Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 54. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 54. Ayet

    وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velûtan iż kâle likavmihi ete/tûne-lfâhişete veentum tubsirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      54-55. “Lût’u da hatırla! O kavmine: ‘Göz göre göre hâlâ o hayâsızlığı yapacak mısınız? Gerçekten siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Doğrusu siz değerleri bilmeyen bir topluluksunuz’ demişti.”

      Lût Peygamber ve Kavmi

      Lût’u da hatırla! O kavmine şöyle demişti: Sanki burada takdir edilmesi gereken bir sözcük (ıdmâr) vardır. Sanki şöyle buyurmuş gibidir: Biz Lût’u kavmine peygamber gönderdik de o kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre hâlâ o hayâsızlığı yapacak mısınız? Yani siz göz göre göre ve onun çok çirkin bir iş olduğunu bile bile o hayâsızlığı işleyecek misiniz?

      Gerçekten siz arzu duymanız gereken kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Diyor ki: Erkeklere geliyor, kadınları terkediyorsunuz. Burada işaret edilen, bir başka İlâhî beyanda açıklanan şu husustur: “İnsanlar arasından erkeklerle mi beraber oluyorsunuz”.

      Doğrusu siz değerleri bilmeyen bir topluluksunuz, demişti. Bazıları şöyle demişlerdir: Ancak siz cahil bir topluluksunuz. Yani emir nedir bilmiyor ve isyan ediyorsunuz. Bunun onun kavmine ait şu söze bir cevap olması muhtemeldir: “Ey Lût!” dediler, “Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!”. O zaman dedi ki: Ancak siz ne dediğini bilmeyen cahil bir topluluksunuz. Yani bunu bir tür cahilliğe sebep söylüyorsunuz. Ya da buna benzer bir söz. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve lûtân (وَلُوطًا)

        Başındaki "ve" bağlaçtır. İsim olan Lût kelimesinin sonuna fetha tenvini (üstün) gelerek cümlede mef'ul (nesne) konumunda "Lût'u da (hatırla, gönderdik)" manasını kazanmıştır.

        El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, Lût isminin Arapça kökenli olmadığını (a'cemî), eski Sami dillerinden Arapçaya geçmiş yabancı bir özel isim (alem) olduğunu tasdik ederler. Bu sebeple kelime geleneksel Arapça iştikak (türeme) kurallarının dışındadır.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin doğrudan İbranice "Lôt" ismine dayandığını, Eski Ahit'teki (Tekvin) kullanımın Geç Antik Çağ Arabistan'ında Hıristiyan ve Yahudi topluluklar aracılığıyla Arapçaya geçtiğini belirtir.

        İbn Fâris, ismin yabancı kökenli olmasına rağmen, l-v-t harf diziliminin Arapça dil mantığında "bir şeyin kalbe veya başka bir şeye sıkıca yapışması, gizlenmesi ve sevgi duymak" manalarına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın kurgusunda Lût kıssasının Semud kıssasından hemen sonra gelmesinin tematik bağlamını tefsir eder. Semud kavmi ekonomik ve mimari bir kibirle (istikbar) helak olurken, Lût kavmi ahlaki ve cinsel sınırları (fıtratı) yıktığı için helak olmuştur. Kur'an, şirkin sadece teolojik değil, toplumsal ahlakı da çürüten çok boyutlu bir yıkım olduğunu bu isim geçişiyle gösterir.

        İz (إِذْ)

        Arapçada geçmişte yaşanmış bir olayın zamanını bildiren, "o vakit, hani, -dığı zaman" manalarına gelen zaman zarfıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulünde bu edatın, muhatabın dikkatini geçmişteki o kritik, dramatik ve ibret verici an'a (Lût'un kavmiyle yüzleştiği o sarsıcı sahneye) kilitlemek için kullanılan bir "hatırlatma ve sahne kurma" aracı olduğunu aktarır.

        Kâle (قَالَ)

        Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Dedi, hitap etti, söyledi" manalarına gelir.

        İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "zihindeki düşünceyi, maksadı sese büründürerek dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının sıradan bir ses çıkarmak (savt) olmadığını; inanç, niyet, akıl ve irade barındıran kurgulu ifadeler olduğunu açıklar. Lût peygamberin kavminin çöküşüne karşı sessiz kalmayarak, fıtratı savunan o net ve sert tebliğini "söze/kavle" dönüştürmesidir.

        Li kavmihî (لِقَوْمِهِ)

        Aidiyet/yönelme bildiren "li" (-e, için) harf-i ceri, k-v-m kökünden türeyen "kavm" ismi ve "hî" (onun) zamirinin birleşimidir. "Kendi kavmine, kendi halkına" manasına gelir.

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayakta durmak, dikilmek" olduğunu; insanların dayanışma içinde bir arada durmaları sebebiyle bu tür sosyal yığınlara kavm dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavim" kelimesinin aralarında soy veya mekân birliği olan ve ortak hareket eden topluluğu nitelediğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Lût peygamberin muhataplarını ötekileştirmek yerine onlara "kavmim" aidiyetiyle yaklaşmasındaki sosyo-psikolojik tebliğ ahlakını inceler. Lût, o iğrenç fiili işleyenleri dışarıdan gelmiş yabancılar olarak değil, kendi içinden çıktığı, kan ve vatan bağı olan toplumu olarak görür. Bu aidiyet, peygamberin o ahlaki çöküş karşısında hissettiği şefkatli acının (hüznün) da temelidir.

        E te'tûne (أَتَأْتُونَ)

        Soru edatı olan "e" (hemze) ile e-t-y kökünden türeyen muzari (geniş/şimdiki zaman), ikinci çoğul şahıs (siz) fiilinin birleşimidir. "Siz mi yapıyorsunuz, (o işe) siz mi yöneliyorsunuz?" manalarına gelir.

        İbn Fâris, e-t-y kökünün asıl manasının "bir şeye doğru kolaylıkla ve iradi olarak yönelmek, varmak, bir işi meydana getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin sıradan bir gelişten ziyade, bir fiili bizzat, kasten ve fiiliyata dökerek işlemeyi nitelediğini tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, belagat ilminde cümlenin başındaki soru edatının (istifham hemzesinin) bilgi almak için değil, "istifham-ı inkârî ve taaccübî" (şiddetle kınama, reddetme ve hayret bildirme) amacıyla kullanıldığını aktarır. Lût peygamber, kavminin fiilinden habersiz değildir; o, bu soruyla onların eylemindeki akıl almazlığı ve fıtrat dışılığı yüzlerine çarpmaktadır.

        El-fâhişete (الْفَاحِشَةَ)

        Kelimenin kökü f-h-ş harfleridir. Başındaki harf-i tarif (el) ile belirli hale gelmiş, dişil formda bir isimdir. "O son derece çirkin işi, aşırılığı, mutlak ahlaksızlığı, hayasızlığı" manalarına gelir.

        İbn Fâris, f-h-ş kökünün asıl manasının "haddini aşan, ölçüyü kaçıran, insanın doğasına (fıtratına) ve aklına son derece itici ve çirkin gelen söz veya fiil" olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "fuhş/fâhişe" kavramının sadece cinsel bir sapma olmadığını; aklen, şer'an ve vicdanen çirkinliği apaçık olan, her türlü ahlaki sınırı (hüdûdullah) yıkan aşırı eylemleri kapsadığını belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde "fâhişe" kavramını incelerken, bunun salt bireysel bir günah (zenb veya seyyie) olmaktan ziyade, insan türünün ontolojik yapısına (fıtrata) açılmış bir savaş olduğunu analiz eder. Lût kavminin fiili, sıradan bir taşkınlık değil, evrensel ahlak yasasını kökünden tahrip eden bir "fâhişe"dir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin belirsiz (nekra) olarak değil, harf-i tarifle "el-fâhişe" şeklinde gelmesinin edebi ve felsefi gücünü tefsir eder. Harf-i tarif (lam-ı tarif), o fiilin herkesçe bilinen, spesifik, eşi benzeri görülmemiş o "malum çirkin iş" (eşcinsellik/tecavüz) olduğunu mühürler. İşlenen günah öylesine büyüktür ki, ismi anılmaya bile gerek duyulmadan sadece "o ahlaksızlık" denilerek zihinlerdeki iğrençliği canlandırılır.

        Ve entüm (وَأَنتُمْ)

        "Ve" bağlacı ile "entüm" (siz) ikinci çoğul şahıs zamirinin birleşimidir. Cümleyi yeni bir durum tasvirine bağlayan "vav-ı hâliye" (durum zarfı bağlacı) yapısıdır. "Halbuki siz, sizler o esnada öyle bir haldeyken" manasına gelir. Cümlenin devamındaki eylemin, gizlilikten çıkıp nasıl arsız bir toplumsal karaktere dönüştüğünü vurgulamak için kullanılır.

        Tubsirûn (تُبْصِرُونَ)

        Kelimenin kökü b-s-r harfleridir. İf'al babında, muzari (geniş/şimdiki zaman), ikinci çoğul şahıs (siz) fiilidir. "Görüyorsunuz, göz göre göre yapıyorsunuz, idrak ediyorsunuz" manalarına gelir.

        İbn Fâris, b-s-r kökünün asıl manasının "bir şeyi gözle açıkça görmek, idrak etmek, bilmek ve kesin bir bilgiye ulaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "basar/basiret" kavramının hem fiziksel gözle (optik) görmeyi hem de kalple/akılla o eylemin ne anlama geldiğini idrak etmeyi kapsayan bütünleşik bir şuur hali olduğunu tahlil eder.

        Angelika Neuwirth, bu fiilin Semud kıssasının sonundaki "lâ yeş'urûn" (farkında değillerdi) fiiliyle yarattığı teolojik kontrastı inceler. Semud kavmi azabın geldiğini hissetmezken; Lût kavmi işlediği günahın (fâhişenin) kötülüğünü, çirkinliğini ve fıtrata aykırılığını aslında biliyor, "görüyor" (tubsirûn) ancak bile isteye bu arsızlığa devam ediyordu. Eylem cehaletten değil, kasıtlı bir meydan okumadan doğuyordu.

        Dücane Cündioğlu, eylemin sosyolojik ve felsefi çöküşünü analiz eder. "Ve entüm tubsirûn" (göz göre göre, göre göre) ifadesi, günahın bireysellikten ve gizlilikten çıkarak "toplumsal bir meşruiyet" (aleniyet) kazandığını gösterir. Lût kavminin asıl trajedisi sadece cinsel sapması değil; utanç duygusunu (hayayı) tamamen yitirmeleri, bu fiili meclislerinde, sokaklarında, birbirlerinin "gözünün içine baka baka", utanmadan ve kınanmadan işleyecek kadar kurumsallaştırmalarıdır. Görme (basar) eylemi, ahlaki körlüğün en arsız biçimine dönüşmüştür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X