Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 58. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 58. Ayet

    وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veemtarnâ ‘aleyhim matarâ(an)(s) fesâe mataru-lmunżerîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onların üzerine müthiş bir yağmur indirdik; önceden uyarılmış olanların yağmuru ne korkunç oldu!”

      Onların üzerine müthiş bir yağmur indirdik; önceden uyarılmış olanların yağmuru ne korkunç oldu! Yani uyarıyı kabul etmeyen ve uyarının kendisine herhangi bir yarar sağlamadığı kimselere inen azap yağmuru ne kötüdür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve emtarnâ (وَأَمْطَرْنَا)

        Kelimenin kökü m-t-r harfleridir. Başındaki "ve" atıf bağlacıdır. İf'al babında, mazi (geçmiş zaman), birinci çoğul şahıs (biz) fiilidir. "Ve biz yağdırdık, yağmur gibi indirdik" manalarına gelir.

        İbn Fâris, m-t-r kökünün temel manasının "gökten inen su (yağmur)" olduğunu belirtir. Ancak kelimenin sülasi (yalın) mücerred formu genellikle "rahmet ve bereket" getiren normal yağmur için kullanılırken; if'al babındaki (emtara / yağdırdı) formu, Arapların dil kullanımında istisnasız olarak "gökten yağan azap, taş ve felaket" için tahsis edilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "matar" ile "imtâr" eylemleri arasındaki bu morfolojik ve semantik farkı tahlil eder. Allah'ın Lût kavminin üzerine gönderdiği şey sıradan bir su değildi; bu, rahmet formunun (yağmurun) tamamen tersyüz edilerek ontolojik bir yıkım silahına (imtâr) dönüştürülmesidir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin if'al babındaki kullanımının teolojik şiddetini tefsir eder. Allah, Lût kavmini sıradan bir jeolojik afetle değil, doğrudan gökyüzünden (yukarıdan aşağıya) yönlendirilen, hedefini şaşmayan özel bir "taş yağmuruyla" (emtarnâ) cezalandırarak, eylemin ilahi ve mucizevi bir "infaz" olduğunu mühürlemiştir.

        Aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        Üstünlük, kapsayıcılık ve yönelme bildiren "alâ" (üzerine) harf-i ceri ile "him" (onların) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşimidir. "Onların üzerine, onların tepesine" manasına gelir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulünde buradaki "alâ" edatının, azabın kaçınılmazlığını, yukarıdan aşağıya doğru mutlak bir tahakkümle (kahr ile) inişini ve helak olan topluluğun o dehşet verici yağmurun altında tamamen kuşatılıp ezildiğini (ihâta) gösterdiğini aktarır.

        Mataran (مَّطَرًا)

        Kelimenin kökü m-t-r harfleridir. Cümlede mef'ul-i mutlak (pekiştirici nesne) konumunda, belirsiz (nekra) ve tenvinli ismdir. "Öyle dehşetli bir yağmur, benzeri görülmemiş bir sağanak" manalarına gelir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki köklerine ve Kitab-ı Mukaddes (Eski Ahit - Tekvin) geleneğindeki paralelliklerine dikkat çeker. Gökten yağan ateş ve kükürt (taş) yağmuru, kadim Ortadoğu'nun ortak teolojik belleğinde (Sodom ve Gomorra anlatısında) cinsel sapkınlığa ve fıtrat isyanına verilen en karakteristik "ilahi gazap" (mataran) motifidir.

        Angelika Neuwirth, bu ismin nekra (belirsiz) formda kullanılmasının edebi ve psikolojik gücünü inceler. Kur'an, yağan şeyin fiziksel yapısından (kükürt, volkanik taş veya balçık) ziyade, o eylemin dehşetine (mataran) odaklanır. Bu "belirsizlik", yağmurun niteliğinin insan hayal gücünü ve tecrübesini aşan, apokaliptik ve korkunç bir anormallik barındırdığını vurgular. Gökyüzü, hayat vermek yerine ölüm kusmuştur.

        Fe sâe (فَسَاءَ)

        "Fe" (takip, nedensellik ve sonuç bildiren bağlaç) ile s-v-e kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) fiilin birleşimidir. "Bunun üzerine ne kötü oldu, ne dehşetli oldu, ne fena idi" manalarına gelir.

        İbn Fâris, s-v-e kökünün "hüsün/güzellik kavramının tam zıttı; çirkinlik, zarar veren, insanı üzen ve hoşa gitmeyen her türlü kötü durum" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sû'" kavramının insana bedensel, ruhsal veya estetik açıdan acı veren durumları nitelediğini; buradaki "sâe" fiilinin ise sıradan bir eylem bildirmekten ziyade, "zemm" (şiddetle yerme, kınama ve iğrenme) ifade eden özel bir fiil kalıbı (fi'l-i zem) olduğunu tahlil eder.

        Dücane Cündioğlu, bu fiilin (sâe) estetik ve ahlaki yargı bildiren felsefi boyutunu analiz eder. Allah, gerçekleşen o korkunç yıkımı sadece nesnel bir olay gibi aktarmayıp, kendi ilahi lügatinden bir "kınama/dehşet" kelimesiyle (ne kötü oldu!) yargılamaktadır. Lût kavminin işlediği o "çirkin" eyleme (fâhişeye), ontolojik olarak tam da onun karakterine uygun son derece "çirkin ve kötü" (sâe) bir helak tablosuyla karşılık verilmiştir.

        Mataru (مَطَرُ)

        Kelimenin kökü m-t-r harfleridir. İsim tamlamasının tamlayanı (muzaf) konumunda olduğu için tenvinsiz ve ötreli gelmiştir. "Yağmuru, o sağanağı" manasına gelir.

        el-Münzerîn (الْمُنذَرِينَ)

        Kelimenin kökü n-z-r harfleridir. Başındaki harf-i tarif (el) ile belirli hale gelmiş, if'al babında, ism-i mef'ul (edilgen ortaç) formunun kurallı eril çoğuludur. Tamlamanın tamlananı (muzafun ileyh) olduğu için cer alameti (yâ) almıştır. "Uyarılanların, kendilerine önceden tehlike haber verilenlerin" manasına gelir.

        İbn Fâris, n-z-r kökünün asıl manasının "bir tehlikeyi önceden haber vererek muhatabın kalbine korku salmak, onu sakındırmak" olduğunu açıklar. Beşaretin (müjdelemenin) zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" kavramının sıradan bir bilgi aktarımı (i'lam) olmadığını; içinde tehdit, ciddiyet ve muhatabı eyleme geçmeye zorlayan ontolojik bir "tehvif" (korkutma) barındıran peygamberi bir uyarı olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kelamî ve ahlaki sisteminde "münzerîn" (uyarılanlar) kavramının adalet felsefesi içindeki yerini muazzam bir şekilde inceler. Allah, Lût kavmini aniden, habersizce veya keyfi bir şekilde helak etmemiştir. Onlar, peygamber tarafından defalarca "uyarılmışlar" (inzâr edilmişler), ancak bu uyarıları alaya almış ve "uyarılanlar kafilesine" (el-münzerîn) dahil olmuşlardır. İnzâr mekanizması çalıştıktan sonra gelen helak, artık bir zulüm değil; kendi küstahlıklarının, fıtrat isyanlarının ve inatlarının zorunlu, adil ve meşru bir "faturasıdır".

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu son kelimeyle bitmesinin psikolojik ağırlığını tefsir eder. Yağmur (matar) normalde herkes için rahmettir; ancak "uyarılmış olup da o uyarıyı hiçe sayanların" (münzerîn) üzerine yağan yağmur, yeryüzündeki en korkunç, en kötü ve en kaçınılmaz yıkımdır. Kur'an, ilahi mesajın (tebliğin) muhataba ulaştığı andan itibaren tarafsızlığın bittiğini ve her eylemin kozmik bir bedeli (sâe mataru'l-münzerîn) olduğunu bu sarsıcı isim tamlamasıyla mühürler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X