قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Neml Sûresi, 47. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mucize, neml 47, neml suresi, semud kavmi, neml suresi 47. ayet, hz salih, allah, kavim, topluluk, halk, fitne, sınav, imtihan
-
“Şöyle cevap verdiler: ‘Sen ve beraberindekiler bize uğursuz geldiniz.’ Sâlih, ‘Başınıza gelenler Allah katındadır. Doğrusu siz imtihana çekilen bir topluluksunuz’ dedi.”
Şöyle cevap verdiler: “Sen ve beraberindekiler bize uğursuz geldiniz”. Yani senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. Kâfirler öteden beri Allah’ın peygamberlerine (s.a.) ve onlarla birlikte iman edenlere şöyle bir isnatta bulunmuşlardır: “Hep sizin meymenetsizliğiniz yüzünüzden uğursuzluğa uğradık”. Onların başlarına bir sıkıntı ve belâ geldiğinde onların kendilerine uğursuzluk ve şomluk getirdiklerini ileri sürerler ve şöyle derlerdi: “Bu başımıza gelen hep sizin uğursuzluğunuz yüzündendir”. Bolluk ve bereket olduğu zaman ise “Bu bize bizden, bizim sayemizde!” derlerdi. Bu, Mûsâ’nın kavminin ona söyledikleri sözdür: “Onlara bir iyilik (bolluk, bereket) gelince “Bu bizim hakkımızdır” derler.. ”. Mekke halkı da Hz. Peygamber’e (s.a.) aynı şekilde demişlerdi; “Kendilerine bir iyilik dokunsa ‘Bu Allah’tan’ derler, başlarına bir kötülük gelince de ‘Bu senden’ derler!”. Onlar başlarına gelen belâ ve sıkıntılar yüzünden Hz. Peygamber’i uğursuzlukla suçlarlar, her türlü olumsuzluğu hep onun putperestliği eleştirmesinden bilirlerdi. Allah, resûlüne bunu bildirdi ve onlara şöyle demesini emretti: “De ki: ‘Hepsi Allah’tandır’”. Yani bolluk, bereket ve sıkıntı namına her ne varsa hepsi Allah’tandır. Onları gönderen bizzat O’dur, ben değilim. Buna göre başınıza gelenler Allah katındadır. Bu ilâhı beyan şöyle yorumlanır: Başınıza inen ve size isabet eden sıkıntı ve bolluk namına her ne varsa o ancak Allah’ın katından iner; onları ne benden ne de kendinizden bilin! Ya da şöyle denir: Âhirette başınıza gelecek azap ancak ve ancak sizin dünyada iken beni yalancılıkla itham etmeniz yüzündendir. Ya da şöyle: Sizin uğursuzluğunuz, yani sizin uğursuzluğunuzun cezası Allah katındadır; O buna sebep sizi isterse dünya azabı ile isterse âhiret azabı ile cezalandırır.
Doğrusu siz imtihana çekilen bir topluluksunuz dedi. Bu cümlenin söz başı olması mümkündür. Yani işlediğiniz amellere karşılık olmaksızın bazen sıkıntı ile bazen de bolluk ile sınanırsınız. Şöyle yorumlanması da mümkündür: Dünyada iken işlemiş olduğunuz amellere karşılık olarak azap görürsünüz. Yani yaptığınız amellerden dolayı azap görürsünüz. Ebû Avsece şöyle dedi: Uğursuzluğunuz Allah katındadır meâlindeki beyanda Allah şunu açıklıyor: Sizin uğursuzluğunuzu ve neyi uğursuz saydığınızı en iyi Allah biliyor. İbn Kuteybe şöyle dedi: Uğursuzluğunuz Allah katındadır, yani bunun benimle ilgisi yok, o ancak ve ancak Allah katındadır. Bizim belirttiğimiz de budur.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Dediler, (Salih peygambere) şöyle karşılık verdiler" manasına gelir.
İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "zihindeki düşünceyi sese büründürerek dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kavramının sıradan bir ses (savt) olmadığını; inanç, niyet ve irade barındıran kurgulu ifadeler olduğunu açıklar. Salih peygamberin "Neden iyilik dururken kötülükte acele ediyorsunuz?" (Neml 46) şeklindeki rasyonel ve şefkatli uyarısına, Semud kavminin verdiği bu kolektif (kâlû) cevap, meclisteki inkârcı grubun (ferîk) kendi aralarında mutabakata vardıkları resmî ve düşmanca bir siyasi söylemdir.
İttayyernâ (اطَّيَّرْنَا)
Kelimenin kökü t-y-r harfleridir. Aslı "tetayyernâ" olup tefe'ul babındayken ifti'al/iffi'al formuna dönüşmüş, mazi (geçmiş zaman), birinci çoğul şahıs (biz) fiilidir. "Uğursuzluk saydık, senin yüzünden başımıza kötü şeyler geldiğine inandık, şom ağızlılık ettik" manalarına gelir.
İbn Fâris, t-y-r kökünün temel manasının "havada uçan canlı (kuş) ve uçmak" olduğunu açıklar. Antik Araplarda bir işe girişmeden önce kuşların uçuş yönüne bakarak fal açma ve iyi/kötü mana çıkarma (zcr) âdeti yaygındı. Kuş sola uçarsa bu "tatayyur" (uğursuzluk) sayılırdı. Zamanla bu kelime, kuşlardan bağımsız olarak hayattaki her türlü felaketi batıl bir nesneye veya kişiye bağlama eyleminin lügat karşılığı olmuştur.
Râgıb el-İsfahânî, "tatayyur" kavramını epistemolojik bir sapma olarak tahlil eder. İnsanın kendi ahlaki çöküşünden veya doğal yasalardan kaynaklanan bir felaketi (kıtlık, hastalık), kendi sorumluluğundan kaçarak dışsal bir nesneye veya "uğursuz" ilan ettiği bir şahsa bağlamasıdır.
Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemi ahlakında kuş falı (tatayyur) ile peygamberin tevhid inancı arasındaki ontolojik çatışmayı inceler. Pagan zihniyeti, evrendeki olayları kör tesadüflere, gizemli doğa ruhlarına ve uğursuzluklara bağlarken; tevhid, her olayı mutlak ve şuurlu bir iradeye (Allah'a) bağlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Semud kavminin bu eylemini sosyo-ekonomik bir bağlamda tefsir eder. Salih'in peygamberliği döneminde Semud diyarında yaşanan ciddi kuraklık, kıtlık ve ekonomik krizleri (başlarına gelen seyyieyi), kavmin egemenleri kendi adaletsizliklerine değil, doğrudan Salih'in "uğursuz" tebliğine fatura ederek onu bir günah keçisine dönüştürmüşlerdir.
Bike (بِكَ)
"Bi" (ile, yüzünden, sebebiyle) harf-i ceri ve "ke" (sen) muhatap zamirinin birleşimidir. "Senin yüzünden, senin sebebinle" manasına gelir. Kavmin bütün nefreti ve ekonomik krizin faturası doğrudan peygamberin şahsına yöneltilmiştir.
Ve bimen (وَبِمَن)
"Ve" (bağlaç), "bi" (ile, yüzünden) harf-i ceri ve "men" (kimse) ism-i mevsulünün birleşimidir. "Ve o kimseler yüzünden ki..." manasına gelir.
Meake (مَّعَكَ)
"Mea" (birlikte, beraber) zarfı ile "ke" (sen) zamirinin birleşimidir. "Seninle beraber olanlar, sana inananlar" manasına gelir.
Dücane Cündioğlu, kavmin bu ötekileştirici tavrını sosyolojik olarak analiz eder. Egemen sınıf (kâfirler), sadece Salih'i değil, onun etrafında toplanan, o güne kadar toplumun görünmez köleleri veya sıradan bireyleri olan o zayıf müminler grubunu da hedefe koymuştur. Kavme göre ülkedeki düzenin, refahın ve "birlik" masalının bozulmasının sebebi, tevhid davasını omuzlayan bu yeni ve "uğursuz" azınlıktır.
Kâle (قَالَ)
Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Mazi, üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Dedi, (Salih onlara) şöyle cevap verdi."
Tâirukum (طَائِرُكُمْ)
Kelimenin kökü t-y-r harfleridir. İsm-i fail olan "tâir" (uçan şey, kuş, nasip, kader, uğur/uğursuzluk) kelimesi ile "kum" (sizin) çoğul muhatap zamirinin birleşimidir. "Sizin kuşunuz, sizin gerçek kaderiniz, asıl uğursuzluğunuz" manalarına gelir.
İbn Fâris, t-y-r kökünden türeyen "tâir" kelimesinin aslen uçan canlı demek olduğunu; ancak mecazen insanın boynuna dolanan, ondan ayrılmayan ve kendi elleriyle kazandığı "kaderi, ameli ve nasibi" ifade etmek için kullanıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tâir" kavramının felsefi boyutunu tahlil eder. Kur'an, müşriklerin inandığı o havada uçan fiziksel "kuş" metaforunu alır ve onu insanın kendi içine, ahlaki iradesine çevirir. İnsanın tâiri (uğursuzluğu veya şansı), dışarıdaki bir peygamberde veya bir hayvanda değil; bizzat kendi işlediği günahlarda, isyanında ve kendi karakterindedir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Salih peygamberin tebliğ metodundaki belagat inceliğine dikkat çeker. Salih, kavmine felsefi bir nutuk çekmek yerine, onların inandığı batıl kavramı (tatayyur/kuş falı) kendi dilleriyle onlara geri yansıtır. "Sizin uçurduğunuz o kuş, benim yüzümden değil, kendi yüzünüzdendir" diyerek onların sığ inancını kendi lügatleriyle parçalar.
İndellâhi (عِندَ اللَّهِ)
Mekân veya aidiyet bildiren "inde" (katında, yanında, tasarrufunda) zarfı ile Yaratıcının özel ismi olan "Allah" kelimesinin birleşimidir. "Allah'ın katındadır, Allah'ın mutlak takdirindedir" manasına gelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ve kelam ilminde bu ifadenin evrensel nedenselliği (illiyet) mutlak tevhide bağlayan bir düstur olduğunu aktarır. Uğursuzluk (veya kör tesadüf) diye bir şey yoktur; dünyada yaşanan kuraklık, nimet veya bela, tamamen mutlak bilgi ve irade sahibi olan Yaratıcının (Allah'ın) hikmetli yasalarına ve takdirine (kader) bağlıdır. Angelika Neuwirth, bu cümlenin pagan determinizmine (körü körüne talihe/kismete inanmaya) karşı atılmış en büyük tevhidi ve özgürleştirici slogan olduğunu tahlil eder.
Bel (بَلْ)
Arapçada idrab edatıdır. Önceki cümlenin veya muhatabın iddiasının yanlışlığını kesin olarak iptal edip, cümlenin rotasını tam zıt ve asıl hakikate çeviren bağlaçtır. "Aksine, bilakis, hayır sizin sandığınız gibi değil" manalarına gelir.
Entüm (أَنتُمْ)
İkinci çoğul şahıs ayrık (munfasıl) zamiridir. "Siz, bizzat sizler" manasına gelir. Vurguyu Salih'ten alıp doğrudan muhatapların kendi ahlaki durumlarına kilitler.
Kavmun (قَوْمٌ)
Kelimenin kökü k-v-m harfleridir. "Topluluk, yığın, halk" manasına gelir. (Belirsiz/nekra gelmesi, onların içinde bulundukları o tuhaf ve sapkın sosyolojik hali vurgular).
Tüftenûn (تُفْتَنُونَ)
Kelimenin kökü f-t-n harfleridir. Muzari (geniş/şimdiki zaman), meçhul (edilgen), ikinci çoğul şahıs (siz) fiilidir. "İmtihan ediliyorsunuz, sınanıyorsunuz, belalarla ve nimetlerle test ediliyorsunuz" manalarına gelir.
İbn Fâris, f-t-n kökünün asıl manasının "altını veya gümüşü ateşe atarak eritmek, böylece içindeki cürufu, sahte ve pis olan kısımları saf madenden ayırmak" olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kavramının dini terminolojideki karşılığını muazzam bir şekilde tahlil eder. Allah'ın insanları fitneye (sınava) tabi tutması, onların başlarına zorluklar, kuraklıklar veya büyük zenginlikler (ateşler) vererek; içlerindeki o gerçek iman cevherini inkar cürufundan ayırmasıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde bu ayetin sonundaki "tüftenûn" kelimesinin, Semud kavminin iddia ettiği "uğursuzluk" (tatayyur) kavramını nasıl çökerttiğini analiz eder. Başa gelen belalar veya krizler anlamsız, kör bir uğursuzluk veya büyü değildir; onlar ilahi birer "fitnedir" (testtir). Allah, Semud kavmini kuraklıkla veya Salih'in gelişiyle sarsarak onları ontolojik bir sınava sokmuştur. Eğer Yaratıcının bu imtihan ateşinden "şükür ve tövbeyle" (istiğfarla) çıkarlarsa saf altın olacaklar; Salih'i uğursuz sayıp inkâr ederlerse cüruf olarak ayrılıp helak edileceklerdir. Salih peygamber, cümleyi bu meçhul fiille bitirerek, onların şu an ilahi bir potada kaynadıklarını kendilerine dehşetli bir şekilde ilan etmiştir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla