Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 41. Ayet

    قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle nekkirû lehâ ‘arşehâ nenzur etehtedî em tekûnu mine-lleżîne lâ yehtedûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “‘Onun tahtını tanıyamayacağı bir hale getirin; bakalım gerçeği anlayacak mı yoksa anlamayanlardan mı olacak?’ dedi.”

      “Onun tahtını tanıyamayacağı bir hale getirin... Müfessirler şöyle dedi: “Nekkirû” (نَكِّرُوا) demek tahtını onun tanıyamayacağı hale getirin, değiştirin demektir. Sanki o, tahtın üzerinde bulunan birtakım şeylerin kaldırılmasını ya da bazı şeylerin eklenmesini emretmiş ve bu şekilde kraliçeyi sınamak istemişti, bakalım tahtını tanıyabilecek mi yoksa tanımayacak mı? “el-Münker” (الْمُنَكَّرُ) tanınmayan demektir. Nitekim şu İlâhî beyanlarda bu anlamda kullanılmıştır: “(İbrahim içinden) ‘Hiç de tanıdık kimseler değil’ diye geçirmişti”; “Ona el uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü”. Yani onları tanımadı. Onun Tahtını değiştirin. Bu ifade mâna bakımından aslında “nekkirû ‘arşehâ” (نَكِّرُوا عَرْشَهَا) Tahtını değiştirin şeklinde olup “lehâ” (لَهَا) kısmı zait gibidir. Tahtını değiştirin, tanıyamayacağı bir hale getirin. Ancak “Lehâ”, “li ecliha” (لِأَجْلِهَا) anlamında olursa, yani “onun (sınanması) için değiştirin” anlamı kastedilirse dil bakımından o zaman yerinde olur. Belli ki bu anlam kastedilmiştir.

      Bakalım gerçeği anlayacak mı yoksa anlamayanlardan mı olacak? dedi. Müfessirler şöyle dedi: Onun kendi tahtı olduğunu anlayabilecek mi yoksa anlayamayacak mı? Şöyle bir anlam da mümkündür: Acaba o, Allah’ın dinine ve O’nun birliğini tasdik etme inancına ulaşabilecek mi yoksa Allah’ın dinine yol bulamayacak mı? Bakalım.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nekkirû (نَكِّرُوا)

        Kelimenin kökü n-k-r harfleridir. Tef’il babında, muhatap çoğul emir fiilidir. "Tanınmaz hale getirin, başkalaştırın, belirsizleştirin" manalarına gelir.

        İbn Fâris, n-k-r kökünün asıl manasının "marifetin (tanımanın/bilmenin) zıttı; bir şeyin bilinen halinden çıkıp yabancılaşması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tenkîr" eyleminin bir nesnenin üzerindeki ayırt edici özellikleri değiştirerek, zihnin onu hemen teşhis etmesini engellemek olduğunu tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Süleyman peygamberin bu emrini (nekkirû) bir "epistemolojik test" olarak tefsir eder. Süleyman, tahtın sadece fiziksel olarak getirilmesiyle (Neml 40) yetinmemiş; onun üzerinde küçük estetik ve yapısal değişiklikler yapılmasını isteyerek, Seba Kraliçesi’nin zihinsel keskinliğini, eşyaya bakışındaki derinliğini ve "tanıma" (marifet) kapasitesini ölçmeyi hedeflemiştir.

        Lehâ (لَهَا)

        "Li" (için, ona) harf-i ceri ile "hâ" (o kadın/Kraliçe) dişil zamirinin birleşimidir. "Onun için, ona yönelik olarak" manasına gelir.

        Arşehâ (عَرْشَهَا)

        Kelimenin kökü a-r-ş harfleridir. "Arş" (taht) ismine "hâ" (onun) zamiri eklenmiştir. "Onun tahtını" manasındadır.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kralların oturduğu yüksek makamdan hareketle, devletin izzetini ve mutlak otoritesini simgelediğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, Süleyman’ın tahtı "nekkirû" (başkalaştırın) demesinin, Kraliçe’nin kendi egemenlik sembolüyle (arşıyla) arasındaki bağı sorgulatacak bir yabancılaşma deneyi olduğunu vurgular.

        Nenzur (نَنظُرْ)

        Kelimenin kökü n-z-r harfleridir. Muzari (geniş/şimdiki zaman), birinci çoğul şahıs (biz) fiilidir. Emir (nekkirû) fiiline cevap olarak geldiği için sonu cezimli okunur. "Bakalım, görelim, inceleyelim" manalarına gelir.

        İbn Fâris, n-z-r kökünün "gözle bakmak, düşünmek ve kavramak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nazar" kavramının sadece optik bir bakış olmadığını; basiretle, akılla ve tecrübeyle bir durumun sonucunu tartmak olduğunu tahlil eder. Süleyman’ın "biz bakalım/görelim" (nenzur) demesi, olayın bir deneye ve gözleme dayalı adli/teolojik bir "test" aşamasına geçtiğini gösterir.

        E-tehtedî (أَتَهْتَدِي)

        Kelimenin kökü h-d-y harfleridir. Başındaki "e" (hemze) soru edatıdır. İfti’al babında muzari, üçüncü tekil şahıs dişil fiilidir. "Doğruyu bulacak mı, tanıyabilecek mi, hidayete erecek mi?" manalarına gelir.

        İbn Fâris, h-d-y kökünün "şefkatle yol göstermek, bir hedefe varmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihtidâ" eyleminin kişinin kendi iradesi ve dikkatiyle doğru istikameti, doğru cevabı veya doğru inancı bulma süreci olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, bu kelimenin çift katmanlı anlamını analiz eder. Süleyman, Kraliçe’nin hem fiziksel olarak kendi tahtını "tanıyıp tanımayacağını" (tehtedî) hem de bu mucizevi işaret üzerinden mutlak yaratıcıyı bulup "hidayete erip ermeyeceğini" (tehtedî) aynı kavramla sorgulamaktadır. Eşyayı tanımak, hakikati tanımanın (hidayetin) ilk basamağıdır.

        Em (أَمْ)

        Arapçada "yoksa, ya da" manalarına gelen, özellikle soru cümlelerinde iki zıt ihtimali birbirine bağlayan atıf (bağlaç) edatıdır.

        Tekûnu (تَكُونُ)

        Kelimenin kökü k-v-n harfleridir. Muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü tekil şahıs dişil nâkıs fiildir. "Olacak mı, olacaklardan mıdır?" manasına gelir.

        Mine'llezîne (مِنَ الَّذِينَ)

        "Min" (den/dan) harf-i ceri ve ism-i mevsulün (ellezîne) birleşimidir. "O kimselerden ki..." manasına gelir.

        Lâ Yehtedûn (لَا يَهْتَدُونَ)

        H-d-y kökünden muzari, üçüncü çoğul şahıs fiili ve "lâ" olumsuzluk edatıdır. "Hidayeti bulamayanlar, doğruya ulaşamayanlar" manasına gelir.

        Dücane Cündioğlu, bu ayetin sonundaki "lâ yehtedûn" (hidayet bulamayanlar) ifadesinin epistemolojik bir eleştiri olduğunu belirtir. Eğer Kraliçe, başkalaştırılan (tenkir edilen) tahtını tanıyamazsa; o, sadece kendi eşyasına yabancı kalmış bir kral değil, aynı zamanda varlığın işaretlerini (ayetleri) okuyamayan, hakikat bilgisinden yoksun "kör" bir zihniyetin (paganizmin) temsilcisi olarak tescillenecektir. Süleyman, Kraliçe’nin zeka düzeyini ve manevi kavrayış potansiyelini bu keskin teraziyle (em / yoksa) tartmaktadır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X