Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 22. Ayet

    وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ tenkihû mâ nekeha âbâukum mine-nnisâ-i illâ mâ kad selef(e)(c) innehu kâne fâhişeten vemakten vesâe sebîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir edepsizliktir, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.

      Babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyin. Allah Teala, oğullara, babalarının hanımlarını nikahlamayı haram kılmıştır. Kıssada anlatıldığına göre Cahiliye döneminde insanlar şöyle yapıyorlardı: Ebu Kays isimli bir kişi vefat etti. Mıhsan isimli bir oğlu vardı, o babasının hanımıyla (üvey annesiyle) evlenmeye kalktı, bunun üzerine Allah Teala böyle bir davranışı yasaklayarak şöyle buyurdu: Babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyin. Denildi ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ashabından biri, kılıcını çekerek evinden çıktı. Kendisine "ne oldu sana?" denilince şöyle cevap verdi: Bir adam babasının hanımıyla evlenmiş. Şayet bu adam helal kabul ederek yapmışsa kafir olur, bu sebeple Resulullah onu öldürmeye hükmetmiştir. Bunun gibi Cenab-ı Hak, babalara, oğullarının hanımlarıyla evlenmesini "Ve kendi oğullarınızın eşleri haram kılındı" mealindeki beyanıyla yasaklamıştır.

      Geçmişte olanlar bir yana. Çünkü bu bir edepsizliktir, iğrenç bir şeydir. Yani yeniden babalarınızın hanımlarıyla evlenmekten kendinizi geri çekerseniz, her ne kadar çirkin bir şey de olsa geçmişte yaptığınız bağışlanır. Bir görüşe göre; "Geçmişte olanlar bir yana mealindeki beyan, haram kılınmadan önce yaptıklarınız demektir. Çünkü bu bir edepsizliktir. Yani İslam'da edepsizlik kabul edilmiştir. Ve iğrenç bir şeydir; denildi ki buğz ve kindir. Ve kötü bir yoldur, yani babaların hanımları ile evlenmek ne kötü bir yoldur! Bu ayetin boşama ile ilgili olma ihtimali de vardır, şöyle ki bir erkek hanımını boşar, sonra da pişman olur, bu defa oğlu o kadınla evlenir, bu sebeple baba çok kızar ve buğz eder.

      Bu kötü bir yoldur. Yani babasının hanımıyla evlenmek -hem de babanın istememesi halinde- ne kötü bir tutumdur ve kendi babasına buğzetmek ne kadar fenadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        tenkihû (تنكحوا)

        İbn Fâris, n-k-h kökünün "birleşmek, iç içe geçmek ve akit yapmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Arapçada hem cinsel birleşmeyi hem de evlilik sözleşmesini (akd-i nikah) ifade ettiğini, ancak bu ayette özellikle babanın eşi (üvey anne) ile "nikah kıyılması" şeklindeki yasal ama ahlaksız sözleşmeyi kategorik olarak yasakladığını vurgular. Arthur Jeffery, Sami dillerinde n-k-h kökünün daha çok Arap dil sistemine özgü, kurumsallaşmış bir hukuki akdi temsil ettiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin "babalarınızın evlendiği kadınlar" bağlamında yasaklanmasının, kadını kocasının ölümüyle miras bırakılan bir "eşya/meta" olmaktan çıkarıp, ona dokunulmaz bir anne ve saygıdeğer bir birey statüsü kazandıran devrimsel bir yasa olduğunu analiz eder.

        âbâukum (آباؤكم)

        İbn Fâris, e-b-v kökünün "beslemek, büyütmek, terbiye etmek ve bir şeyin aslı/kökü olmak" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın varlık sahnesine çıkmasına vesile olan doğrudan biyolojik babayı ve ataları tanımladığını ifade eder. Ayet bağlamında insanın biyolojik ve sosyal köklerine ait olan dokunulmaz bir mahremiyeti nitelediğini aktarır.

        en-nisâ (النساء)

        İbn Fâris, n-s-v veya n-s-y kökünden türeyen bu ismin lafzen kendi kökünden bir tekili olmadığını ve yapısal olarak doğrudan "kadınlar" topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dişil cinsiyeti tanımladığını aktarır.

        selefe (سلف)

        İbn Fâris, s-l-f kökünün "geçip gitmek, zamanda öne geçmek, geçmişte kalmak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kronolojik olarak geride bırakılmış, tamamlanmış eylemleri tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "geçmişte olanlar hariç" (illâ mâ kad selef) istisnasının muazzam bir hukuki ve sosyolojik gerçekçilik barındırdığını analiz eder; Kur'an'ın bu evlilik yasağını getirirken İslam öncesi dönemde (Cahiliye) kurulmuş aile yapılarını ve doğmuş çocukların nesep durumlarını geriye dönük olarak yıkmadığını, cezaları geriye yürütmeyerek toplumsal kaosu önleyen rasyonel bir "geçiş dönemi hukuku" uyguladığını detaylandırır.

        fâhişeten (فاحشة)

        İbn Fâris, f-h-ş kökünün "haddi aşmak, çirkinliği ve kötülüğü çok açık olmak" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, akıl, vicdan ve şeriat tarafından tartışmasız şekilde iğrenç kabul edilen büyük ahlaksızlıkları tanımladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kavramın, İslam öncesi Arap ahlakındaki sınır tanımaz cinsel serbestliği ve kadını mülk edinen algıyı yıkarak yeni bir bedensel ve toplumsal iffet sistemi (namus) kuran temel ahlaki red kategorilerinden biri olduğunu analiz eder.

        makten (مقتا)

        İbn Fâris, m-k-t kökünün "şiddetli bir şekilde nefret etmek, iğrenç bir eylemden dolayı birine aşırı derecede buğzetmek" anlamlarını barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi sıradan bir öfke değil, fıtrata aykırı, tiksinti verici bir durum karşısında duyulan derin ve haklı bir nefret olarak tanımlar. Theodor Nöldeke, kelimenin etimolojik ve tarihi arka planını analiz ederken son derece çarpıcı bir veri sunar; İslam öncesi Cahiliye döneminde babanın vefatından sonra en büyük oğlunun üvey annesiyle evlenmesi veya onu miras olarak alması adetine bizzat Arapların "nikâhu'l-makt" (iğrenç evlilik) adını verdiklerini, Kur'an'ın toplumun kendi ürettiği bu kavrama (makt) atıf yaparak bu çürük geleneği kendi terminolojileriyle deşifre edip mühürlediğini teyit eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar da bu analizi destekleyerek, kelimenin kullanımının doğrudan sosyolojik bir yaraya parmak bastığını, üvey anneyi miras almanın insan onuruna aykırı bir "tiksinti nesnesi" olarak kodlandığını vurgular.

        sâe (ساء)

        İbn Fâris, s-v-e kökünün "çirkin olmak, insana üzüntü ve zarar vermek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin iyiliğin ve güzelliğin (hasen) tam zıddı olduğunu, hem eylemin kendi doğasındaki ontolojik bozukluğu hem de sonuçlarındaki pratik yıkıcılığı ifade ettiğini açıklar.

        sebîlâ (سبيلا)

        İbn Fâris, s-b-l kökünün "uzayıp giden şey, yol, geçit" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel bir yoldan ziyade insanın hayat tarzını, geleneğini ve takip ettiği ahlaki/sosyal rotayı (gidişatı) temsil ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin "ne kötü bir yoldur" şeklindeki kapanış vurgusunu analiz eder; üvey anneyle evlenme veya onu miras alma adetinin sadece bireysel bir günah (fâhişe) veya kişisel bir tiksinti (makt) olmadığını, aynı zamanda nesilleri bozan, aile içi rolleri ve mahremiyeti birbirine karıştıran, toplumun yapıtaşlarını dinamitleyen son derece "yıkıcı ve kötü bir sosyolojik gidişat/sistem" (sebil) olduğunu detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X