وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلاً عَظ۪يماً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 27. Ayet
Daralt
X
-
Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister; nefsani arzularına uyanlar ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.
Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister; nefsani arzularına uyanlar ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler. Mutezile şöyle demiştir: Allah Teala tövbe etmeyenin tövbe etmesini istemiştir. Onlara şöyle sorulur: Size göre tövbe nedir? Sizce tövbe, günahtan el çekip dua etmek değil midir? Cenab-ı Hak tövbeyi kabul edeceğini vadedip de yapmayınca, bunu aczinden dolayı mı yoksa bedam sebebiyle mi terk eder? Böyle düşünmek Allah'ı bilgisizlik ve acizlikle nitelemektir. Hakikatten ayrılmaktan ve bilmeden konuşmaktan Allah'a sığınırız. Bize göre bu ilahi beyanın teviline gelince: Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister, tövbe edeceklerini bildiği konuda. Yahut bu, Allah'ın tövbe etmelerini isteyip de tövbe eden bir kavmin durumundan haber vermektir. Bazı alimlere göre ise ayetin anlamı Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister, yani Allah onların tövbe etmelerini emreder şeklindedir. En doğrusunu Allah bilir.
Nefsani arzularına uyanlar ise... isterler. Uyduğu hevesi ve kendisine galip gelen şehveti sebebiyle, dünyayı din e, bu hayatı ahiret hayatına tercih edenler demektir. Bu, Allah'ın açıklamasındaki bir eksiklik dolayısıyla değil, insanların akıbetlerine bakıp düşünmemeleri ile olmaktadır. Ya istedikleri yönetme hırsı, yahut arzu ettikleri dünya zenginlikleri sebebiyle şehvetleri kendilerine galip gelmiştir, böylece nefislerinin arzularına uymuşlardır. Onları, hayatın sonuna bakmak ve ahiret hakkında düşünmekten alakoyan şey budur. Bunun içindir ki haktan çok uzaklaşmışlar, açık bir hüsranla ziyana uğramışlar ve haktan çok geride kalmışlardır.
Yorumu Yorumla
-
yurîdu (يُرِيدُ)
İbn Fâris, r-v-d kökünün "istemek, arzu etmek, bir şeye meyletmek ve gidip gelmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "nefsin bir hedefe yönelmesi ve aklın onayıyla o eylemi gerçekleştirmeye karar vermesi" olarak analiz eder. Allah'a nispet edildiğinde bu eylemin sıradan bir temenniyi değil, mutlak ve durdurulamaz bir ilahi iradeyi (kararlılığı) temsil ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayet bağlamında bu fiilin iki kez kullanılmasını (Allah'ın iradesi ile şehvetperestlerin iradesi) rasyonel bir temelde analiz eder; evrensel ahlak sahnesinde ilahi yasanın insanı arındırma ve düzene sokma "iradesi" ile, bozuk fıtratlı kitlelerin toplumu kaosa sürükleme "iradesi" arasındaki varoluşsal çatışmanın altını çizer.
yetûbe (يَتُوبَ)
İbn Fâris, t-v-b kökünün "dönmek, geri gelmek, vazgeçmek" anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah için kullanıldığında "kulunun pişmanlığına merhamet ve lütufla karşılık vererek ona geri dönmesi, ceza vermekten vazgeçmesi" manasına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Süryanice ve Aramicedeki "teyyaba" (geri dönüş/pişmanlık) kavramıyla ortak bir teolojik zemine sahip olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kavramı kullanarak insan ile Allah arasındaki ahlaki ilişkiyi durağan bir yasa olmaktan çıkarıp, ilahi affediciliğin (tövbe) merkeze alındığı son derece dinamik, onarıcı ve şefkatli bir sisteme dönüştürdüğünü detaylandırır.
yettebiûne (يَتَّبِعُونَ)
İbn Fâris, t-b-a kökünün "bir şeyin ardına düşmek, izini sürmek, peşinden gitmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin fiziksel bir takibin yanı sıra, fikri, ahlaki veya psikolojik olarak bir otoriteye veya dürtüye körü körüne itaat etmeyi ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin ayet içerisindeki sosyolojik işlevini analiz eder; şehvetlere uymanın anlık bir hata olmadığını, bu eylemin (yettebiûne) fıtratı bozan dürtüleri kendisine rehber edinen, o dürtülerin izinden bilinçli ve sistematik bir şekilde giden organize bir "yaşam tarzına" (ideolojiye) işaret ettiğini detaylandırır.
eş-şehevât (الشَّهَوَاتِ)
İbn Fâris, ş-h-v kökünün "nefsin bir şeyi şiddetle arzulaması, iştah duyması ve tutku" anlamlarını barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi aklın kontrolünden çıkmış, tamamen bedensel ve hayvani hazlara (özellikle cinsellik ve yeme içme) yönelik dizginlenemez istekler olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kavramın, İslam öncesi Cahiliye ahlakını temsil ettiğini; ilahi yasalara (hududullah) ve rasyonel düşünceye karşı isyan eden, insanı ahlaki bir varlık olmaktan çıkarıp salt içgüdülerinin kölesi haline getiren karanlık ve irrasyonel bir güç olarak kodlandığını analiz eder.
temîlû (تَمِيلُوا)
İbn Fâris, m-y-l kökünün "doğrultudan sapmak, eğilmek, dengeden şaşmak ve bir tarafa kaymak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi adaletten, hakikatten ve istikamet üzere olan (müstakim) yoldan ayrılarak batıla ve aşırılığa doğru yönelmek şeklinde tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin kökenindeki "fiziksel denge kaybı" metaforunu analiz eder; ahlaki sınırların (mahremiyet yasalarının) esnetilmesinin tıpkı bir binanın temelinden eğilmesi (meyl) gibi olduğunu, bu eğilmenin nihayetinde bireysel ve toplumsal bir çöküşle sonuçlanacak sarsıcı bir ahlaki dengesizliği ifade ettiğini vurgular.
meylen (مَيْلًا)
İbn Fâris, fiille aynı kökten (m-y-l) gelen bu mastarın, Arapça dilbilgisinde eylemin şiddetini ve kesinliğini pekiştirmek amacıyla kullanıldığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayette meful-i mutlak (pekiştirici nesne) olarak yer almasının retorik gücünü analiz eder; şehvetperestlerin müminler için istedikleri sapmanın ufak ve telafi edilebilir bir hata olmadığını, eksenin tamamen kaydığı, geri dönüşü çok zor olan köklü ve sarsıcı bir ahlaki "kırılmayı/çöküşü" nitelediğini detaylandırır.
azîmâ (عَظِيمًا)
İbn Fâris, a-z-m kökünün "kemik, sertlik, sağlamlık ve boyut/hacim olarak aşırı büyüklük" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insanın tasavvur ve idrak sınırlarını aşan devasa büyüklükteki nesneler veya felaketler için kullanılan bir sıfat olarak tanımlar. Gabriel Said Reynolds, "meylen azîmâ" (büyük bir sapma) tamlamasının Kur'an'ın edebi mimarisindeki teolojik ağırlığını inceler; ilahi iradenin (temizlenme/tövbe) karşısında yer alan o sınır tanımaz bedensel özgürlüğün (şehevât), toplumu ufak bir günaha değil, "devasa ve felaket boyutunda" (azîm) bir ontolojik uçuruma sürükleme potansiyelini ifşa ettiğini, bu sıfatın tahribatın korkunçluğunu mühürlediğini teyit eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla