Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 35. Ayet

    وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-innî mursiletun ileyhim bihediyyetin fenâziratun bime yerci’u-lmurselûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Ben bunlara bir hediye göndereceğim, sonra bakacağım elçiler ne ile dönecekler?”

      Ben bunlara bir hediye göndereceğim, sonra bakacağım elçiler ne ile dönecekler? Belkıs’ın şöyle dediği nakledilmiştir: Bu konuda benim bir düşüncem var. Eğer o dünya düşkünü biri ise o takdirde onu mal ile razı ederiz, bize karşı sükût eder ve kötülüğünü üzerimizden çeker. Yok, öyle değil de nebi ise o zaman bizim hediyemizi kabul etmez ve biz de durumu anlarız. Kraliçe düşündüğünü yaptı ve ona birtakım hediyeler gönderdi. Süleyman onları kabul etmedi, böylece anladı ki o nebidir. Onun bu yaptığı, konu ile ilgili güzel bir tedbir, yerinde bir görüş ve başvurulan bir çare idi. O bu şekilde durup sonucu bekledi ve kavminin kendisine işaret ettiği doğrultuda savaş hazırlığına koyulmadı. İbn Abbâs şöyle dedi: Belkıs, Süleyman’ın mektubu kendisine gelince bu konuda kavmiyle istişare etti ve onlara cevaplarının ne olacağını sordu. Onlar da kendisine mâlum cevabı verdiler. Belkıs dedi ki: Ona bir hediye göndereceğim. Eğer onu kabul ederse o bir kraldır; onunla savaşırım. Yok, kabul etmezse o bir nebidir, ona tâbi olurum”.

      Ebû Avsece dedi ki: “Fe nâzıratün” (فَنَاظِرَةٌ). Bu kelime ona mühlet verdim anlamındaki “Enzartühû nızraten” (أَنْظَرْتُهُ نِظْرَةً) kullanımı gibidir. “en-Nızratü” (النِّظْرَةُ) özellikle borç ile ilgili olarak kullanılır ve mühlet vermek demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve İnnî (وَإِنِّي)

        "Ve" bağlacı ile cümleye kesinlik kazandıran tahkik edatı "inne" ve birinci tekil şahıs zamiri "yâ" (ben) kelimesinin birleşimidir. "Ve şüphesiz ben, işte bu yüzden ben" manalarına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının kişinin vereceği karardaki tereddütsüzlüğü ve kesin iradeyi yansıtmak için kullanıldığını belirtir. Kraliçe, generallerinin savaş çığlıklarına (Neml 33) ve kralların yıkıcı doğasına dair yaptığı sosyolojik tespite (Neml 34) dayanarak; meclisteki tartışmayı tamamen kendi inisiyatifiyle ve sarsılmaz bir kararlılıkla (innî) sonlandırdığını bu edatla beyan eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulünde bu gramatik başlangıcın, devletin nihai diplomatik rotasının doğrudan sivil otorite (Kraliçe) tarafından çizildiğini gösterdiğini aktarır.

        Mursiletun (مُرْسِلَةٌ)

        Kelimenin kökü r-s-l harfleridir. İf'al babında, dişil (müennes) ism-i fail (etken ortaç) formundadır. "Gönderen, yollayan, elçi çıkaran" manalarına gelir.

        İbn Fâris, r-s-l kökünün asıl manasının "yumuşaklık, serbest bırakmak, birini bir vazifeyle yönlendirmek ve peş peşe gitmek" olduğunu açıklar. Katı ve sert olanın zıttıdır. Rüzgarın yumuşakça esmesine de bu kökten hareketle "resl" denir. Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin sıradan bir nesneyi fırlatmak değil, bir kişiyi belirli bir mesaj, görev veya takdim ile (bilinçli olarak) muhataba yönlendirmek olduğunu belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin siyasi ve felsefi kökenine dikkat çeker. R-s-l kökündeki "yumuşaklık" esası, Kraliçe'nin askeri meclisinin "şedîd" (sert/amansız) savaş beklemesinin tam karşısına yerleştirilmiş stratejik bir zıtlıktır. Kraliçe, kılıçların sertliğini (be's), diplomasinin ve aklın "yumuşak gücüyle" (irsâl/mursile) bertaraf ederek devleti yıkımdan kurtaran muazzam bir kadın/lider bilgeliği sergilemektedir.

        İleyhim (إِلَيْهِمْ)

        "İlâ" (-e, -a, -e doğru) yönelme bildiren harf-i cer ile "hum" (onlar) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşimidir. "Onlara, onların bulunduğu tarafa" manasına gelir.

        Bi Hediyyetin (بِهَدِيَّةٍ)

        Kelimenin kökü h-d-y harfleridir. "Bi" (ile) harf-i ceri ve "hediye" kelimesinin birleşimidir. "Bir hediye ile, bir armağan vasıtasıyla" manasına gelir.

        İbn Fâris, h-d-y kökünün iki temel manası olduğunu belirtir: Birincisi "öne düşüp yol göstermek, rehberlik etmek"; ikincisi ise "birine lütufta bulunmak, ikram etmek ve armağan sunmak". Hediyeye bu ismin verilmesi, kalpleri birbirine yöneltip yakınlık (dostluk) yolunu açmasındandır. Râgıb el-İsfahânî, "hediyye" kavramının, muhatabın sevgisini kazanmak, öfkesini dindirmek veya niyetini tartmak amacıyla karşılıksız sunulan değerli eşya olduğunu tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin devletler arası diplomasideki "siyasi rüşvet, haraç veya psikolojik test" işlevini tefsir eder. Kraliçe'nin gönderdiği hediye, sıradan bir nezaket göstergesi değildir. Bu, Süleyman'ın dünyevi bir emperyalist mi (altına ve mala tamah eden bir kral mı) yoksa gerçekten davası uğruna taviz vermeyen ilahi bir elçi mi olduğunu anlamak için kurulmuş kusursuz bir istihbarat tuzağıdır.

        Gabriel Said Reynolds, Antik Yakındoğu siyasi tarihindeki hediyeleşme ritüellerine değinerek; güçlü bir krallığın (Süleyman'ın) tehdidi altındaki bir devletin (Seba'nın) altın veya mücevher göndermesinin, o dönemde zımni bir "haraç ödeme" ve barış satın alma çabası olarak okunduğunu, Kraliçe'nin bu hamleyle zaman kazanmayı hedeflediğini aktarır.

        Fe Nâzıratun (فَنَاظِرَةٌ)

        Kelimenin kökü n-z-r harfleridir. Başındaki "fe" (takip ve sonuç bildiren bağlaç) ile dişil ism-i fail olan "nâzıra" kelimesinin birleşimidir. "Bunun üzerine bakacağım, bekleyeceğim, gözlemleyeceğim" manalarına gelir.

        İbn Fâris, n-z-r kökünün "gözle bakmak, bir şeyi müşahede etmek, beklemek ve tefekkür etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nazar" kavramının sadece optik bir eylem (görme) olmadığını; aklın ve basiretin olayların arka planını okumak, sonucun ne olacağını analitik olarak "beklemek ve tartmak" eylemi olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin bu ism-i fail (nâzıratun) formunda kullanılmasının felsefi değerini inceler. Kraliçe, hediyeyi gönderip köşesine çekilen pasif bir figür değildir. O, süreci adım adım izleyen, verileri toplayan ve karşı tarafın reflekslerine göre bir sonraki hamlesini kurgulayan "aktif bir gözlemci" (nâzıra) konumundadır. Bu eylem, fevri kararlar alan generallerine karşı, rasyonel devlet aklının "bekle ve gör" (tahkikat) stratejisini simgeler.

        Bime (بِمَ)

        Soru edatı olan "mâ" (ne, neyi) kelimesinin başına "bi" (ile) harf-i cerinin gelmesiyle oluşmuştur. Arapça dilbilgisi kuralı gereği, harf-i cerden sonra gelen soru edatının (mâ) sonundaki elif harfi düşer ve "bime" şeklinde yazılır. "Ne ile, hangi cevapla, nasıl bir tepkiyle" manasına gelir.

        Yerci'u (يَرْجِعُ)

        Kelimenin kökü r-c-a harfleridir. Muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Döner, geri dönecek" manasına gelir.

        İbn Fâris, r-c-a kökünün asıl manasının "bir şeyin başladığı ve çıktığı yere tekrar geri dönmesi" olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" kavramının sadece fiziksel olarak bir mekana dönmek olmadığını; aynı zamanda gönderilen bir mesaja veya sunulan bir teklife karşılık olarak verilen "cevabın/tepkinin geri gelmesi" manasını da taşıdığını belirtir. Kraliçe, sadece elçilerinin fiziksel bedenlerinin dönmesini değil, Süleyman'ın zihniyetini deşifre edecek o "siyasi cevabın" dönmesini beklemektedir.

        el-Murselûn (الْمُرْسَلُونَ)

        Kelimenin kökü r-s-l harfleridir. Başındaki harf-i tarif (el) ile belirli hale gelmiş, if'al babında, ism-i mef'ulün (edilgen ortaç) kurallı eril çoğul formudur. "Gönderilenler, elçiler, heyet" manalarına gelir.

        İbn Fâris, r-s-l kökünün "yumuşaklık, ardı ardına gitmek ve bir mesajla yönlendirilmek" olduğunu belirtir. İsm-i mef'ul yapısı, bu kişilerin kendi başlarına değil, Kraliçe'nin mutlak iradesiyle yetkilendirilmiş resmi görevliler olduğunu gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sözlüğünde "mursel / resûl" kavramının ağırlıklı olarak Allah tarafından gönderilen "peygamberler" için kullanıldığını; ancak bu ayette kelimenin tamamen dünyevi, seküler ve politik bir bağlamda "devletin diplomatik elçileri" manasında kullanılarak kavramın etimolojik kökenindeki o "resmi görevli" vurgusunun korunduğunu analiz eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul ve ihtişamlı formuna (el-murselûn) dikkat çeker. Kraliçe, Süleyman'a hediyeyi sıradan ulaklarla veya kervancılarla göndermemiştir. Gönderilenler, devleti temsil yeteneğine sahip, iyi giyimli, Süleyman'ın sarayındaki tepkileri analiz edebilecek istihbari zekaya sahip üst düzey bir "diplomatik heyettir". Kraliçe'nin asıl amacı, Süleyman'ın bu görkemli elçilik heyetine (ve rüşvete) karşı takınacağı tavrı ölçerek onun ontolojik kimliğini (Kral mı yoksa Peygamber mi olduğunu) kesin olarak tespit etmektir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X