Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 30. Ayet

    وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemen yef’al żâlike ‘udvânen vezulmen fesevfe nuslîhi nârâ(an)(c) vekâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kim haddi aşarak ve haksızlığa saparak bunu yaparsa onu ateşe koyacağız ve bu Allah'a çok kolaydır.

      Kim haddi aşarak ve haksızlığa saparak bunu yaparsa. Allah'ın çizdiği sınırları aştığı ve arkadaşına zulmettiği için. Ayette yer alan "udvan" (عدوان) kökü Allah'ın sınırlarını geçip onları "aşmak" anlamına gelir. Nitekim Cenab-ı Hak "Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa" diye buyurmuştur. "Ve zulmen" (ظلماً) kelimesinin "kendine zulmetme" anlamına gelme ihtimali vardır, şu ilahi beyanlarda olduğu gibi: "Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, o kendine zulmetmiştir"; "Allah'ın sınırlarını aşanlar zalimlerin ta kendileridir"; "Haram aylarda kendinize zulmetmeyin". Bu tehdit -en doğrusunu Allah bilir ya- o işleri Allah'ın koyduğu sınırları hafife alarak ve onu yapmayı helal sayarak yapanlar içindir. Yoksa hafife almak ve helal saymaksızın olursa bu kadar azabı gerektirmez. Görmez misin ki Allah Teala: "Öldürülenler için sizin hakkınızda kısas yazılmıştır" buyurmuş, sonra da şöyle demiştir: "Ancak her kime, kardeşi tarafından bir şey bağışlanırsa artık ona hakkaniyetle uymalı ve diyeti güzellikle ödemelidir". Bu af, kasten adam öldürmek hakkında gelmiştir. Sonra Allah, kardeşleri, kendi aralarında serbest bırakmış ve bunun, Allah tarafından bir hafifletme ve rahmet olduğunu haber vermiştir. Hafife alma ve helal kabul etme sözkonusu olan davranışta ise ilahi rahmet sözkonusu değildir, böylesi cehennemde ebedi olarak kalır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası, içinde ebedi olarak kalacağı cehennemdir". Kişi bir mümini Allanın kendisine haram kıldığını helal sayarak öldürürse bu tehdide hak kazanır. Ama helal kabul etmeyerek ve Allah'ın sınırlarını hafife almayarak yapan kimsenin hükmü biraz önce zikrettiğimiz cezadır. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      İman - Günah İlişkisi

      Haddi aşarak ve haksızlığa saparak. Bu beyanın "helal sayarak" manasına gelme ihtimali vardır. Bunun delili şu ilahi beyandır: "Adam öldürmede sizin üzerinize kısas yazıldı". Bunun devamında şöyle buyurmuştur: "Ancak her kime kardeşi tarafından bir şey bağışlanırsa". Yine: "Bu Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve rahmettir" Fakat Cenab-ı Hak bu beyanlarını şöyle başlatmıştır: "Ey iman edenler!". Bu ifade ile var olan kardeşliği baki kılmıştır, dolayısıyla imanın bundan sonra baki olduğu sabit olmuştur. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayette ise kardeşlik kaybolmuştur. Bunun için iki ayet birbirinden farklıdır. İkinci olarak bu ayette Allah Teala, birbirini öldürenleri ateşe-cehenneme atacağını beyan etmiştir, fakat uzun süre cehennemde kalmayı zikretmemiştir. Hikmet açısından ona azap vermek mümkündür, bu konudaki görüş farklılığı sadece cehennemde uzun süre kalıştadır, başkasında değil.

      Bu ve benzeri konularda aslolan, şayet hultid varsa tehdit sözkonusu olan işlerin ve benzerlerinin tartışmasız olduğudur. Kişiden iman niteliğini yok eden ve fiilinin hakkını iptal eden budur (huldur). Esas tartışma tehdidin gerekli olduğu yerde iman özelliğinin kalıp kalmamasındadır. Asıl var olan, iman özelliği kalmayan kişi içindir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yef'al (يفعل)

        İbn Fâris, f-a-l kökünün "bir işi meydana getirmek, eylemde bulunmak ve bir durumu ortaya çıkarmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sıradan bir refleksten ziyade, kasıt ve irade barındıran, failin bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği somut eylemleri tanımladığını açıklar. Ayet bağlamında, haksız kazanç ve cinayet gibi büyük suçların tesadüfen değil, bilinçli bir ihlal (fiil) olarak işlendiğine dikkat çeker.

        udvânen (عدوانا)

        İbn Fâris, a-d-v kökünün "haddi aşmak, sınırı geçmek, düşmanlık ve saldırganlık" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi başkasının hakkına, canına veya malına tecavüz ederek meşru sınırları ihlal etmek şeklinde tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sözlüğünde "udvan" kavramının sadece sosyal bir taşkınlık değil, ilahi yasalara karşı doğrudan ve agresif bir meydan okuma, ahlaki düzene karşı işlenmiş ontolojik bir "tecavüz" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin sosyolojik bağlamını incelerken; cana veya mala kıyma eylemlerinin bireysel bir bunalımdan çok, toplumsal barışa yönelik aktif ve bilinçli bir düşmanlık (udvan) olarak formüle edildiğini vurgular.

        zulmen (ظلما)

        İbn Fâris, z-l-m kökünün "bir şeyi asıl bulunması gereken yerden başka bir yere koymak, eksiltmek ve karanlık" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin adaletin tam zıddı olduğunu, haksızlık ve zorbalıkla başkasının hakkını gasp etmeyi ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "udvan" ve "zulüm" kelimelerinin yan yana gelmesini felsefi bir perspektifle analiz eder; udvan eylemin saldırgan ve dışa dönük şiddetini (tecavüzü) temsil ederken, zulüm bu eylemin failin kendi ruhunda ve evrensel düzende yarattığı "karanlığı, yozlaşmayı ve yıkımı" temsil eder.

        nuslîhi (نصليه)

        İbn Fâris, s-l-y kökünün "ateşe girmek, ateşle yanmak ve harareti bizzat hissetmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin if'al babında (sokmak/maruz bırakmak) kullanılmasının, suçluyu ateşin etrafında tutmak değil, doğrudan doğruya ateşin içine atarak onu yok edici acıyla bütünleştirmek manasına geldiğini belirtir. Michael Cook, eskatolojik (ahiret bilimi) bağlamda bu fiilin, Kur'an'ın ceza dilinde kaçınılmaz ve tartışmasız bir akıbeti vurguladığını, ilahi adaletin tecellisinin ertelense bile asla iptal edilmeyeceğini gösteren bir kesinlik formülü olduğunu teyit eder.

        nâran (نارا)

        İbn Fâris, n-v-r kökünün "hararet veren, yakan, tutuşan ateş" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ahiret bağlamında günahkarları cezalandırmak için var edilen yakıcı cehennem ateşini sembolize ettiğini kaydeder. Gabriel Said Reynolds, dünyadaki "udvan" (saldırganlık/yakıcılık) ile ahiretteki "nar" (ateş) arasındaki kusursuz teolojik simetriyi analiz eder; başkalarının hayatını ve malını cehenneme çevirenlerin, eylemlerinin ontolojik karşılığı olarak ahirette tam teşekküllü bir ateşe (nar) hapsedilmelerinin mutlak adaletin (kısasın) kusursuz bir yansıması olduğunu detaylandırır.

        yesîrâ (يسيرا)

        İbn Fâris, y-s-r kökünün "zorluğun zıddı olarak kolaylık, hafiflik, yumuşaklık ve zahmetsizlik" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hiçbir meşakkate, dış yardıma veya uzun bir zamana ihtiyaç duyulmadan hızla gerçekleşen eylemleri nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kapanışındaki "Bu, Allah'a çok kolaydır" vurgusunu rasyonel bir temelde analiz eder; zalimlerin dünyadaki güçlerine, statülerine veya servetlerine aldanmamaları gerektiğini, ilahi kudret için onları yok etmenin ve cezalandırmanın hiçbir külfet (zorluk) barındırmadığını, bu ifadenin kibirli zorbalara yönelik çok ağır ve sarsıcı bir psikolojik tahkir işlevi gördüğünü vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X