Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 72. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 72. Ayet

    قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul ‘asâ en yekûne radife lekum ba’du-lleżî testa’cilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “De ki: ‘Çabucak gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı belki de tepenize inmek üzeredir.’”

      De ki: “Çabucak gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı belki de tepenize inmek üzeredir”. Bunun iki izahı olabilir: Birincisi şöyledir: “Radife leküm” (رَدِفَ لَكُمْ), bu mevcut tavrınızdan ve söylemiş olduğunuz bu sözden hemen sonra çabucak gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı tepenize inmek üzeredir. Yani bu halden sonra çabucak gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı üzerinize iner ki o da azaptır. “Radife leküm” cümlesi size yaklaşır ve yakın olur, demektir. İkincisi ise: Ölüm ile başınıza gelen hoşlanmadığınız durum ve hüzünden sonra çabucak gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı hemen gelir ki o da kabir azabıdır. Çünkü onlar ölüm anında üzülürler ve gördükleri ve kendilerine ayan olan durumları sebebiyle gidişattan hoşlanmazlar. O yüzden de Rab’lerinden kendilerini gerisin geriye döndürmesini ve kendilerine sınanmak üzere ikinci bir fırsat daha vermesini isterler; Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Rabbim! Beni geri gönder de...”; “(Dünyaya) geri döndürülsek de yapmış olduğumuz amelleri başka türlü yapsak!”.

      Bazıları “kul ‘asâ en yekûne radife leküm” (قُلْ عَسَىٰ أَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ) cümlesi hakkında şöyle demişlerdir: Yani sizin için acele ediyor.

      İbn Kuteybe söyledi dedi: “Radife leküm”, yani sizi takip eder. Lâm harfi zaittir. Sanki “radifeküm” demiş gibidir.

      En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Tekil muhatap emir (emr-i hazır) fiilidir. "De ki, onlara hitap et, söyle" manalarına gelir.

        İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "zihmindeki düşünceyi, itirazı veya maksadı sese büründürerek dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının inanç, niyet ve akıl barındıran kurgulu ifadeler olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin bağlamsal işlevini tefsir eder. Bir önceki ayette müşriklerin "Bu vaat ne zaman?" şeklindeki o alaycı ve provokatif sorusuna karşı, peygamberin vereceği cevabın şahsi bir öfke veya acelecilikle değil, doğrudan ilahi bir talimatla (kul) ve serinkanlılıkla şekillendiğini gösterir.

        Asâ (عَسَىٰ)

        Kelimenin kökü a-s-y harfleridir. Arapçada "ef'âl-i mukârebe ve recâ" (yaklaşma ve umut bildiren fiiller) grubundandır. "Umulur ki, belki, yakındır, olabilir" manalarına gelir.

        İbn Fâris, a-s-y kökünün asıl manasının "bir şeyin meydana gelmesinin çok yakın olması, bir beklenti ve yaklaşma hali" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insan için kullanıldığında "umut veya korkuyla karışık bir beklenti" ifade ettiğini; ancak Allah'a nispet edildiğinde o işin "kesinlikle vuku bulacağını" bildirerek ilahi lütufta veya tehditte sarsılmaz bir kesinlik (tahkik) taşıdığını tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulünde Kur'an'daki ilahi "asâ" kelimelerinin vacip (kesin gerçekleşecek eylem) hükmünde olduğunu aktarır.

        Dücane Cündioğlu, ilahi azabın kesinliğinin "asâ" (belki/umulur ki) gibi ihtimal bildiren bir kelimeyle sunulmasının psikolojik dehşetini inceler. Müşriklere "azap kesinlikle arkanızda" denilmesi yerine, "belki de ensenizdedir" denilmesi, muhatabı statik bir bilgiden ziyade çok daha derin bir belirsizlik, paranoya ve korku travmasına sokarak kibrini içten içe kemiren felsefi bir tedirginlik yaratır.

        En yekûne (أَن يَكُونَ)

        Açıklama/masdar edatı olan "en" ile k-v-n kökünden türeyen muzari nâkıs fiilin birleşimidir. "Olması, gerçekleşmesi" manasına gelir. Nasb edatından dolayı fetha ile bitmiştir.

        İbn Fâris, k-v-n kökünün asıl manasının "bir şeyin varlık sahasına çıkması, vücut bulması ve gerçekleşmesi" olduğunu belirtir.

        Radife (رَدِفَ)

        Kelimenin kökü r-d-f harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Arkasından geldi, peşine takıldı, ensesine bindi, çok yaklaştı" manalarına gelir.

        İbn Fâris, r-d-f kökünün asıl manasının "bir şeyin diğerinin hemen arkasından, arada hiçbir boşluk ve mesafe bırakmaksızın onu takip etmesi, peşine düşmesi" olduğunu belirtir. Aynı atın veya devenin terkisine/arkasına binen ikinci kişiye de bu kökten "redîf" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "radife" eyleminin sadece zaman olarak sonradan gelmeyi değil, mekan ve durum olarak hedefin adeta "ensesine yapışmayı", nefesini hissettirecek kadar bitişmeyi ifade ettiğini açıklar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin zaman ve mekan algısının bu kelimeyle nasıl altüst edildiğini tefsir eder. Müşrikler "Ne zaman gelecek?" diyerek o ilahi vaadi (azabı) uzak bir gelecekte ararken veya hiç gelmeyecek bir ütopya sanırken; Kur'an, o inkar ettikleri gerçeğin şu an onlarla aynı bineğe bindiğini, "terkilerine yerleştiğini" (radife) ve nefesinin enselerinde olduğunu beyan ederek aktif ve kaçınılmaz bir takip (helak) tablosu çizer.

        Leküm (لَكُم)

        "Li" (için, -e) harf-i ceri ve "küm" (size, sizin) ikinci çoğul şahıs zamirinin birleşimidir. "Size (ensesine bindi), sizin (peşinize düştü)" manasına gelir.

        Ba'du (بَعْضُ)

        Kelimenin kökü b-a-d harfleridir. "Küll" (bütün/tamam) kavramının zıttı olan isimdir. Cümlenin öznesi (faili/kâne'nin ismi) konumunda olduğu için ötre ile bitmiştir. "Bir kısmı, bir parçası, bir bölümü" manalarına gelir.

        İbn Fâris, b-a-d kökünün asıl manasının "bir şeyin cüzü, bütünün içindeki ayrılmış bir parça" olduğunu belirtir. Sivrisineğe (beûda) de canlıların en ufak cüzlerinden biri olduğu için bu isim verilmiştir.

        Toshihiko Izutsu, azabın tamamının değil de "bir kısmının" (ba'du) çok yaklaştığının söylenmesindeki ilahi pedagojiyi ve şefkati tahlil eder. Allah, o alaycı inkarcılara bile nihai kıyamet azabının veya mutlak helakın tamamını birden boca etmez; dünyevi musibetler, bedir savaşı gibi sarsıcı yenilgiler veya psişik buhranlar gibi o büyük azabın sadece "bir kısmını/prototipini" (ba'du) göndererek, onlara uyanmaları ve akıllarını başlarına toplamaları için hala küçük bir ontolojik fırsat (tövbe aralığı) bırakır.

        Ellezî (الَّذِي)

        Arapçada tekil eril varlıkları veya belirli bir durumu niteleyen ism-i mevsuldür (ilgi zamiri). "O şey ki, o dilediğiniz şey" manasına gelir.

        Testa'cilûn (تَسْتَعْجِلُونَ)

        Kelimenin kökü a-c-l harfleridir. İsti'fal babında, muzari (geniş/şimdiki zaman), ikinci çoğul şahıs (siz) fiilidir. "Aceleyle istiyorsunuz, çabucak gelmesini talep ediyorsunuz, kışkırtıyorsunuz" manalarına gelir.

        İbn Fâris, a-c-l kökünün asıl manasının "teenninin, sükunetin ve yavaşlığın zıttı; bir şeyi vaktinden önce istemek, ivmek ve telaşlanmak" olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "acale" kavramının, bir nesneyi olgunlaşmadan ve varoluşsal gerçek vakti (eceli) gelmeden önce, kişinin kendi kaba arzusuyla kışkırtarak talep etmesi olduğunu belirtir. İsti'fal babındaki kullanım, bu talebin içindeki inatçı, kibirli ve tahrik edici yapıyı vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın fıtratındaki o trajik aceleciliği ve müşriklerin epistemolojik kibrini tefsir eder. Müşrikler, ciddiyetten ve ilimden tamamen uzak bir kışkırtmayla "Hadi doğru söylüyorsan getir şu azabı" (testa'cilûn) diyerek tehlikeyi aklınca provoke etmektedirler. Oysa zamanın, varlığın ve azabın sahibi Allah'tır; O'nun takvimi insanların aceleci (a-c-l) tahrikleriyle veya alaylarıyla değil, ilahi adaletin ve hikmetin mutlak olgunlaşmasıyla (ecel-i müsemma) işler. İnkarcıların aceleyle istedikleri o ateş, çoktan peşlerine düşmüştür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X