وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجاً مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Neml Sûresi, 83. Ayet
Daralt
X
-
“O gün her ümmet içinden, âyetlerimizi yalan sayan grupları bir araya getiririz. Onlar düzenli bir şekilde (hesap yerine) sevkedilirler.”
O gün her ümmet içinden, âyetlerimizi yalan sayan grupları bir araya getiririz. Her ümmetten yöneticiler, kendilerine uyulanlar ve halk hep bir araya toplanıp topluca cehennem ateşine sevkedilirler. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda ifade edildiği gibi: “Toplayın o zâlimleri, onların yoldaşlarını...”; “Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedilecek”; “Allah düşmanlarının ateşe doğru sevkedilecekleri gün, öncekileriyle sonrakileriyle onların hepsi bir araya getirilir”. Müfessirler şöyle demiştir: “Yûze‘ûn” (يُوزَعُونَ), önden gidenler bekletilir, arkadan gelenlerle bir araya toplanırlar ve hep birlikte sevkedilirler. “Vez‘” kelimesinin kullanımını ve hakkında neler söylendiğini daha önce belirtmiştik.
Yorumu Yorumla
-
Ve yevme (وَيَوْمَ)
Kelimenin kökü y-v-m harfleridir. Başındaki "ve" atıf bağlacıdır. "Ve o gün, o vakit" manalarına gelir.
İbn Fâris, y-v-m kökünün asıl manasının "güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi" olduğunu, ancak Arapçada bu kelimenin çok daha geniş manalarda, mutlak bir "zaman, çağ veya büyük bir olay anı" için de kullanıldığını belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman felsefesinde bu kelimenin eskatolojik (kıyamet/ahiret) bağlamdaki kullanımını tahlil eder. "Yevm" kelimesi burada seküler, ölçülebilir ve güneşin hareketine bağlı dünyevi bir günü değil; zamanın ve mekanın boyut değiştirdiği, kozmik düzenin yıkılıp ilahi adaletin tecelli ettiği o mutlak, dehşetli ve sonlu "İlahi Günü" (Kıyamet/Mahşer gününü) niteler.
Nahşuru (نَحْشُرُ)
Kelimenin kökü h-ş-r harfleridir. Muzari (geniş/şimdiki zaman), birinci çoğul şahıs (Biz) fiilidir. "Toplarız, bir araya getirip sevk ederiz, mahşer yerine süreriz" manalarına gelir.
İbn Fâris, h-ş-r kökünün asıl manasının "insanları veya canlıları bulundukları farklı yerlerden çıkararak, zorlayıcı bir güçle tek bir merkeze doğru sürmek ve orada toplamak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "haşr" eyleminin sıradan ve gönüllü bir toplanma (cem) olmadığını; bu kelimenin içinde mutlaka "zorlama, yönlendirme, yargılamak veya savaşa sokmak amacıyla bir grubu sıkıştırarak sevk etme" anlamı barındırdığını açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu eylemin failindeki (öznesindeki) psikolojik ağırlığı tefsir eder. Fiil, "toplanacaklar" şeklinde edilgen değil, doğrudan ilahi iradeyi temsil eden "Biz toplarız/süreriz" (nahşuru) şeklinde etken ve azametli bir birinci çoğul şahıs kipiyle gelir. Bu kullanım, dünyada başıboş ve kibirli bir şekilde dolaşan inkarcıların, o gün mutlak bir otorite tarafından iradeleri ellerinden alınarak, adeta bir sürü gibi zorla yargı meydanına sürükleneceklerini mühürler.
Min (مِن)
Arapçada ayrılma, başlangıç, bir kısmını ifade etme (teb'îz) ve aidiyet bildiren harf-i cerdir. "-den, -dan, içinden" manalarına gelir.
Külli (كُلِّ)
Kelimenin kökü k-l-l harfleridir. Harf-i cerden dolayı esreli okunur. "Her, bütün, hepsi, tamamı" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-l-l kökünün asıl manasının "bir şeyi çepeçevre sarmak, kuşatmak ve parçaları bir araya getirerek bir bütün (küll) oluşturmak" olduğunu belirtir.
Ümmetin (أُمَّةٍ)
Kelimenin kökü e-m-m harfleridir. "Külli" kelimesinin tamlananı (muzafun ileyh) olduğu için esreli ve tenvinli gelmiştir. "Bir toplumdan, bir inanç grubundan, bir milletten" manalarına gelir.
İbn Fâris, e-m-m kökünün asıl manasının "bir hedefe doğru yönelmek, öncü olmak ve temel/kaynak olmak" olduğunu belirtir. Anneye (ümm) ve önderlik edene (imam) bu yüzden aynı kökten isim verilir.
Râgıb el-İsfahânî, "ümmet" kavramının sadece aynı soyu paylaşan biyolojik bir kalabalık olmadığını; aynı dini, aynı ideolojiyi, aynı zamanı veya mekanı paylaşarak ortak bir "hedefe/inanca" kilitlenmiş şuurlu toplulukları ifade ettiğini tahlil eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, yargılamanın bu sosyolojik boyutunu tefsir eder. Mahşer günündeki bu özel toplanma (haşr), sadece bireysel bir hesaplaşma değil; aynı zamanda dünyada iken hakikate karşı örgütlü bir şekilde savaşan, ortak bir inkar ideolojisi üreten o "ümmetlerin/grupların" ideolojik liderleriyle ve taraftarlarıyla birlikte topluca (kolektif olarak) deşifre edileceği bir yüzleşmedir.
Fevcen (فَوْجًا)
Kelimenin kökü f-v-c harfleridir. Belirsiz (nekra) ve fetha tenvinli ismdir. Cümlenin nesnesi (mef'ul) konumundadır. "Bir zümre, bir bölük, bir grup, kalabalık bir takım" manalarına gelir.
İbn Fâris, f-v-c kökünün asıl manasının "hızlıca geçen bir topluluk, belirli bir amaç için ayrılmış kalabalık bir kafile" olduğunu belirtir.
Dücane Cündioğlu, bu kelimenin seçilmesindeki militarist ve sistematik metaforu analiz eder. Toplanan inkarcılar rastgele bir yığın veya başıbozuk bir kalabalık olarak değil, "fevcen" (bölük bölük/müfrezeler halinde) haşredilirler. Bu askeri niteleme, onların dünyadaki isyanlarının, inatlarının ve hakikate karşı verdikleri mücadelenin de "örgütlü, sistematik ve tabur tabur" yapılmış bir isyan (küfür cephesi) olduğunu gösterir. Dünyada nasıl organize bir şekilde inkar ettilerse, mahşerde de aynı organize gruplar (fevçler) halinde tutuklanıp ilahi divana sevk edilirler.
Mimmen (مِمَّنْ)
"Min" (-den) harf-i ceri ile "men" (kimse, o ki) ism-i mevsulünün idgam edilmesiyle (kaynaşmasıyla) oluşmuştur. "O kimselerden ki, -den olanları" manasına gelir.
Yükezzibü (يُكَذِّبُ)
Kelimenin kökü k-z-b harfleridir. Tef'il babında, muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Yalanlar, yalan sayar, tekzip eder, asılsız olduğunu iddia eder" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-z-b kökünün asıl manasının "doğrunun (sıdkın) tam zıttı; bir şeyi gerçekte olduğundan farklı göstermek, hakikate uymayan söz söylemek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, tef'il babındaki "tekzib" eyleminin sadece kendi içinde yalan söylemek (kizb) olmadığını; başkasının getirdiği apaçık ve doğru bir haberi (vahyi) bilerek, inatla ve kasti olarak "yalancılıkla suçlamak, ona yalan iftirası atmak" olduğunu tahlil eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin epistemolojik ve ahlaki şiddetini tefsir eder. Ayetteki "bölüklerin" (fevçlerin) temel varoluşsal özelliği cehalet veya anlama eksikliği değildir; onların temel vasfı "tekzip etmektir". Yani peygamberin tebliğini duydukları halde, kasten, kibirle ve örgütlü bir şekilde o mutlak hakikati çürütmeye çalışmak, ona iftira atarak kamuoyunda onu "yalan/masal" seviyesine indirmek için verdikleri aktif savaştır. Yargılamanın merkezine bu bilinçli hakikat katliamı (tekzip) oturtulur.
Bi âyâtinâ (بِآيَاتِنَا)
Kelimenin kökü e-y-y harfleridir. Zarfiyet ve bitişiklik bildiren "bi" harf-i ceri, "âyet" kelimesinin kurallı dişil çoğulu olan "âyât" ve "nâ" (bizim) zamirinin birleşimidir. "Bizim ayetlerimizi, bizim açık delillerimizi ve işaretlerimizi" manasına gelir.
İbn Fâris, bu kökün "bir nesneyi diğerlerinden ayıran açık nişan, alamet, mucize ve yön gösterici iz" manasına geldiğini belirtir.
Angelika Neuwirth, "âyet" kavramının çok boyutlu yapısını inceler. İnkarcıların yalanladığı (tekzip ettiği) şey sadece Kur'an'ın okunan metinleri (suhuf) değildir. Onlar aynı zamanda Allah'ın tarihteki müdahalelerini, tabiatta gözlerinin önüne serdiği kusursuz kozmik işaretleri (yaratılış delillerini) ve peygamberin kendi şahsındaki ahlaki mucizeyi de toptan yalanlayan mutlak bir körlük içindedirler.
Fe hüm (فَهُمْ)
Sonuç ve takip bildiren "fe" bağlacı ile üçüncü çoğul şahıs ayrık zamiri "hüm" kelimesinin birleşimidir. "İşte o zaman onlar, bunun üzerine onlar" manasına gelir.
Yûze'ûn (يُوزَعُونَ)
Kelimenin kökü v-z-a harfleridir. İf'al babında, meçhul (edilgen), muzari, üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Durdurulurlar, tutuklanıp bekletilirler, önleri kesilerek saflar halinde zapt edilirler" manalarına gelir.
İbn Fâris, v-z-a kökünün asıl manasının "birini engellemek, alıkoymak, hapsetmek ve bir grubun önündekileri durdurup arkadakilerin onlara yetişmesini sağlamak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "vez'" kavramının, bir kalabalığın dağılmasını, kaçmasını veya sıradan çıkmasını engellemek için onların cebren (zorla) durdurulması, sevk ve idare edilerek belirli bir nizama (askeri bir düzene) sokulması olduğunu açıklar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ilminde bu kelimenin mahşer tablosundaki işlevini aktarır. Yalanlayan o kibirli bölükler, hesap alanına sürülürken (haşr), melekler tarafından önden ve arkadan çevrilir, başları çekilip sonrakiler onlara eklenir. Hiç kimsenin sağa sola sapmasına, kaçmasına veya itiraz etmesine izin verilmeksizin mutlak bir tutukluluk ve nizami bir baskı altında (yûze'ûn) ilahi huzura dizilirler.
Toshihiko Izutsu, fiilin meçhul (edilgen) yapısındaki varoluşsal zıddiyeti (ironiyi) tahlil eder. Dünyada iken sınır tanımayan, istedikleri gibi hareket eden, hakikate saldırıp fütursuzca yalanlayan o "özgür ve şımarık" özneler (fail); o gün tüm iradeleri sıfırlanmış, hareket kabiliyetleri ellerinden alınmış, nesneleşmiş ve dışsal, kahredici bir güç (melekler/ilahi irade) tarafından zorla kilitlenip "zapt edilmiş" (yûze'ûn) aciz tutuklulara dönüşürler. Bu kelime, dünyevi kibrin eskatolojik (ahiret) boyuttaki mutlak iflasının ve felcinin resmidir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla