibidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Karı koca eğer aralarının düzeltilmesini isterlerse Allah aralarını bulur. İbn Abbas'ın, bunların hakemler olduğunu söylediği nakledilmiştir. Mücahid'ten de aynı şey rivayet edilmiştir. Diğer bazı alimler de şöyle demiştir: Eğer aralarının düzeltilmesini isterlerse Allah aralarını bulur cümlesinden kastedilenler karı ile kocadır. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayet-i kerimede, hakemlerin karı-kocayı ayırma haklarının bulunmadığının delili vardır, çünkü Yüce Allah, Eğer karı koca düzeltmek isterlerse diye buyurmuştur. Bu beyanda karı ile kocanın ayrılmalarının bir şekilde caiz olduğunun delili yoktur. "Eğer eşlerin Allah'ın koyduğu kurallara uymamalarından korkarsanız, kadının evlilikten kurtulmak için bir meblağ vermesinde taraflara bir vebal yoktur" mealindeki ilahi beyan, para karşılığında boşanma hakkının hakemlerin değil, karı kocanın hakkı olduğunu göstermektedir. Bir anlamda hakemler karı kocadan hangisinin zalim olduğunun bilinmesi için görevlendirilmiştir, onların hakemliği ile zalim olan tarafın ortaya çıkması sağlanır. Çünkü taraflardan her biri insanlar arasında hayat arkadaşından şikayet edince zalim olan ile olmayan bilinemez. Şayet zalim koca ise elinden tutularak "Senden para karşılığı boşanma isteğinde bulunsun diye, bunu hanımına yapman sana helal olmaz" denilir ve hanımının geçimini sağlaması emrolunur. Eğer zulüm yapan kadınsa ve evinin dışındaki yerlerde kocasına karşı itaatsizlik gösteriyorsa koca, nafaka vermekle emredilmez ve ona "artık fidye sana helal olmuştur" denilir. Böylece hakemler nezdinde kadının itaatsizliğinin açığa çıkması sebebiyle koca, boşama karşılığında karısından fidye alma hususunda mazeretli olur. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Karı koca eğer düzeltmek isterlerse. Bu ilahi beyan iki manaya gelebilir: Yüce Allah bununla ya karı ile kocayı yahut hakemleri kastetmiştir. Bir de düzeltme bazan bir araya getirmek, bazan da ayırmakla olur. Bir araya getirme gerçekleşirse ayetteki tevfik kavramı, karı ile kocayı birleştirme anlamına gelir. Ayırma gerçekleşirse sulh etme ve muvaffak olma sonucu çıkar; bu sonuncusu iki bakış açısını da içerir. Bu durumda ayrılmak da birleşmek de karı kocaya aittir, çünkü düzeltme iradesi onların yükümlülüğü içindedir. Bu durumda ayetin anlamı karı kocaya dönmüş olur. Nitekim Cenab-ı Hakkın şu beyanları da bunu teyit etmektedir: "Eğer bir kadın kocasının kötü muamelesinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse ... elbette kadınlar arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz". Daha sonra Yüce Allah: "Eğer karı-koca ayrılırlarsa Allah bol rızık vererek onların ihtiyaçlarını giderir" buyurmuştur. Kadının yanı sıra kocadan itaatsizlik olabildiği için son ayet-i kerimede, ayrılık ikisine nispet edilmiştir. Cenab-ı Hakkın şu beyanında da durum aynıdır: "Kadınlara verdiğiniz mallardan bir şey almanız size helal olmaz ... Kadının fidye vererek boşanmak istemesinde karı-koca için bir sakınca yoktur" kısmına kadar. Allah Teala karı-kocayı bu ayette ayrılmaya sebep olan fidye konusunda ortak etmiştir. Yahut O, bu ayetle iki hakemi kastetmiş olabilir. Bu durumda ayet, aralarını düzeltme talebinde teşvik etmek, adaleti ve doğru olanı tercih etmeye dair olur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "(Allah) insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder"; "Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa adaletten asla ayrılmayan".

      Karı-koca, aralarının düzeltilmesini isterlerse, hakemlerin Allah için görev alması ve karı koca arasının düzelmesini istemelerinin bereketiyle nikahın sağladığı huzur, rahmet, sevgi ve iffet konusunda Allah onları başarılı kılar. O ikisi düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur. Bu ilahi beyan iki şekilde yorumlanabilir. Biri, karı ile kocanın arasını bulur; bu da hakemlerin Allah rızası için harekete geçip karı ile kocanın arasını bulmaya çalışmalarıdır. Bunun üzerine Cenab-ı Hak eşleri muvaffak kılar, zira evlilik O'nun için huzur, merhamet, sevgi ve iffet vesilesidir. Diğeri, Allah Teala iki hakemi, arz ettikleri barıştırma sonucuna ulaşmada başarılı kılar.

      Hakemlerin (ayet-i kerimede de beyan edildiği üzere) en uygun olanı bulmayı dilemeleriyle ilgili bilgiyi Allahtan başkası bilemez. Dolayısıyla karı-kocayı birbirinden ayırma görevi onlara verilemez. Başka bir deyişle hakemlerin karı-kocayı ayırma hakları yoktur. Ayette kendilerine nispet edilen muvaffakiyet açıklanmış değildir; onlar sadece ittifak ettikleri sonucu bildirirler. Hakemler karı kocanın lehine de aleyhine de çalışırlar, dolayısıyla karı-kocanın, onların görüşlerine razı olma ve olmama hakları olur. Tartışılmakta olan bu meselenin iki yönü vardır. Biri şudur: Hakemler karı-koca yahut aralarında şiddet olmasından korkan veliler tarafından görevlendirmeye ve karşılıklı rızaya dayalı olarak görev kabul etmişlerdir. Şayet hakemler, insanların yönlendirmesiyle iş görürlerse ayrılığa yetkisi olmayan kişilere uymuş olurlar; onlar bu sonuçla nasıl amel etsinler? Yine hakemler, karı-kocanın yönlendirmesiyle iş görüp hakemlik yaparlarsa ve karı-koca, bunlara razı olmuşsa rızalarının dışında verilen kararlar onları bağlamaz. En doğrusunu Allah bilir.

      İkincisi, hakemler, ayrılık ve anlaşmazlığa sevkeden sebebi bilmeye dayalı olarak eşlere gönderilmiştir. Belki sebepler ikisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla hakemlerin kocayı, günahı olmadan boşamaya mecbur etme ihtimali yoktur. Esasen kocasından ayrılmayı ve mehirini ödemek üzere onu borçlandırmayı isteyen her kadın için bunu yapmak mümkündür. Bu mümkün olmayınca, hakemlerin böyle bir gönderiliş yoluyla karı-kocayı ayırma yetkisine sahip değildir. Halbuki hakemler karı-kocaya, aralarındaki geçimsizliği gidermek ve nikahın gerektirdiği düzgün hayata döndürmek için gönderilmiştir. Şu da var ki karı-kocadan hangisi zalimse onun elini tutmak ve terbiye etmek suretiyle uygun duruma döndürmek için zorlamak da mümkündür. Dolayısıyla, istememelerine rağmen karı ile kocanın ayrılmaya zorlanması doğru değildir. En doğrusunu Allah bilir.

      Şunu da belirtmek gerekir ki bu meselede hareket noktası şudur: Karı ile koca ergenlik çağına gelmiş kişilerdir, istemedikleri takdirde evlenmeye zorlanamaz; hatta etraftarındaki insanlar evlenmede huzur, ayrıca hısımlık ve dostluğu öne sürseler bile zorlama ile evlilik olmaz. Zaten bu durumda hısımlık ve dostluk da imkan dahiline girmez. Dolayısıyla kendileri istemedikleri takdirde boşamaya da mecbur kılınamazlar. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah her şeyi bilen, herşeyden haberdar olandır. Karı kocadan kimin zalim, kimin mazlum olduğunu bilen ve haberdar olandır. Denildi ki Allah hakemlerin karı kocaya yaptıkları öğütleri bilen ve bundan haberdar olandır. Herşeyi bilen. Kadının kendi hakemine, erkeğin de kendi hakemine gizli olarak söylediklerini bilendir. Herşeyden haberdardır. Hakemlerden her biri, karı-kocadan görüştüğünü kimsenin kendisine açıkladığı bilgilerde doğru mu yalan mı söylendiğinden haberdardır. İbn Mesud'un mushafında şöyledir: "Fe'tu hikmeten min ehlihi ve hikmeten min ehliha" (فَابْعَثُوا حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَا).

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        hıftum (خِفْتُمْ)

        İbn Fâris, h-v-f kökünün "korkmak, endişe duymak ve bir tehlikeyi hissetmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi gelecekte olması muhtemel bir zarardan veya yıkımdan dolayı kalbin ürpermesi ve önlem alma ihtiyacı hissetmesi olarak tanımlar. Ayet bağlamında bu kelime, karı-koca arasındaki ufak tefek tartışmaların ötesinde, ailenin tamamen dağılma ve yıkılma ihtimaline karşı duyulan derin, haklı ve kurumsal endişeyi ifade eder.

        şigâga (شِقَاقَ)

        İbn Fâris, ş-k-k kökünün "yarmak, ortadan ikiye bölmek ve iki tarafın birbirinden tamamen ayrılması" manalarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir bütünün parçalanarak birbirine zıt kutuplara düşmesi, derin bir uyuşmazlık ve düşmanlık hali olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin evlilik bağlamındaki kullanımını analiz eder; "şikak"ın sıradan bir fikir ayrılığı değil, karı-koca arasındaki ilişkinin ontolojik olarak "ikiye yarılması/çatlaması" ve tarafların birbirlerini hasım (düşman) olarak gördükleri tamiri zor bir evreye geçişi nitelediğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fıkhi olarak eşler arasındaki krizin (nuşuz) artık aile içinde, yatak ayırarak veya öğüt vererek çözülemeyecek kadar büyüyüp kronik bir "kopuşa" dönüşmesini ifade eden teknik bir boşanma hukuku terimi olduğunu vurgular.

        beynihimâ (بَيْنِهِمَا)

        İbn Fâris, b-y-n kökünün "iki şeyin arası, açıklık, mesafe ve ayrılmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu zarfın doğrudan karı ve koca olmak üzere "o ikisinin arasını" nitelediğini aktarır.

        feb'asû (فَابْعَثُوا)

        İbn Fâris, b-a-s kökünün "göndermek, diriltmek, uykudan uyandırmak ve harekete geçirmek" anlamlarını taşıdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, birini belirli bir görevle, elçi veya yetkili olarak bir yere yollamak eylemini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki bu emrin (gönderin/harekete geçirin) muhatabının sadece eşlerin kendisi değil, doğrudan toplum, akrabalar veya meşru otorite (mahkeme) olduğunu analiz eder; aile kurumu çökme tehlikesi yaşarken (şikak) toplumun pasif bir izleyici kalamayacağını, aileyi kurtarmak için kurumsal bir müdahaleyle hakemleri zorunlu olarak harekete geçirme (ba's) sorumluluğu taşıdığını detaylandırır.

        hakemen (حَكَمًا)

        İbn Fâris, h-k-m kökünün "bir şeyi düzeltmek amacıyla engellemek, karar vermek, sağlamlaştırmak ve adaleti tesis etmek" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi iki taraf arasındaki uyuşmazlığı bilgeliği ve adaletiyle çözen, karar verme yetkisine sahip kişi olarak tanımlar. Patricia Crone, İslam öncesi dönemdeki (Cahiliye) "hakam" (kabileler arası kan davalarını ve anlaşmazlıkları çözen dışarıdan atanmış saygın kişi) kurumunu analiz eder; Kur'an'ın bu kadim Arap hukuki figürünü alıp sadece kabileler arası çatışmalar için değil, en temel sosyal hücre olan ailenin (karı-kocanın) içine taşıdığını, bedevi örfünü son derece modern ve rasyonel bir sivil aile hukukuna (arabuluculuk sistemine) dönüştürdüğünü teyit eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki hakemin basit bir öğüt verici değil, gerektiğinde taraflar adına bağlayıcı karar alma (boşama veya barıştırma) yetkisine sahip adli bir mercii (vekil) olarak konumlandırıldığını vurgular.

        ehlihî (أَهْلِهِ) ve ehlihâ (أَهْلِهَا)

        İbn Fâris, e-h-l kökünün "bir mekanda meskun olmak, yakınlık, mensubiyet ve alışkanlık" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kişinin kendi kanından olan, güven duyduğu ve sırlarını paylaştığı yakın akrabalarını/ailesini tanımladığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), hakemlerin doğrudan kadının ve erkeğin kendi "ailelerinden" (ehlinden) seçilmesinin psikolojik ve sosyolojik dehasını analiz eder; dışarıdan atanan resmi bir yargıcın veya yabancının aksine, iki tarafın da karakterini, zaaflarını ve sırlarını en iyi bilen, onların onurunu korumaya çalışan ve meseleyi mahremiyet sınırları içinde (skandala dönüştürmeden) çözme niyetinde olan "içeriden" bir kurumsal müdahale mekanizması inşa edildiğini detaylandırır.

        yurîdâ (يُرِيدَا)

        İbn Fâris, r-v-d kökünün "istemek, arzu etmek, meyletmek ve bir eyleme irade göstermek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "nefsin bir amaca yönelmesi ve aklın onayıyla o eylemi gerçekleştirmeye kesin karar vermesi" olarak açıklar. Bu fiil tesniye (ikil) formunda gelerek doğrudan seçilen o iki hakemin (veya eşlerin) niyetini ve iradesini niteler.

        ıslâhan (إِصْلَاحًا)

        İbn Fâris, s-l-h kökünün "fesadın, yıkımın ve bozulmanın tam zıddı olarak düzeltmek, onarmak, iyi hale getirmek" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bozulan bir durumu, ilişkideki çatlağı onarıp yeniden barışı ve faydayı tesis etmek olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, hakemlik (arabuluculuk) kurumunun felsefesini analiz eder; Kur'an'ın hakemleri aileye "boşanmayı hızlandırmak" için değil, ilk ve öncelikli olarak "aileyi ıslah etmek/onarmak" amacıyla gönderdiğini, hukuki sürecin tamamen ayrılık değil, iyi niyetli bir barış (sulh) ihtimali üzerine kurgulandığını vurgular.

        yuveffikı (يُوَفِّقِ)

        İbn Fâris, v-f-k kökünün "iki şeyin birbirine uygun düşmesi, ahenk, denk gelmek ve başarılı olmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, eylemin "tevfik" formunda kullanılmasının, Allah'ın kulun iyi niyetini ve çabasını doğru amaca ulaştırması, engelleri kaldırarak zıtlaşan taraflar arasında yeniden muazzam bir "uyum ve ahenk" yaratması manasına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin teolojik ve psikolojik derinliğini analiz eder; insanların özgür iradesi (hakemlerin/eşlerin ıslah çabası) ile ilahi lütuf (tevfik) arasındaki o muazzam ontolojik bağıntıyı gösterdiğini, insanın niyetinin "onarmak" (ıslah) yönünde olması halinde Allah'ın parçalanmış kalpleri yeniden birbirine bağlama ve onlara başarı (tevfik) bahşetme yasasını işlettiğini detaylandırır.

        alîmen (عَلِيمًا) ve habîrâ (خَبِيرًا)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "idrak etmek, bilmek", h-b-r kökünün ise "bir şeyin içyüzünü, gizli detaylarını sınayarak bilmek ve tecrübe etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Alîm sıfatının mutlak ve genel bilgiyi, Habîr sıfatının ise en ince detaylara, kök sebeplere ve niyetlere vakıf olan derin şuuru temsil ettiğini aktarır. Gabriel Said Reynolds, ayetin sonundaki bu iki ilahi sıfatın, evlilik krizlerindeki o son derece karmaşık psikolojiye ve gizli ajandalara yönelik güçlü bir teolojik gözlem barındırdığını analiz eder; eşlerin de hakemlerin de kapalı kapılar ardındaki asıl hedeflerini (gerçekten barışmak mı istiyorlar, yoksa sadece kusuru karşı tarafa atıp mal/mehir mi kaçırmaya çalışıyorlar?) sadece "Alîm" ve "Habîr" olan otoritenin bildiğini, bu durumun hakemlik ve boşanma müessesesine mutlak bir ahlaki şeffaflık ve caydırıcılık dayattığını tesciller.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X