وَمَكَرُوا مَكْراً وَمَكَرْنَا مَكْراً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Neml Sûresi, 50. Ayet
Daralt
X
-
48. “O şehirde dokuz elebaşı vardı; bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, iyileştirme ve düzeltme cihetine gitmiyorlardı.”
49. “Allah’a and içerek aralarında şöyle konuştular: ‘Gece baskınıyla onu ve ailesini öldürelim, sonra velisine, ‘biz Sâlih ailesinin öldürülmesi sırasında orada değildik, gerçekten doğru söylüyoruz’ diyelim.’”
50. “Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan bir plan kurduk.”
O şehirde dokuz elebaşı vardı. Bazıları şöyle demişlerdir; “er-Raht” (رَهْطٍ) sadece üçten dokuza kadar olan topluluk için kullanılır. Bu sayıdan fazla ya da az olduğu zaman “ricâl” (رِجَالٌ) (adamlar) denir. Ebû Avsece dedi ki: “Raht” (الرَّهْطُ), nefer demektir. “Erâhıt” ve “erhut” çoğuludur. Sonra “raht” iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: Tâbilerden ve diğerlerinden dokuz kişi kastedilmiş olabilir. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, iyileştirme ve düzeltme cihetine gitmiyorlardı. İkincisi elebaşılardan dokuz nefer değil, onlardan her birinin kendilerine uyanlardan birer topluluğu vardı ve onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, iyileştirme ve düzeltme cihetine gitmiyorlardı.
Bunun, geleceğe yönelik olarak onların her daim bozgunculuk yapacaklarını ve asla inanmayacaklarını Allah’ın bildirmesi diye yorumlamak da mümkündür. Onların mevcut hallerini bildirme anlamına da gelebilir. Yani onlar an itibariyle bozgunculuk yapıyorlar ve günah işliyorlar. İyileştirme ve düzeltme cihetine gitmiyorlar. Yani her şeyin yolunda düzgün gitmesi için çaba sarfetmiyorlar. İbn Abbâs dedi ki: Bu dokuz kişi onların eşrafının çocukları idi. Onlar (Semûd halkının yurdu) Hicr’de idiler ve yoldan çıkmış (fâsık) kimselerdi. Birbirlerine şöyle dediler: Sâlih’i ve ailesini kesinlikle öldürelim sonra velisine, yani kavminden vârislerine “Onu biz öldürmedik” diyelim. Âyette buna işaret eden kısım şudur: Allah’a and içerek aralarında şöyle konuştular: “Gece baskınıyla onu ve ailesini öldürelim, sonra velisine, ‘Biz Sâlih ailesinin öldürülmesi sırasında orada değildik, gerçekten doğru söylüyoruz’ diyelim”. Onlar kendi aralarında yeminleştiler ve bir gece Sâlih’e geldiler, kendisini ve ailesini öldürmek üzere kılıçlarıyla yanına girdiler. O sırada Sâlih’in yanında koruma olarak Allah tarafından gönderilmiş birtakım melekler vardı. Melekler o topluluğu Sâlih’in evinde taşla öldürdüler. Bu da şu âyette anlatılan kısımdır: Onlar Sâlih ve ailesine yönelik böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan, yani yok edilecekleri hissine kapılmadan bir plan kurduk, yani onları helâk ettik.
Bazıları şöyle demişlerdir: Bu dokuz kişi kendi aralarında anlaşma yapıp deveyi boğazladıktan sonra Sâlih’e bir gece baskını yapıp, onu ve ailesini öldürmeyi kararlaştırdılar. Aralarında şöyle dediler; Eğer bu konuda bir husumet ortaya çıkar da iş dava konusu olursa yemin billah edip elbette onu öldürmediğimizi söyleyecek Biz Sâlih ailesinin öldürülmesi sırasında orada değildik diyeceğiz. Yani onların helâklerine tanık olmadık. Bu yoruma göre âyette takdim tehir vardır.
Bazıları şöyle demişlerdir: Bu dokuz kişi kavminin en şerlileri idi. Yanlarına şarap alarak mağaralardan birine gidip, orada içip içip sonra da Sâlih ve ailesine gece baskını yapıp hepsini öldüreceklerdi. Orada içtiler. O esnada üzerlerine kaya düştü ve orada azaba dûçar oldular. Onlar tuzak kurdular derken kastedilen işte budur. Yani Sâlih’i ve ailesini öldürmeyi planladılar. Biz de onlara oyun kurduk, yani kurdukları tuzağı başlarına çevirdik ve hak ettikleri cezalarını verdik. Yani onları hiç farkına bile varmadan helâk ettik.
“Lenübeyyitennehû ve ehlehû sümme lenekûlenne” (لَنُبَيِّتَنَّهُ وَأَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ) kelâm-ı cehlinin kırâati hakkında ihtilaf edilmiş, “nûn” harfi ile “lenübeyyitennehû” şeklinde okunursa, o takdirde bu söz onların kendi aralarında söyledikleri bir söz olur. Bazıları ise “tâ” harfi ile “Letübeyyitennehu” (لَتُبَيِّتَنَّهُ) şeklinde okumuşlardır. O takdirde söz elebaşların tâbilerine söylediği bir söz olur. “Leyübeyyitennehû” şeklinde “yâ” ile okuyanlar ise bu sözü Allah’ın onlara haber vermesi kabilinden sayarlar.
Yorumu Yorumla
-
Ve mekerû (وَمَكَرُوا)
Kelimenin kökü m-k-r harfleridir. Başındaki "ve" bağlaçtır. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Ve onlar bir tuzak kurdular, gizli bir plan yaptılar, suikast düzenlediler" manalarına gelir.
İbn Fâris, m-k-r kökünün asıl manasının "bir şeyi gizlemek, niyetini saklamak ve muhatabına fark ettirmeden ona zarar verecek sinsi bir hazırlık içine girmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mekr" kavramının bir kimseyi kendi maksadından ve yolundan gizli hilelerle çevirmek olduğunu açıklar. Dokuz kişilik çetenin Salih peygamberi geceleyin öldürmek için aralarında yeminleşmeleri (Neml 49), bu sinsi ve örtülü "mekr" eyleminin fiiliyata dökülmesidir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin sosyo-politik bağlamını tefsir eder. Semud kavminin aristokratik çetesi, peygamberi ortadan kaldırma kararını uluorta almamıştır. Suikastin faili meçhul kalması ve Salih'in kabilesiyle (velisiyle) kan davası çıkmaması için "mekr" yolunu (derin ve gizli operasyon metodunu) seçmişler, devletin/kabilenin yasal görünümünün ardına sığınarak karanlık bir komplo ağı örmüşlerdir.
Mekran (مَكْرًا)
Kelimenin kökü m-k-r harfleridir. Cümlede mef'ul-i mutlak (pekiştirici nesne) konumunda, belirsiz (nekra) ve tenvinli ismdir. "Büyük bir tuzakla, eşi görülmemiş bir hileyle, tam bir komployla" manalarına gelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ve belagat usulünde, eylemin (mekerû) hemen ardından aynı kökten gelen nekra bir masdarın (mekran) kullanılmasının; kurulan tuzağın sıradan bir plan olmadığını, şiddetini, ciddiyetini ve çetenin bu suikast planına ne kadar kusursuz bir şekilde hazırlandığını (mutlak pekiştirme) gösterdiğini aktarır.
Dücane Cündioğlu, bu kelimenin nekra (belirsiz/mutlak) formda gelmesini epistemolojik bir körlük üzerinden analiz eder. İnkarcı çete, kurdukları tuzağın (mekran) o kadar mükemmel, o kadar gizli ve aşılmaz olduğunu düşünüyordu ki, kendi zekalarına taparak mutlak bir kibir (uluvv) sarhoşluğuna düşmüşlerdi. Karanlıkta kurdukları planın, her şeyi gören mutlak aydınlık (Allah) tarafından bilinemeyeceği yanılgısına kapılmışlardı.
Ve mekernâ (وَمَكَرْنَا)
Kelimenin kökü m-k-r harfleridir. Başındaki "ve" atıf harfidir. Mazi (geçmiş zaman), birinci çoğul şahıs (biz) fiilidir. "Ve biz de bir tuzak kurduk, biz de onların planlarına karşı bir mukabelede bulunduk" manalarına gelir.
İbn Fâris, Allah'a nispet edilen "mekr" eyleminin, Yaratıcının isyankarları hiç beklemedikleri bir yerden, kendilerini en güvende hissettikleri anda ansızın yakalaması ve onların hilelerini kendi başlarına geçirmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın mekri (taktiği/planı) ile insanın mekri arasındaki farkı tahlil eder. İnsanın mekri çoğunlukla kötü niyetli (mezmûm) ve haksızken; Allah'ın mekri daima övülen (mahmûd), ilahi adaleti tesis eden ve zalimlerin tuzağını etkisiz hale getiren üstün bir stratejik müdahaledir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın edebi ve teolojik dilinde bu eylemin "müşâkele" (retorik simetri / aynı kelimeyle karşılık verme) sanatı çerçevesinde kullanıldığını muazzam bir şekilde inceler. Allah, beşeri anlamda sinsi bir "tuzak" kurmaz; O'nun buna ihtiyacı yoktur. Ancak Kur'an, müşriklerin kendi zekalarına (mekrlerine) duydukları o kibri yerle bir etmek için, ilahi cezayı kasıtlı olarak onların lügatinden bir kelimeyle (mekernâ) ifade eder. Bu, insan aklının sınırlı ve cılız hilesinin, ilahi aklın ve kaderin o devasa, kuşatıcı stratejisi karşısında nasıl bir hiçliğe dönüştüğünün (ontolojik ironinin) resmidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu mukabelenin kelamî boyutuna dikkat çeker. Dokuzlu çete geceleyin Salih'i öldürmek için yola çıktıklarında, Allah da onların helakını aynı gece, onlar daha hedeflerine ulaşamadan (veya mağaralarında saklanırken üzerlerine taş düşürerek) "mekernâ" (biz de bir karşı operasyon yaptık) diyerek sarsılmaz ve kusursuz bir adaletle infaz etmiştir.
Mekran (مَكْرًا)
Aynı kökten gelen (m-k-r) belirsiz ve tenvinli masdardır. "Öyle muazzam bir karşı planla, eşsiz bir stratejiyle." İnsanların "mekran" ifadesine karşılık, ilahi gücün "mekran" ifadesi terazinin ilahi kefesinin mutlak ağırlığını belirler.
Ve hüm (وَهُمْ)
"Ve" bağlacı ile "hüm" (onlar) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşimidir. Cümleyi yeni bir durum tasvirine bağlayan "vav-ı hâliye" (durum zarfı bağlacı) yapısıdır. "Halbuki onlar, onlar o esnada şöyle bir durumdayken" manasına gelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, buradaki vav-ı hâliyye'nin, ilahi karşı planın (helakın) devreye girdiği o saniyelik zaman diliminde, inkarcı çetenin içinde bulunduğu trajikomik ve acınası psikolojik durumu (gafleti) sahnelemek için kullanıldığını aktarır.
Lâ yeş'urûn (لَا يَشْعُرُونَ)
Kelimenin kökü ş-a-r harfleridir. Olumsuzluk edatı "lâ" ile muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilinin birleşimidir. "Farkında değillerdi, hissetmiyorlardı, şuurları kapalıydı" manalarına gelir.
İbn Fâris, ş-a-r kökünün asıl manasının "bir şeyi ince bir duyarlılıkla bilmek, kavramak ve hissetmek" olduğunu belirtir. Kıl (şa'r) kelimesi de inceliği sebebiyle bu köktendir. Şuur, bilginin sadece akılla değil, ince ve derin hislerle (sezgiyle) idrak edilmesidir. Râgıb el-İsfahânî, "şuur" kavramının, gizli ve ince olanı duyular yoluyla anlama kapasitesi olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin bu son formunu epistemolojik ve psikolojik bir çöküş olarak tefsir eder. Dokuz kişilik çete, kendilerini çok zeki, planlarını çok kusursuz sanıyordu. Ancak Allah'ın "mekri" (ilahi azap) onların üzerine inerken, en ufak bir tehlike sezgisi, bir his, bir idrak (şuur) kırıntısı bile yaşamadılar. "Lâ yeş'urûn" fiili, kibirle (istikbar) mühürlenmiş kalplerin ve akılların, mutlak hakikat ve ilahi müdahale karşısında nasıl körleştiğinin, duyargalarının nasıl iptal olduğunun kanıtıdır. Suikastçiler, tam avlarını vurduklarını düşündükleri o mutlak zafer ve güven anında, hiçbir şey "hissetmeden" (şuursuzca) yeryüzünden silinmişlerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla