Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 1. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekumu-lleżî ḣalekakum min nefsin vâhidetin veḣaleka minhâ zevcehâ vebeśśe minhumâ ricâlen keśîran venisâ-â(en)(c) vettekû(A)llâhe-lleżî tesâelûne bihi vel-erhâm(e)(c) inna(A)llâhe kâne ‘aleykum rakîbe(n)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

      Ey insanlar! Rabbinize itaatsizlikten sakının. Kur'ân'da hitap ne zaman kâfirlere yapılmışsa yüce Allah onun ardından kendi birliğinin kanıtlarını ve rablığının delillerini zikretmiştir, çünkü onlar Rablerini gereğince bilmemişlerdir; tıpkı burada buyurduğu gibi: Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinize itaatsizlikten sakının. Ayrıca Cenâb-ı Hakkın şu beyanları: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan rabbinize kulluk edin; Ey insanlar! Allah'ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Bu tür âyetlerin benzerleri çoktur. Allah Teâlâ, evreni yaratanın varlığı ve birliğinin bilgisine ulaşmayı sağlayan kesin delil ve kanıtları zikretmiştir ki; insanlar bunlara baksınlar ve üzerinde düşünsünler; bu sayede yaratıcılarını ve ilâhlarını tanısınlar. Müminlere hitap edilen bütün âyetlerde Cenâb-ı Hak birliğinin kanıtlarını ve Rab oluşunun delillerini zikretmemiştir, çünkü müminler, bu hitaplardan önce Rablerini bilmişlerdir. Ancak O, bu gibi hitapların ardından, müminlere verdiği nimetleri ve onlar için vâdettiği sevabı belirtmiştir. Bunun örnekleri "Ey inananlar! Allah'tan O'na yaraşır şekilde sakının ve ancak müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın". Bu âyetin devamında Allah'ın, kullarına verdiği nimetlerden zikredilenlerin sonuna kadar. Bir de şu beyanı: "Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve Peygamberine inanın ki". Yine Allah, burada zikrettiği nimetlerin sonuna kadar. İşte ilâhî hitap böyle yapılıyor.

      İnsanın Yaratılışı

      Rabbinizden sakının. Bunun tefsirine dair farklı görüşler ileri sürülmüştür: Azabından ve cezasından sakının; emir ve yasakları noktasında Allah'a âsi olmaktan sakının; emir ve yasakları noktasında, ona layık olacak şekilde Allah'tan sakının.

      Sizi bir tek nefisten yaratan Allah. Cenâb-ı Hak'kın yaratılışımızı Âdeme nispet edişi -her ne kadar nefislerimiz Ademden çıkarılmış değilse de- iki hususa işaret eder: Birincisi, asıl olan bir şeyin eninde sonunda dönüp varacağı şeye nispet edilmesinin isabetli oluşu; her ne kadar rucû eden şeyin bu durumu doğum yoluyla bir sıralama olmasa da. İkincisi, yaratılışımız her ne kadar Allah'a izafe edilmiş ise de bizler, bedenlerimizle O'nda mevcut değildik. Şayet bedenimizle Cenâb-ı Hak'ta bulunsaydık "yaratma yöntemiyle değil, doğrudan çıkarılmak (bir tür doğum) suretiyle var olurduk. Hakikatimizin toprakta yahut nutfede var olması imkânsız olmakla beraber, bu durum insan suretinin nutfede var olduğunu kabul edenlerin görüşünü iptal eder. Zira toprak da nutfe de anlama ve algılama özelliği bulunmayan ölü varlıklardandırlar, oysa biz algılama gücü olan canlılarız.

      Her ikisinden birçok erkek ve kadınları çoğalttı. Yani Adem ile eşinden erkek ve kadın birçok evladı farklı bir şekilde ortaya çıkarıp yaydı.

      Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlıktan ve akrabalık haklarınıza riayetsizlikten sakının. Adını kullanarak birbirinizden istekte bulunduğunuz; yani bir kısmınız bir kısmınızdan bazı ihtiyaçları ve bazı hakları O'nın adını kullanarak ister. Kişi şöyle der: "Allah rızası için, Allah hakkı için ve Allah adına senden istiyorum". Yine bir kısmınız diğerinden akrabalık sebebiyle bir şey ister. Kişi "Akrabalık ve yakınlık adına, şunu bana vermeni istiyorum" der.

      Ve akrabalık hakları. İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kendisi adına birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah'tan sakının; akraba hakkında da O'ndan korkun, onlara ulaşarak iyilikte bulunun. “Erhâm” (الأرحام) üstün ve esre irâbı ile de okunmuştur. Onu üstün harekesi ile okuyanlar şöyle diyor: "Allah'tan sakının, O'na isyan etmeyin; akrabalardan da sakının, onlarla alakayı kesmeyin. Esre ile okuyanlar şöyle bir anlam vermiştir: "Kendisini ve akrabalığı anarak talepte bulunduğunuz Allah'tan korkun". Bir hadiste rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkun ve ilgilenerek akrabaya iyilikte bulunun. Çünkü, bu sizin için dünyada en kalıcı, âhirette de en hayırlı olan tutumdur". Tefsirini yapmakta olduğumuz âyet-i kerîmenin bu son kısmı, dış görünüşü itibarıyla öğüt ve uyarı konumundadır. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir meâlindeki ilâhî beyan da, uyarı ve ikaz niteliğindedir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        nâs (الناس)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini u-n-s (ünsiyet, alışkanlık, sosyalleşme) veya n-v-s (hareket etmek) köklerine dayandırır. İnsanın sosyal doğasına ve sürekli devingen yapısına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "üns" (sosyal yatkınlık) kökünü öne çıkarırken, kelimenin "nisyan" (unutkanlık) ile de etimolojik bir bağı olabileceğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli kabul edilmesine rağmen, Aramice ve Süryanicedeki "naşa" (insanlık) kelimesiyle ortak Sami kökene sahip olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kelimenin, Allah'ın mesajının doğrudan muhatabı olan kolektif insanlığı temsil ettiğini, bu ayette de tüm insanlığın evrensel bir çağrıyla uyarıldığını analiz eder.

        ittekû (اتقوا)

        İbn Fâris, bu fiilin v-k-y (korumak, sakınmak, kalkan edinmek) kökünden türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavramı "kişinin kendisi ile korktuğu şey arasına bir kalkan koyması" olarak tanımlar ve bu bağlamda ilahi sınırlara riayet ederek Allah'ın azabından korunmak anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin salt bir "korku" değil, ilahi yargılamaya karşı derin bir saygı, sorumluluk bilinci ve etik bir "kendini savunma" mekanizması olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin geleneksel "korkun" çevirisi yerine, bağlama uygun olarak "sorumluluk bilinciyle hareket edin" şeklinde analiz edilmesinin Kur'an'ın ruhuna daha uygun olduğunu ifade eder.

        rabb (رب)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olmak, ıslah etmek, besleyip büyütmek" anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "bir şeyi yavaş yavaş, aşama aşama kemale (yetkinliğe) erdirmek" şeklinde analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramice "rabb" (efendi, hoca, ulu) kelimesiyle etimolojik bağına işaret eder ve Kur'an'ın bu kelimeyi mutlak monoteistik yaratıcı için kullanarak anlamını en üst düzeye taşıdığını belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin İslam öncesi Arap toplumunda kabile şefleri veya dünyevi efendiler için kullanılırken, Kur'an ile birlikte mutlak otoriteyi ifade eden teolojik bir kavrama dönüştüğünü analiz eder.

        halaka (خلق)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün temel anlamının "bir şeyi ölçüp biçmek, takdir etmek ve yoktan var etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bağlamına göre iki anlam taşıdığını söyler: Birincisi, bu ayetin ilk kısmında olduğu gibi "örneği ve maddesi olmadan icat etmek", ikincisi ise "bir nesneden başka bir nesne türetmek". Ayetin devamındaki biyolojik türeme süreçlerinin de bu kök etrafında şekillendiğini ifade eder.

        nefs (نفس)

        İbn Fâris, n-f-s kökünün "nefes almak, kan, bir şeyin özü ve varlığı" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın ruhunu, canlılığını ve varoluşsal bütünlüğünü ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin İslam öncesi Arap toplumundaki kan bağına (neseb) dayalı kabileci ayrışmayı yıkarak, tüm insanlığın tek bir evrensel "öz"den türediğini vurgulayan güçlü bir kavramsal devrim olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi ve kavramsal bütünlüğü içinde "nefsin vahidetin" (tek bir nefis) tamlamasının, kadın ve erkeğin ontolojik (varoluşsal) köken eşitliğini vurgulamak için özellikle seçildiğini belirtir.

        zevc (زوج)

        İbn Fâris, z-v-c kökünün "çift, iki şeyin birbirine eş olması, birleşme" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin birbirinin eşiti, tamamlayıcısı veya zıddı olan ve birlikte bir bütün oluşturan her bir teki (erkek ve dişi) ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçaya Süryanicedeki "zavga" (boyunduruk, çift, eş) kelimesinden geçtiğini, onun da kökeninin Grekçe "zeugos" kelimesine dayandığını aktarır. Christoph Luxenberg, Syro-Aramice okumalarında kelimenin temel Sami dillerindeki ortak "eşleşme/çift olma" köküne sadık kalarak, Kur'an'da da kökensel birliğin aynı tamamlayıcılık işleviyle kullanıldığını teyit eder.

        nisâ (نساء)

        İbn Fâris, kelimenin n-s-v veya n-s-y kökünden geldiğini, yapısal olarak kendi kökünden bir tekil formunun bulunmadığını (tekilinin imra'e olduğunu) ve doğrudan "kadınlar" topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin etimolojik olarak "geciktirmek, geriye bırakmak" anlamına gelen "nesî" kelimesiyle fonetik benzerliği taşıdığını inceler, ancak "kadınlar" anlamındaki kullanımının cinsi tanımlayan bağımsız bir form olduğunu aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin tefsir geleneğindeki sosyolojik yansımalarını inceleyerek, Kur'an'ın bu kelimeyi ailenin ve toplumun inşasında temel bir hukuki statü belirlerken özel bir vurguyla kullandığını analiz eder.

        erhâm (الأرحام)

        İbn Fâris, r-h-m kökünün "merhamet etmek, acımak, şefkat göstermek" ve biyolojik olarak "ana rahmi" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin asıl anlamının kadının rahmi olduğunu, ancak akrabalık bağlarının (sıla-i rahim) menşei olması sebebiyle kelimenin soy ve kan bağını ifade edecek şekilde genişlediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak salt biyolojik bir bağı nasıl ahlaki ve dini bir şefkat yükümlülüğüne dönüştürdüğünü analiz eder; Allah'a karşı sorumluluk bilincinin doğrudan rahimler (akrabalık hakları) ile yan yana zikredilmesinin teolojik ve etik ağırlığına dikkat çeker.

        rakîb (رقيبا)

        İbn Fâris, r-k-b kökünün "boyun (rakabe), yüksek bir yere çıkıp gözetlemek, beklemek, denetlemek" anlamlarını içerdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gözetleyen kişinin, gözetlediği şeyi korumak ve izlemek amacıyla boynunu uzatıp bakmasından hareketle bu kelimenin "sürekli denetleyen, koruyan ve hiçbir detayı kaçırmayan" anlamına geldiğini analiz eder. Ayet bağlamında Allah'ın, insanların birbiriyle (özellikle kadınlar ve akrabalarla) olan ilişkilerini ihlal edip etmediklerini her an denetleyici mutlak otorite olduğunu vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X