وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Neml Sûresi, 71. Ayet
Daralt
X
-
“‘Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?’ diye soruyorlar.”
Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman gerçekleşecek? diye soruyorlar. Belirttiğimiz gibi onlar Hz. Peygamber’in (s.a.) Mekkelilere mâruz kalacaklarını söylediği azabı bizzat kendisini yalanlayarak bunu istihza yoluyla ve yalanlamak amacıyla söylüyorlardı. Diğer yandan Hz. Peygamber (s.a.), onları bir keresinde dünyada aynen öncekilerin başına geldiği gibi kendilerinin de başlarına gelecek azapla uyarıyordu, bir keresinde de âhirette görecekleri azapla korkutuyordu. Onlar ise her ikisi hakkında da onu yalanlıyorlar, alaya alıyorlar ve şöyle diyorlardı: Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?. Geçmiş inkârcılar da peygamberlerine benzer sözleri söylemişti: “Eğer doğrulardan isen, bizi tehdit ettiğini (azabı) getir bize!”
Yorumu Yorumla
-
Ve yekûlûne (وَيَقُولُونَ)
Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Başındaki "ve" atıf bağlacıdır. Muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Ve diyorlar, söylerler, iddia ediyorlar" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "zihindeki düşünceyi, itirazı veya maksadı sese büründürerek dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kavramının sıradan bir sesten (savt) farklı olarak; inanç, niyet, akıl ve irade barındıran kurgulu ifadeler olduğunu açıklar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ilminde bu fiilin muzari (şimdiki zaman/süreklilik) kipiyle kullanılmasının psikolojik arka planını aktarır. Müşrikler bu itirazı bir kez yapıp bırakmamışlardır; bu fiil, onların her fırsatta, her mecliste peygamberin karşısına geçerek koro halinde tekrarladıkları, alaycı ve sistematik bir "psikolojik yıpratma" (söylem) haline gelmiştir. Söylemin sürekliliği, inkardaki inadın kanıtıdır.
Metâ (مَتَىٰ)
Arapçada zaman bildiren soru edatıdır (ism-i istifham). "Ne zaman, hangi vakit?" manasına gelir.
Dücane Cündioğlu, bu zaman zarfının ahiret inancı (eskatoloji) bağlamındaki felsefi kullanımını analiz eder. Müşriklerin ahirete (dirilişe veya azaba) dair sordukları "metâ" (ne zaman?) sorusu, masum bir bilgi arayışı değildir. Bu, ontolojik bir "kategori hatasıdır". Onlar, aşkın ve fizik ötesi bir hakikati (ahireti), dünyevi takvimlerin, güneşin ve ayın hareketleriyle ölçülen o dar ve seküler "zaman" şablonuna sıkıştırmaya çalışırlar. Gayba dair bir olayın "ne zaman" olacağını sormak, aslında o olayın imkansızlığını ve absürtlük taşıdığını kinayeli bir dille ilan etmektir.
Hâzâ (هَٰذَا)
Arapçada eril, tekil ve yakın için kullanılan işaret ismidir. "Bu, şu yakındaki" manasına gelir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin kelime kurgusundaki alaycı tonu tefsir eder. Uzak bir gelecekte olacağı bildirilen ahiret ve diriliş tehdidini, "hâzâ" (bu) diyerek sanki hemen ellerinin altındaymış, çok basit ve sıradan bir nesneymiş gibi işaret etmeleri, ilahi vaadi küçümseme ve itibarsızlaştırma çabasıdır.
el-Va'dü (الْوَعْدُ)
Kelimenin kökü v-a-d harfleridir. Başındaki harf-i tarif (el) ile belirli hale gelmiş isimdir. "Vaat, verilen söz, önceden haber verilen tehdit" manalarına gelir.
İbn Fâris, v-a-d kökünün asıl manasının "bir şeyin ileride, gelecekte yapılacağına veya gerçekleşeceğine dair söz vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vaad" kelimesinin mutlak olarak hem iyilik (müjde) hem de kötülük (tehdit/vaîd) bildiren gelecek haberleri için kullanılabileceğini tahlil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde bu kelimenin paganlar tarafından nasıl tersyüz edildiğini muazzam bir şekilde inceler. Müminler "va'd" kelimesini ilahi adaletin tecelli edeceği o büyük diriliş gününe duydukları derin saygı, korku ve umut ekseninde (kutsal bir lügatle) kullanırlar. Müşrikler ise peygamberin bu kutsal kavramını alıp içini boşaltır, onu "Hani nerede şu söz verip durduğunuz meşhur azap/diriliş?" diyerek fütursuz bir ironi ve tahkir nesnesine dönüştürürler. "El-Va'dü" (o bilinen vaat) tamlaması, müşriklerin dilinde ilahi bir hakikat değil, peygamberin tekrarlayıp durduğu "asılsız bir iddia" anlamına gelir.
İn (إِنْ)
Arapçada şart edatıdır. "Eğer, şayet, farz edelim ki" manalarına gelir.
Küntüm (كُنتُمْ)
Kelimenin kökü k-v-n harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), nâkıs fiil olan "kâne"nin ikinci çoğul şahıs (siz) formudur. "Eğer siz iseniz, şayet olduğunuzu iddia ediyorsanız" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-v-n kökünün asıl manasının "bir şeyin varlık sahasına çıkması, gerçekleşmesi ve sabit bir hal/form alması" olduğunu belirtir.
Sâdikîn (صَادِقِينَ)
Kelimenin kökü s-d-k harfleridir. İsm-i failin (etken ortaç) kurallı eril çoğul formunda olup, "kâne" fiilinin haberi (yüklemi) konumunda olduğu için yâ ile (nasb halinde) gelmiştir. "Doğru söyleyenler, dürüst olanlar, sözü ile özü (gerçekliği) birbirine tam uyanlar" manalarına gelir.
İbn Fâris, s-d-k kökünün asıl manasının "bir şeydeki güç, sağlamlık ve sözün dış dünyadaki gerçeğe tam uygunluğu" olduğunu belirtir. Yalanın ve kurgunun (kizb) zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramının felsefi boyutunu tahlil eder: Bir sözün "doğru" (sadık) kabul edilebilmesi için sadece söyleyenin iç dünyasındaki niyetinin değil, aynı zamanda dış dünyadaki objektif hakikatin (vakıanın) de o sözü onaylaması gerekir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin bu şart cümlesiyle (in küntüm sâdikîn) kurdukları sakat epistemolojiyi tefsir eder. Müşrikler, peygamberin mesajının (vaadin) doğruluğunu, o azabın veya dirilişin "kendi istedikleri an ve zamanda" (hemen şimdi) gerçekleşmesi şartına bağlamışlardır. "Eğer doğru söylüyorsan azabı hemen getir" mantığı, hakikati kendi sığ ve aceleci zaman algılarına mahkum etme çabasıdır. Onlara göre hakikat, ilahi hikmetin zamanlamasına göre değil, kendi kör meydan okumalarına göre şekillenmelidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin altındaki psikolojik kibri ve ahlaki çöküşü analiz eder. Allah'ın elçisine (ve onun şahsında doğrudan ilahi iradeye) "eğer doğru sözlülerden iseniz" şeklinde şart koşmak, yaratılmış olanın (insanın) haddini aşarak Yaratıcı'yı kendi kurduğu bir insanlık mahkemesinde "doğruluk testine" (yargılamaya) tabi tutma küstahlığıdır. Müşrik, bu cümleyle kendisini hakemin yerine koyarak varoluşsal bir uluvv (kibir) sergiler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla